Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NASIL İÇİNİZE SİNDİRDİNİZ?

UBP’nin en yüce demokratik organı olması gereken kurultayını yarıda kesip, kimsenin izah edemediği bir şekilde adayların geri çekilmesi, sadece halkta değil, UBP’nin bizzat milletvekileri  tarafından da şaşkınlıkla, hatta kızgınlıkla karşılandı…

Bakın şimdi; en genç milletvekillerinden Özlem Gürçağ:

“Bunun gerekçesini yüzde yüz bilen sadece iki kişidir, onlar da adaylıktan çekilen isimlerdir… Tam göğüsleme noktasına gelmişken yarıştan çekilmek manalı geliyor…Liderlik vasıflarını taşıyorsanız etraftan gelen baskılara geçit vermemek lazım”.

Bu da başka bir milletvekili, Menteş Gündüz:                                                                                                  “Kurultayın ikinci turunun iptal edilmesi kararı tabanda büyük bir üzüntü yarattı… Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın saraya gitmeden önce hükümet kurma görevi için vekalet vermesi gerekirdi. Bu konuda öncesinde de ikazda bulundum. Gömleğin düğmeleri ters iliklendi. Bugünlere geldik… UBP tabanından ciddi ses geldi”.

Kurultayın divan başkanı Zorlu Töre:

“Ben toplantıya gittiğimde şok oldum… Partiyi kim bölebilirdi. Ben böyle bir tehlike görmedim de duymadım da. Bir takım soru işaretleri meydana geldi… Sucuoğlu ve Taçoy’un adaylıktan çekilmesi ve kurultayın iptal edilmesi kolay kolay unutulamayacak… Ben hala şoku ve üzüntümü atlatmadım”.

Bunlar milletvekilleri. Tabandan da benzer sesler çıktı, hatta istifalar oldu. Böyle dediler ama “haberim yoktu, şok oldum, üzüldüm, açıklama yapsınlar” falan diyen aynı milletvekilleri, projeyi öğrenir öğrenmez kuzu kuzu ayağa kalkıp o şaşırdıkları, üzüldükleri, doğru bulmadıkları kararı alkışladılar. O da yetmedi, kürsüye çıkıp o meşhur pozu verdiler.

Hem yapılanın doğru olmadığını en açık şekilde söyleyeceksin, iradenin senden habersiz yok edildiğini “haberim olmadı” diyerek ifade edeceksin, sonra da hiç sorgulamadan yapılanı alkışlayacaksın.

Ve sonucuna da itiraz etmeyecek, ansızın Ersan Saner’in parti iradesine müdahale edilerek başa getirilmesini de alkışlamaya devam edeceksin…

Bu nasıl bir ikiyüzlülüktür ki?

Nasıl içinize sindirdiniz bunları?

Bu ikiyüzlülüğü yapanların bu topluma vereceği ne olabilir? Olsa olsa benzer projeleri de aynı heyecanla ve yine hiç sorgulamadan onaylamak olabilir.

İşte tehlike budur…

İşte Kıbrıs Türkünün hangi partiden olursa olsun, külahını önüne koyup karar vermesi zamanıdır. Bu devletin ve demokrasisinin kurumlarını temelinden sarsacak yeni oldu bittileri tahmin etmek zor değil. Bugün yaptıkları başlangıçtır ve arkasını getirmek için her yolu deneyecekleri de kesindir…

Herkesin buna göre tutumunu ve duruşunu açık ve net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Bu bir mücadeledir. Ya bu mücadelede en açık ve net duruşunuzla, parmağınızın arkasına saklanmadan yer alacaksınız, ya da seyredip, suça ortak olacaksınız…

Önemli bir yol ayrımındayız. Bu iş geçmişteki gibi hükümet kurup bozmaya benzemez.

