“Amiyane” olacak ama müzakerelerde sona doğru sayımın başladığı şu günlerde daha uygun bir ifade bulamadık. Diyeceğimiz şuydu: “Ne yani yıllardır eşek anırttığımızı mı zannediyordunuz?” Ki daha başka ne diyorduk? Bu adada bu Rumla ne köy olur ne de kasaba! Buna karşın siz yine de Dogmatizmin statükoculuğuna saplandığımızı, bu Rumdan Türk’e yar olmaz dediğimiz için faşizmi çağrıştırdığımızı, Rum’un amacının adayı yutmak olduğunu söylerken düşmanlıkları azdırdığımızı, yahut asırları bulan meğalo ideasından dirhem vaz geçmeyen, Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır diye diye bugünlere kadar gelen Rum liderliği ile kilisesinin Türk halkı ile bu adada mümkünü yok barışçı çözüme ulaşamayacağı inancımızı, büyük gaflet ve delalet olarak nitelendirin. Söyleyin, yazın, haykırın… Siz “çözüm isteriz” derken, biz de “işte Rum liderliğiyle halkının çözümden anladığı budur, istediği de bunlardır” demeye devam edeceğiz! Ve rica edeceğiz:
MADALYONU ÇEVİRİN. Tutun ki bu bizim aynamızdır. Çözüme şaşı bakıyor dolayısıyle şaşı görüyoruz. Gördüğümüz ve savunduğumuz da şu oluyor: “Bu adada eğer çözüm olacaksa iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin etkin garantörlüğünü içeren bir federal sistem. Hadi bir adım daha öne çıkalım, bir konfederal sistem” diyelim..
HATTA: “İki kurucu yahut oluşturucu devlete dayalı” demeye bile gerek yoktur çünkü adada zaten iki “devlet” gerçeği vardır. Çözüm Kuzey ve Güney’deki bu devletlerin federal yahut konfederal sistem içinde birleşmeleri olarak ifade edilse de self determinasyon hakkından doğan “ayrılma” hakkının da meşru olduğunu unutmamak gerekmektedir..
RUM’UN İSTEDİĞİ: Bizim için “Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmesi olacak bir federal sistemi istemesi” hiç sürpriz değildir! Çünkü elan Kıbrıs Cumhuriyetinin tek ve tanımış devleti olarak var olduğunu çok iyi bilmektedir!. Kuzey ise Rum liderliği, kilisesi, halkı, Ulusal Konseyi tarafından “ya korsan ya da sözde devlet olarak tanımlanmaktadır! Artı yine Güney için Kuzey, Türkiye tarafından işgal altındadır ve 1974’de gerçek sahipleri olan Rumlar bu işgal nedeniyle zorla göçe zorlanmışlardır. Şimdi arzu ettikleri çözüm “hem Kuzey’deki topraklarını kurtarmak hem de 1963’den kalma “tanınmış devlet” oluşlarını sürdürürlerken Türk halkına en kabadayısından federasyon şemsiyesi altında muhtariyet vermektir!
KC CUMHURİYETİNİ BOZMAZLAR: Mesela Disi Başkanı Neofidu Akıncı’nın Sözcüsü Burcu’nun “çözümle birlikte yeni bir siyasi yapının ortaya çıkacağına” yönelik açıklamasına büyük tepki gösteriyor! Çünkü Rum tarafı yeni yapılanmada “adanın tek egemen devleti oluşunu” sürdürecek bir “federalizmi” gözlüyor!
KISACA: Müzakereler başlayalı beridir bunları zaten yazıyoruz. Çözüm isteriz” demeden önce “nasıl çözüm” istediğimize açık seçik cevap verebilecek bir siyasi bilince sahip olunması gerektiğini savunuyoruz. Çünkü Rum tarafının nasıl bir çözümün peşinde olduğunu biliyoruz!
**********
SU İŞİ TAMAM! (BELEDİYELERİN İŞİ DE TAMAM OLACAK MI?)
