Etrafınıza şöyle bir bakıp da, birine bu ülkede 10 gün sonra seçim var deseniz inanmaz. Havaların aşırı sıcağından mı, yoksa toplum genelinde yansıyan bezginlikten mi bilinmez ama gerçekten de hala daha ülkede o bildik seçim havasını bir türlü yakalayamadık…
Eğer erken seçimlerle ülkeyi neredeyse her yıl seçime götürürseniz, sonunda olacağı budur. Toplum olarak hepimize gına geldi.
Bir diğer önemli nokta ise, seçimler öncesi verilen sözlerin yerine getirilmemesidir ki, bu vatandaşın umut ve beklentilerini bitirdi. “Gelen aynı, giden aynı” mantığı ağır basmaya başladı ki. Ne yazık ki bu düşüncede olanların haksız olduğunu söyleyemeyiz.
Siyasiler, “Değiştirmeyi ve daha güzeli istemeyi öğrenin” diyorlar ama, oyunu vererek değişimi sağlayan vatandaş, bir de bakıyor, günün sonunda yeni gelenler de statükoya karşı direnemeyip, teslim oluyorlar.
Ülkemiz siyaseti geleneksel olarak, “gör beni göreyim seni” veya “benim çocuğun işi” üzerine kurulmuş olduğundan, adaylar da, proje üretmek yerine “boş vaat üreterek” seçimleri kazanacağına inanıyor. Çünkü seçmen, seçeceği kişiyi projelerinden çok, kendi kişisel isteklerini karşılaması oranında değerlendiriyor. Onun için adaylara da kızamıyoruz. Seçilecek olanlar seçmenin bu zafiyetini bildiğinden yerine getiremeyeceği konularda bile söz verip, oy almaya çalışıyor…
Körü körüne parti tabanlarında ise hakim mentalite, “parti belirler, biz de seçeriz” mantığıdır. Halbuki hiç kimse, partisi uygun gördü diye, beğenmediği veya inanmadığı bir adaya oy vermek zorunda olmamalıdır.
Genel anlamda “bilinçli seçmen profilinin” öne çıkmadığı ülkemizde, takım tutar gibi parti tutuyor ve bir başka aday oy vermeyi “ihanet ve döneklik” olarak değerlendiriyoruz… Evet, daha önce oy verdiğimiz partiye bağlı kalmak bir onur, bir dürüstlük ölçüsü olabilir ancak, yine de sandık başına gittiğimizde, toplumun geneli ve ülke için en doğru olanı yapma düşüncesi baskın olmalı…
Yalnız artık son dönemde partisiz seçmen kitlesi güç kazanmaya başladı. Onlar seçimini yaparken, seçeceği adayın donanımlı olup olmamasına, yani bir başka deyişle, “nitelikli aday” olup olmadığına bakıyor… Seçilecek adayın, bölgenin sorunları için ürettiği çözümlere, hazırladığı tasarılara ve de bunların uygulanabilirliliğine dikkat ediyor… Sanırım bizde siyaset, bu yeni trendin farkında değil ve maalesef eski taktiklerin hala iş yaptığı sanılıyor. Oysa doğrusu, bu son seçmen profilinin belirlediği kriterler…
Öncelikle çağdaş, sosyal, hoşgörülü, sözünü tutan, bugün kadar yarınları da düşünen bir başkan…
Belediye içindeki işleyişte demokrasiyi, sorumluluğu, denetimi, hoşgörüyü ve çalışanların haklarını önemseyen ve bunu uygulayan bir başkan…
Sivil toplum örgütleriyle halkı dinleyen ve bazı kararları onlarla tartışarak alan, katılımcı bir başkan…
Unutmayın ki, bir şehri büyük yapan yalnızca o şehrin nüfusu, dev binaları ve caddeleri değildir. Aynı zamanda kültürü, sanatı ve sanatçılarıdır da. O nedenle kültür ve sanat politikası olan; kültür ve sanatı önemseyen, öne çıkaran ve geliştiren bir başkan…
Ve en önemlisi, çöp toplamayı, maaşları gününde ödemeyi bir başarı olarak sunmayacak, yaşadığımız kenti çağdaş ve modern bir görünüme kavuşturacak, dünyayla ve insanlarla barışık bir başkan…
YERİN KULAĞI VAR
DP’DEN YARIM AĞIZ:
DP’nin Lefkoşa’da UBP adayı Kemal Deniz Dana’ya destek açıklaması yapacağını yazmıştık önceki gün. Açıklama Parti’nin resmi organları yerine, Genel Sekreter Hasan Taçoy’dan geldi. Taçoy bir TV programında iki partinin tabanlarına, “Sandıkta birleşin” mesajı verdi. Bunun parti organlarının kararı olup olmadığı belli değil. O nedenle destek, eğer bu seviyede kalırsa, bence taban da fazla itibar etmeyecektir…
