İster genel seçim, isterse yerel seçimler olsun. Hatta Nisan ayında yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri olsun, aday olarak toplumun önüne konulan isimler, birkaç istisna dışında hep aynı…
Hani bir laf var, “fasulyenin yahnisi gitti geldi aynısı” diye ya, işte bizim işimiz de aynen öyle…
Bazen taslar değişse de, aynı hamam duruyor…
Toplum olarak her şeyi unuttuk, biz gazeteciler de dahil, kimler cumhurbaşkanı adayı olacak tartışması yapıyoruz. Nasıl bir cumhurbaşkanı istediğimizi ise tartışanımız yok.
Cumhurbaşkanında aradığımız vasıflar ne, geçmişte ne gibi başarıları var? Şükür olsun bunlarla ilgilendiğimiz yok. Varsa yoksa, kimin Cumhurbaşakanı olacağı üzerinde bahis oynamak. “Falanca aday olur ama kazanma şansı yok” tan tutun da, “Ona kim oy verir”e kadar incir çekirdeğini doldurmayan muhabbetler yapıyoruz…
Çünkü yıllardır öyle alıştırıldık. Kimin aday olacağına biz değil, bizim adımıza başkaları karar veriyor. Ve bizler de o birilerinin seçtikleri arasından, seçim yapamaya zorlanıyoruz… Onlara göre biz bu işlerden anlamayız. Bizim, bizi yönetecek, cumhurun başı olacak kişiyi seçme kapasite, bilgi ve birikimimiz de yok ya… Et de, bıçak da onların elinde, istediğini kesip yiyebileceklerini sanıyorlar… Ama kabahat bizde. Hangimiz çıkıp da, “dur be efendi, senin seçtiğini ben beğenmek ve seçmek zorunda değilim. Bırak da beni yönetecek olanları kendim seçeyim” diyemiyorsak, o zaman da onlar önümüze koyar, bizler de kuzu kuzu gidip oyumuzu veririz…
Bakın, önümüzdeki ay yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için, Türkiye’nin farklı kesimlerinden 70 kişilik bir grup, seçime yönelik bir kampanya başlatmış. Kampanyanın amacı, “Madem ki Cumhurbaşkanı’nı biz seçeceğiz nasıl bir cumhurbaşkanı istediğimizi de açıklamak istedik. Nasıl bir Cumhurbaşkanı istediğimiz, aynı zamanda nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi de gösteriyor. Sunduğumuz metindeki niteliklere uyan bir Cumhurbaşkanı istiyoruz. Bu nitelikleri kim taşıyor ve bunları yapacağını taahhüt ediyorsa ona oy vereceğiz” deniliyor. İşte o metinden bizim için de geçerli olan birkaç kriter;
* Bir partinin, bir hükümetin ya da icranın başı değil, ülkemizi en üst düzeyde temsil edecek devlet insanı niteliklerine sahip olan…
* Evrensel hukuk temelinde insan hak ve özgürlüklerini içselleştirmiş…
* Parlamenter demokrasinin temeli, kuvvetler ayrılığı ilkesini ve hukukun üstünlüğünü içtenlikle benimsemiş…
* Ayırmayan, kayırmayan, mazlumu mağduru gözeten…
* Ülkenin toprağını, suyunu, ormanını ranta betona feda etmeyen…
* Ülkenin, tüm komşularıyla ve bütün dünyayla barışık olmasını gözeten; savaşın kartalı değil barışın güvercini olan…
Bu kriterlere sahip bir Cumhurbaşkanı adayı olsa oy verir miydiniz? Evet ben, bu kriterleri savunan ve kendine ilke edinen bir adaya, hiç düşünmeden oyumu verir ve arakasında da sonuna kadar dururdum…
YERİN KULAĞI VAR
BİR İLERİ İKİ GERİ:
Kıbrıslı Türk Müzakereci Kudret Özersay,”kıran kırana geçen 9 saatlik görüşmede”, Güven Yaratıcı Önlemlerle ilgili bir yakınlaşma sağlandığının söylenebileceğini kaydetmiş. Artık biz de şaşırdık. Masada bir ileri bir geri gidip geliyoruz. Bir gün koptu kopuyor derken, bir gün sonra ilerleme var diyoruz. Gerçek şu ki, ne ileri ne geri, yerimizde sayıyoruz da haberimiz yok…
KİMİ KAST ETTİ:
Eski Dışişleri Bakanlarından Vedat Çelik cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hareketli geçeceğini belirterek, daha genç ve aktif birisinin bu görevi alması gerektiğini belirtmiş. Kafasındaki adayın ismini vermese de, Çelik’in, ismi gündemde olan Eroğlu, Talat veya Akıncı’yı kastetmediğini söyleyebiliriz en azından.