Demokrat güçler, kendi varlık ve iradelerine sahip olma yolunda, işin ciddiyetine uygun bir tavır ortaya koymak zorundadırlar…

YERİN KULAĞI VAR

HEM NALA HEM MIHA:

İŞAD adına Yönetim Kurulu’ndan bir üye açıklama yapmış. Adı Metin Yılgın. Ekonomik sorunları sıralamış, ülke yangın yeri demiş ama devam etmiş, “İçerdeki hesaplaşmalar görmezden gelinip dışarıdan müdahale yalan kalkanının ardına saklanılıyor”. Yapma yahu. Kim yapıyor bunu? Tabii ki muhalefet değil mi? Peki o zaman bu cümle ne? “Bu sistemi bize dayatan, dayatmaya çalışan, dayatmayı aklından geçiren her kim olursa olsun, o kişiyi bu siyaset tarihinin çöplüğüne gömmeliyiz”. Bunu da mı “müdahale var” diyenler yapıyor. Vazgeçin… Açık konuşmaya cesaret edemiyorsunuz, böylesi komik hallere düşmeyin bari…

 

NASIL SİNDİRECEKSİNİZ:

Hakkında onlarca dava dosyası bulunan, dokunulmazlığı kaldırılan Hüseyin Özgürgün’ün, KKTC’ye gelip tekrardan siyasete atılacağı ve önemli görevlere getirileceği konuşuluyor. Ey UBP’liler,

Parti kurultayına yapılan darbeyi içinize sindirebildiniz de “kurtarıcı” olarak bunu nasıl sindireceksiniz çok merak ederim. Ne soda, ne ENO buna çare olmaz.

 

BU NEYİN AKLI:

Sindirim sorunu yaşayan UBP’lilerin rahatlamak için, “birlik beraberlik ve bölünme değil bütünleşme” safsataları, kendi kendilerini kandırmaktan öte işe yaramıyor. Bu çağrıyı yapanlar 3-5 yıl önce kendi partilerini iktidardan edip, başka bir partiye giden, o partinin Genel Sekreterliğine kadar yükselip eski partisine karşı demediğini bırakmayanlar değil mi? Bölünmenin dik alasını yapanların bu gün “bütünleşmeden” bahsedecek en son kişiler olması gerekirken, onları baş tacı yapıyorsunuz…

 

UTANACAK SURAT MI KALDI:

Kıbrıs Türkünün tarihi boyunca en kaotik ve kötü günlerini yaşadığının söyleyen Mehmet Ali Talat,

“Kıbrıslı Türklerin haklarını da koruyoruz diyerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurumlarının paspas haline getirilmesini izledik. Artık utancımızdan yabancılara haklarımızı, eşitliğimizi bile ifade edemiyoruz…” ifadelerini kullandı. İyi de son yaşananları bile içine sindirenlerde utanacak surat mı kaldı sayın Talat…

 

PASİFİZM:

Kudret Özersay nihayet ses vermeye başladı ama, tam bir pasifizm, teslimiyet kokuyor söyledikleri. “Kurumlara ve seçim süreçlerine dışarıdan yapılan müdahaleler, ülkede siyaset yapma alanını giderek daha da daraltıyor ve siyaset yapmayı anlamsızlaştırıyor”. Tamam o zaman, vazgeçin, meydanı boş bırakın. Siyaset özünde tam da bunlarla mücadele değil midir? Siyaset bilimci Özersay bunun ilmini bilmez mi?

 

O MARKANIN ADI NE ACABA?:

“Turizmde marka olduk” diyor Ersin Tatar. Sadece bu cümle bile, ülkenin gerçeklerini nasıl da göz ardı edebildiğini göstermeye yeter. Turizmin sadece otelcilerden ibaret olduğunu sanıyor. Onları tatmin etmiş de sıkıntılar atlatılmış. Keşke bu haberin altına gelen yorumlara da bir baksa. Taksicisinden esnafına, acentesinden, çiftçisine millet kan ağlıyor. O otelleri karantina yapmış, bir güzel de ödemiş ya, her şey yolunda, marka bile olmuşuz…

 

Karpaz’da gezdik geçen gün. Kilometreler boyunca harup ağaçlarının bu halde olduğunu gördük. Sebep farelermiş. Köylüler, savaş sonrası yıllarda bile Tarım Dairesi’nin düzenli mücadele yürüttüğünü ancak şu anda böyle bir uygulama olmadığını söylüyorlar. Köylü kendi mücadelesini yürütmeye çalışmış ama başarılı olamamış. Maliyeti yüksek. On binlerce harup ağacı ya tamamen ya da kısmen kurumuş. Yazıklar olsun.