CTP BU İŞE NE DİYOR:
DP milletvekili Hakan Dinçyürek’in bugün Meclis’e sunacağı kamu görevlilerinin maaşları arasında eşitsizliği kaldırma amaçlı yasa tasarısı bana ilginç geldi. Gerçi bu hükümet Türkiye ile imzalanan ekonomik protokole harfiyen uyacağını resmen açıklamış değil. Ancak o protokolün önemli bir parçası olan bu yasayı geri alacak şekilde hareket edeceklerini tahmin etmiyordum. “Türkiye ile temas edecek, değiştireceğiz” demişlerdi. O temaslar yapıldıysa ne ala, yok eğer yapılmadıysa, bunun sonuçlarını da hesaplamışlardır umarım. Baksanıza CTP’den ses yok…
DURUM KÖTÜ:
Ekonomi iyiye gitmiyor. Veriler bu iddiamızı destekler nitelikte. Tüccar da, esnaf da huzursuz. Çözüm üretecek hükümet ise seçim derdine düşmüş. Seçimler sonrası da umut yok çünkü, bu kez de cumhurbaşkanlığı seçimleri için çalışmalar başlayacak. Sizin anlayacağınız, bu yıl ve gelecek yılın ilk çeyreği hükümet seçim telaşı içinde olacağından temel sorunlarla ilgilenme fırsatı pek olmayacak. Onun için planlarınızı 2015’in ikici yarısına göre yapınız…
ARA Kİ BULASIN:
KKTC Merkez Bankası’nın açıkladığı 2014 birinci çeyrek raporuna göre; son bir yılda tahsili geçmiş alacaklar 77 milyon lira artış göstermiş. Bu artışın ardından takipteki alacak miktarı da 565 milyon liraya yükselmiş oldu. Bunun anlamı, ekonomi iyiye gitmiyor, insanlar da borçlarını ödemekte zorlanıyor demektir. Peki kim çare bulacak? Hükümet tabii ki. Ama bugünlerde ara ki bulasın…
HANGİ BİRİNE BAKSIN(!):
Çevre Bakanı Bakırcı, yaz sezonunda vatandaşı çileden çıkartan ses kirliliği ile ilgili eleştirilere ““Çevre Koruma Dairesi yalnız ses kirliliğine bakmıyor” yanıtını vermiş… Söz ağzından çıkar çıkmaz da, yaptığı gafı fark etmiş herhalde, “Her şikayete uzmanını gönderiyoruz” diye çevirmiş. Sayın Bakırcı, orası şikayet makamı değil. Madem yasada bu görev size verilmiş, mazeret üretme hakkınız yok. O koltuğun nimetinden nasıl yararlanıyorsanız, gereğini de yapacaksınız. Yapmazsanız da böyle eleştirileceksiniz…
DAHA ÇOK İSTEMELİYİZ:
Anayasa değişiklikleri için yapılacak oylamaya “evet” diyecek olanlar gerekçelerini, “yetmez ama evet” olarak açıklıyorlar. Bugüne kadar aza kanaat olduğumuz için bu durumlara düştük. Siz bakmayın “aza kanaat etmeyen, çoğu hiç bulmaz” diyenlere. Daha fazlasını istemeyi öğrenmeliyiz artık. Aza kanaat ettikçe, ileriye dönük taleplerimiz artacağına ne yazık ki, daha da azalıyor…
ZİRVEDEKİLER
Göksel Saydam: Ekonomist Saydam, “Mesleki bilgi ve eğitimi olmayanlardan korkulur” başlıklı yazısında, “Bütçe açığının büyümekte olduğunun açıklandığı bu dönemde, seçimler geçtikten sonra piyasadaki ekonomik aktörlerin paniğini bir görünüz. Bu nedenlerin ortadan bir an önce kalkması ve halkın hükümet edenler ile onun kurumlarına güven duymasını sağlamak amacıyla ekonomik konularda ve kamu hizmetlerinin verimliliği için önlemler alınması gerekir” değerlendirmesinde bulundu…
DİPTEKİLER
KKTC Köpeksiz Köy: İnsanın kendi devleti için bunu söylemesi zor, ama böyle… Evinizin her an soyulabileceğini biliyorsunuz. Hem de ne kadar önlem alırsanız alın. Yolda, sokakta, otobüste tacize uğrayabiliyorsunuz. Çocuklarınızın başına her an bir şeyler gelme tehlikesi var. Hesaplaşmalar yargıdan, sokaklara taşındı. Ve şimdi de arabalara zarar veren çeteler. Bir gecede Lefkoşa’da 8 olay. Sayıları giderek artan kendini bilmezler, bu cesareti nereden alıyor sizce..? Bir yerde bir boşluk var…
