AÇILIM MI:
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Eroğlu ile ortak basın toplantısında çok dikkat çekici bir nokta vardı. Malum, bu kez müzakerelerde, BM’nin hakemlik görevi yok. Eğer bir plan ortaya çıkacaksa, o planı referanduma iki tarafın liderlerinin imzası gönderecek. Oysa Gül, aynen Annan Planı’nda olduğu gibi, iki tarafın uzlaşamadığı noktada, boşlukların BM tarafından doldurularak referanduma gidilmesi alternatifinden söz etti. Rum tarafının kabul edip, etmeyeceği tartışmalı da olsa, bu, gerçekten ilginç bir açılım gibi görünüyor.
AYNI TERANE:
CTP milletvekili Doğuş Derya, 20 Temmuz mesajında, “Biz gökyüzünde savaş jetlerini değil, güvercinleri görmek istiyoruz- federal kıbrıs, hemen şimdi!” temennisini dile getirmiş. İyi etmiş de, 2004’de “barış hemen şimdi” istemimizi kim engellemişti hatırlıyor mu acaba..?
BEN YOKSAM OLMAZ:
Eski milletvekilleri, mevcut hükümet ve muhalefetin icraatlarından memnun olmadıklarını söylemişler ve erken seçim talebinde bulunmuşlar. Örneğin Mehmet Tancer, İrsen Küçük, Turgay Avcı ve diğerleri. Sanki onların döneminin bugünden farkı varmış gibi. Bence “Bizim olmadığımız Meclis, Meclis değil” deselerdi inanın daha inandırıcı olacaklardı. Politika insanın kanına işledi mi, kurutulmak kolay olmuyor…
İNŞALLAH VAZGEÇMEZLER:
Belli tonajdaki kamyonların trafiğin yoğun olduğu saatlerde belli yollara çıkmaması yönünde alınan karar, bazı sivil toplum örgütleri tarafından tepkiyle karşılanmış. Trafiği önemli ölçüde rahatlatacak olan ve kamuoyundan da destek gören bu karar, birileri istedi diye kaldırılmaz inşallah. Devlet, aldığı kararların arkasında durduğu sürece toplumdan da saygı görür…
ZİRVEDEKİLER
Cem Kar: Genç gazeteci Kar’ın Limasol’da esir düşen ve işkence gören 75 Kıbrıslı Türk’ün, Türkiye’den gelen ve gözaltına alınan 11 gazetecinin de aynı hapishaneye getirilmesi sayesinde kurtuluşlarının öyküsü Meçhul Tutsaklar belgeseli, 40 yıl sonra yapılan en güzel belgesellerden biri. BRT’nin belgeseli tekrar yayınlaması, daha geniş kitlelerin izlemesini sağlaması gerekir diye düşünüyorum…
DİPTEKİLER
Yine Aflatoksin Tehdidi: TDP, MYK üyesi Avukat Boysan Boyra’nın, arpa alım ihalesiyle ilgili verdiği bilgiler dehşet verici. Uzmanı değiliz, anlamayız, ancak Sayın Boyra belli ki uzmanlara inceletmiş. Eleştiriler, çok teknik. Bizim bir tek bildiğimiz var, o da geçen yıl etlerde bir numaralı kanser yapıcı aflatoksinin tespit edildiği. Bu da ne çok küflü yemden kaynaklanıyor. Bakanlık ve TÜK derhal bir açıklama yapıp, konuyu açıklığa kavuşturmalı. Sadece onlar değil, ülkedeki diğer uzmanlar da görüşlerini ortaya koymalı ki, hem doğrusu bulunsun, hem de yanlış varsa, baskı oluşturulsun…
































