Güven yaratıcı önlemlerle “çözümün” iç içe geçtiği müzakerelerden nasıl bir sonuç çıkacağını doğrusu merak ediyorum. Çünkü aylardır Özersay’la Mavroyannis, Eroğlu ile Anastasiadis görüşüyorlar ama hâlâ birbirlerine “önerilerini sunduklarından” öte bir açıklama yapamıyorlar!
Nitekim dünkü Özersay Mavroyannis görüşmesinde de Türk tarafının toprak, ekonomi ve AB konularında önerilerin verildiğini” öğreniyoruz.
Rum tarafı ise Güvenlik ve garantilerle ilgili daha önce sözlü sunduğu önerilerini dün bu kez kâğıda döküp vermiş! (Hatta her halde kâğıtta ortaya konanlar Türk tarafınca iyi anlaşılmamış olacak Özersay zaman zaman sorular sorarak “ne demek istendiğini” anlamaya çalışmış.)
SONUNDA ÖNERİLER DE BİTECEK: Birbirlerine sunacakları konu kalmayınca yeniden başa dönüp bu kez de “hadi üzerlerinden bir daha geçelim” mi diyecekler? Yoksa “en sona bırakıldı” denilen “toprak paylaşımları ile ortaya çıkacak yeni sınır düzenlemelerinin haritasına” gelindikte zaten müzakere sahnesi yıkılıp viran olacağından buna da gerek kalmayacak mı!
Bizi okuyanlar bileceklerdir. Bugüne kadar Kıbrıs siyasi sorununu olanaklarımız nispetinde yakından izleyip yorumlamaya çalıştık. Bununla da yetinmedik. Sorunu olumlu ve olumsuz yönleri ile didikleyerek hemen her açıdan türlü çeşitli fotoğraflarını çektik. Bazen 1958’lere 1963’lere gittik! 1974’ü anlattık. Yahut Annan Planı’na Rum tarafının niçin “hayır” dediğine vurduk zımbayı! Ve tutun ki bir “fikrisabit” haline gelmişliğimizle hep şunu iddia ettik: “Rum’un niyeti üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir!” Müzakerelere de bu niyetle oturdu. Hedefi açık ve nettir: Türk tarafını kandırabilirse 1974 de kaybettiklerini geri alırken, “nüfus ve mülk çoğunluğuna dayalı tek egemenlikli bir federal devleti” çözüm statüsü olarak tüm adaya serip hem Kuzey’i hem de Türk toplumunu yönetecek bir siyasi oldu bitti yaratmak!
HAYIR MI? Varsa bir Türk yurttaşı çıkıp desin ki “hayır Rum tarafı müzakere masasında Türk halkı ile bu adada nasıl kardeş kardeş yaşayacağının, nasıl ortak ilkelerde adayı paylaşacağının çabasındadır!” (Hayret ama doğrusu vardır! Mesela Elcil diyor ki “Eroğlu sürekli iki halk iki bölge derken çözümsüzlük için uğraşıyor niyeti adayı bölmektir!” (E söyler!)
“Kısaca ve hâlâ” diyoruz, devam eden müzakerelerle çözüme ulaşabileceğimiz olasılığı hâlâ çok uzaklardadır!
**********
AKÇA’NIN UYARILARI! (YORGANCIOĞLU HÜKÜMETİ SONUNDA İKİ ARADA BİR DEREDE KALDI!)
Herkesler unutsa Sn. TC Büyükelçimiz aynı zamanda IFM’iz durumundaki Akça unutmaz! Nitekim yine hatırlattı ve tabii ki “işi gargaraya getirerek unutturmaya çalışmayın” demedi. Ki Yorgancıoğlu’nun umudu da buydu! Çünkü biliyor: Zaten sendikalar ayakta! Öte yandan CAS çalışanlarının sorunları iyicene sıkıyor! Beride belediyelerin mali durumları berbat! Ne hayvancı memnun ne tarım kesimi! Kısaca bir hükümet ancak bu kadar sıkboğaz olur ki sonunda “her darda kalan” gibi Ankara’nın kapısına o da dayandı, para istedi!
ÖYLE DE AKÇA FARKLI DÜŞÜNCEDE DEĞİL Kİ! Nitekim ne diyor: “KKTC de ekonomik büyümenin hızlandırılması, refahın artması için programda öne çıkarılan sektörlerde reformların tamamlanması acildir. Aksi halde üretime dayalı büyüme yakalanamayacak, Türkiye ile fark giderek açılacak ve ekonomik krize girilecektir. Buna karşın hızlı reformlar yaparak ekonomisinde temel düzenlemeler yapan Güney Kıbrıs Rum Yönetimini yakalama fırsatı açılabilir…” (Rum ekonomisi tepetaklak olduğu geçmiş dönemlerde “işte şimdi tam fırsattır diyorduk. Onlar batarken biz yükselelim! Hayret bir şey. Müzakerelerde bir tek konuda bile ortak uzlaşıya varılamazken Rum batarken biz de batarak Güney’le nasıl kader birliği yaptığımızı ispatladık! Ki şimdilerde onlar toparlanıyor biz dağıtıyoruz!)