Doğrusu hükümetimize “bravo!” Büyük bir siyasi başarıya imza attı. İsmet İnönü bile Lozan’da müttefiklere karşı bu kadar terlemedi, bu kadar direnmediydi. Her ne kadar sonunda Ankara’nın önerdiği model olsa da!
Su işi tamam diyelim ve ekleyelim: “Eğer Türkiye’ye anlatılırsa anlar!” Oysa bugüne kadar yapılanlar Türkiye’nin gıyabında üretilen türlü çeşitli dedikodulardır! Ve sonuncusu çok ayıp olmuştur. Şu “Türkiye bizi akıttığı su ile sömürecek” lafları! Yahut “bizi su ile esir edecek” saçmalıkları!
Oysa Türkiye için Kıbrıs’a su akıtmak “dünyanın gözüne sokacağı bir teknoloji olayını başarmasından kaynaklı kıvancıydı.” “Kıbrıs Türk halkına gerekirse su da veririz” imajını çakmaktı. Dahası yıllar önce verilen bir sözü yerine getirmekti.”
FAKAT: Şimdi merak ediyoruz: Bu suya sahiplik koyacak olan ve kullanıcılarına su satarak borçlarını ödeyecektir denilen Belediyelerimiz “suyun yönetim erki” haline gelirlerken ne kadar başarılı olacaklardır?
Çünkü vakti zamanında “emlâk vergileri belediyelere bağlanırken de “bütçelerini denkleştirmek, hizmet kapasitelerini artırmak gözlenmişti..” Hatta uzun yıllar “yerel yönetimlere büyük yetkiler tanınmalı, bunun için yasalar yapılmalıdır” dediğimizi de hatırlarız.. Buna karşılık mesela eski eserler zengini Kuzey’de, Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun birinci görevi hâlâ sürdürdüğünce Belediyelerin bırakın eski eserlere gerekli müdahalesini, ellemesine bile ambargo koymasıdır! Mesela Mağusa Surlar içindeki o yoğun tarihin mahvolmasını becermektir!” Oysa ayni “birim” Yerel Yönetimlerin altına çekilmiş olsaydı koordineli bir şekilde restorasyonlar yapılabilecek, eski eserler göçüp gitmekten kurtulacaktı. Oysa şimdilerde Belediyeler yetkisizliklerinden Eski Eserler Dairesi de parasızlıktan tırnaklık “iş” yapamıyorlar! (Buna karşılık bazı STÖ’leri AB ile işbirliğinde önemli bir iki tarihi eserin restorasyonunu gerçekleştirmeyi başardılar..)
Tabi biz “ideal belediyelerden” söz ediyoruz! Siyaset rüzgârlarıyla uçuşan, Başkanlarının mensubu oldukları siyasi partilerinin emirleriyle hareket eden belediyelerden değil! Ki yıllar öncesinden yeniden yapılanmaları gerekirdi!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (KAMU GÖREVLİLERİ YASA TASARISI TARTIŞILSIN.)
“Bu ülkede öylesi bir rezil sistem oluştu ki düzgün çalışan namuslu insanları da bozuyor.”
Bunu söyleyen KTAMS Başkanı Ahmet Kaptan’dır. Daha önce sözünü etmiştim çünkü adam gibi çalışan verimli bir devlet gözlerken, yadsınamaz gerçektir “motoru” durumundaki itici gücü sağlayacak olan işte o sözü edilen “memurlardır.” Ki şimdilerde Hükümet programında “6 ay içinde yasalaşacaktır” denilen “Kamu Görevlileri Yasa Tasarısının” tam da söz verildiği süre içinde Meclise sevki beklenmektedir… Ancak başta ilgili sendikalar olmak üzere “yasanın içeriğinden” kimselerin haberi yoktur! Ki bizde usuldendir: Yasa tasarıları hazırlanır açıklansalar bile kimseler ilgilenmez, yasalaştıktan sonra da “böyle yasa mı olur” diye kıyametler kopartılır!
Bari bu kez ve bir kez olsun Kamu Görevlileri yasasını halktan kaçırtmayın, bırakın da tartışılsın…
