Sn Akça tabii ki Yönetim ve insan odaklı tutumlardan kaynaklı pek çok ekonomik sorunu sivri eleştirilerde bulunarak kanatmışsa da “iyi yaptı” diyoruz! Çünkü en basitinden şu teşhisi bal gibi de dosdoğrudur:
“Siyasi vizyon ve tercihler ekonomide belirleyici olamayınca, siyasetin kısa vadeli bireysel çıkarlara dayalı bölüşüm eksenine kaydı! Bunun KKTC’deki somut yansımaları bireylerin kamu üzerinden çeşitli kaynaklara ulaşma gayreti içine girmeleri şeklinde tezahür etmektedir! Ülke kaynaklarının sınırına gelindiğinde yeni kaynak yaratarak pastayı büyütme yaklaşımı benimsenmediği için Türkiye’den ilave nakit kaynak sağlama arayışlarına gidilmektedir. Bu da hem iç siyaseti hem de TC ile ilişkileri sağlıksız etkilemektedir…”
Akça’nın TC Elçiliği Yardım Heyeti tarafından hazırlanan 2013 Ekonomi Durum Raporundan aktarılan bu uyarıları durumumuzun vahim olduğunu yansıtıyor ama bir yandan da “çareyi” işaretliyor. Şöyle ki 2013-2015 mali ve ekonomik reformlar paketinin uygulanması. Daha yalın bir anlatımla “devlet” sektörlerinin özelleştirilmesi. Ki KTHY’leri battı derdinden kurtulduk! Sütçülük sektörünü nasılsa becerdik kooperatifleştirerek ekonomiye kazandırdık. Öte yandan zaten artık uçuracak uçağımız yok, Ercan’ı da 25 yıllığına yap işlet devret sisteminde elden çıkarttık ki az biraz rahatlamamız gerekirdi! Oysa Kıb-Tek ve Telekomünikasyon tüm sorunları ile devletin kamburunda duruyor. Buna Mağusa Limanı’nı da eklemek gerekecek…
Şimdilerde Akça’nın uyarılarına baktıkta anlıyoruz ki zaten hiçbir devrede KKTC’de işler iyi gitmediydi, şimdi “beteri” yaşanmaktadır. Çünkü uzun yıllardır Ankara’nın kapısına, “çalışanları bile ödeyecek paramız kalmadı” diyerek böylesi bir çaresizlikle gidilmediydi!
İYİ DE ÖZELLEŞTİRMELER NASIL YAPILACAK: Şu anda Yorgancıoğlu bu reformların adını telaffuz etse yollar yine eylem yapan sendikalarla dolacaktır. Üstelik TC Büyükelçiliği de siyah çelenklerle doldurulacaktır! Kısaca iç barışı iyicene dinamitleyen şu bildiğimiz huzursuz günler yeniden başlayacaktır!
İŞİN KISASI ŞU: Sn. Akça hükümeti uyarıyor ve çok kısaca demek istiyor ki “korkunun ecele faydası yoktur.” Ya reformları hemen yaparsınız yahut Ankara kapıları önünde sürünürsünüz! Söz ve saz sırası Yorgancıoğlu hükümetinin!
**********
BAYRAM GELİRKEN KASABIN ÇENGELİNDEKİ ETİN KKTC’DEKİ FAZİLETİ!
Tavuğu çok sevmiyorum. Fakat neylersiniz evdeki evladı ayan protein ister, sağlıklı beslenme ister, öyle Zırt pırt et alacak hallerimiz yok, tavukla idare ederler…
Fakat baktım tavuk yemekten gitgide konuşmaları bile değişmeye başladı, neredeyse gıdıklayacaklar, koştum kasaba, “ver şuradan bir kilo et belki milleti gıdıklamaktan kurtarırız” dedim! Şaşkın şaşkın yüzüme baktı, güldüm, şaka maka dedim de adam, eh ikna oldu!
Bir kilo et istedimdi ama bilirsiniz: Kasaplar onca yıllık tecrübelerine karşılık ne zaman bir kilo eti kesip tartacak olsalar imkânı yok “az” çıkmaz fakat hiç şaşmaz her zaman “fazla” çıkar. Ve kasap döner sorar: “Biraz fazla geldi, kalsın mı?” Siz, “olmaya ki kasap kardeş paraya tamah ettiğimizi yahut cimri olduğumuzu zanneder, serde yiğitlik de var, hemen cevabı veririz: “Tabi tabi kalsın ya!”
“Kalsın” dediğiniz et ise tam yarım kilo! Canınız da sıkılsa, hesapta olmayan parayı da bayılıp geliyorsunuz eve. O da ne? Bakıyorsunuz bir yarısı yağ ve kemik! Yani kafadan atıyorum siz elli liraya aslında et değil yağ ve kemik satın alıyorsunuz!
BUNLARI NEDEN Mİ YAZDIM? Bayram geliyor da!
































