Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜZAKERELERİN EN ZORU TOPRAK KONUSUDUR. (İŞTE O KONUNUN AÇILIMI)

Müzakerelerde en zor konunun  “toprak ayarlamaları ve düzenlemeleri”  olduğu söyleniyor.  Doğrudur.   Olmasaydı  müzakerelerde “al-ver” gibi  bir aşama da olmazdı.
Oysa henüz taraflar  “devletin şekli”  konusunda bile uzlaşmaya varmadılar!           En basitinden  “federasyonun” adını koyamıyorlar! 
Tek devlete dayalı federal sistem mi olacak yoksa iki devlete dayalı federal sistem mi olacak?
Siyasi  eşitliğe mi dayalı olacak yoksa azınlık çoğunluk esasına göre mi  olacak? 
Cumhurbaşkanlığı dönüşümlü mü olacak yoksa kalıcılığı ile hep  Rum Cumhurbaşkanı mı  olacak?
Bu durumda Federal Devletin  Bakanlar kurulu ile Temsilciler Meclisi Kıbrıs Cumhuriyetinde  olduğu gibi yetmiş otuz nispeti gözetilerek mi statüleşecek, yoksa siyasi  eşitlik ahkâmlarında bire bir mi olacak?
Federal kanatlar kendi içlerinde ne kadar özerk  ve  hangi yetkilere sahip olacaklar?
Dış ilişki ve temsilcilikler nasıl paylaşılacak hangi ülkelerde hangi Elçiler hangi oranda görevlendirilecekler?
Polis teşkilatı  “federal polis”  olarak Türk ve Rumlardan oluşurken sayılarından görev yetki  ve sorumluluklarına kadar nasıl bir sistemde yerlerini alacaklar?
Kuzey ve Güney’de ayrı polis teşkilatları oluşturulurken Federal devlete  hangi oranda  yetki ve sorumlulukları ile katılacaklar? 
Kıbrıs’ın bütününe yönelik yeraltı ve yerüstü  kaynakları ile  doğa varlıkları hangi yetki ve hukuki  paylaşımlarla iki halkın ortak kullanımına sokulacaklar?
Mesela Doğu Akdeniz’deki   gaz’dan Kuzey hangi oranda yararlanacak? 
Dini ve ulusal günler Merkezi Federal Hükümetin takvimlerine hangi tatil ve protokollerle girecekler?…
MÜZAKERELERİN BAŞLAMASININ ÜZERİNDEN DOKUZ AY GEÇTİ!  Yukarıda pek çoğunu atlayarak  vurguladığımız  “devletin şekli ve çalışması”  konusunda bugüne kadar açık seçik bir açıklama yapılmadı!  Dolayısıyla hangi konularda uzlaşmaya varıldığı ile nerelerde tıkanma olduğunu bilmiyoruz.  Kaldı ki asıl büyük tartışmayı beraberinde getirecek olan toprak konusuna geçilsin!
Bu konuda bir fikir vereyim:   “Annan planında Kıbrıs Türk tarafının denetiminde olan alan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti toprağının yüzde 36’sından biraz fazlasına karşılık gelmekte ve sahillerin yaklaşık yüzde 57’sini içermekteydi.  “Toprak Ayarlamaları ve Düzenlemeleri”  başlığı altında Kuzey’den Güney’e ön görülen iadeler yüzde 7 olacaktı. Bu durumda Türk Devletine Kuzey’de yüzde  29.2 oranında alan kalacaktı.   Sahillerin de yüzde 50’sinden biraz fazlası. Karşılıklı devir teslim için 6 aşamalı bir plan yapıldıydı.
Birinci aşama:  Ara bölge, Maraş,  Erenköy bölgeleri. İade için ön görülen süre 104 gün.
İkinci aşama:  Düzce, Taşköy, Madenliköy bölgeleri. 6 ay içinde iade edilecekti.
Üçüncü aşama: Bademliköy,  Ömerli, Gaziköy, Kırklar bölgeleri. 15 ay sonunda  iade edilecekti.
Dördüncü aşama: Güney Maraş,  Çayönü, Güvercinlik,  İncirli, Akdoğan Türkmenköy,  Gayretköy,  Kurutepe, Süleymaniye,  Günebakan ve Yeşilırmak bölgeleri 30 ay sonunda  iade edileceklerdi.
Beşinci aşama: Maraş,  Haspolat,  Alayköy ve bostancı bölgeleri.  36 ay sonunda  iade edileceklerdi.
Altıncı aşama: Korkuteli, Dörtyol,  Pirhan, Vadili Paşaköy, Türkeli,  Yılmazköy, Şirinevler, Akçiçek, Kozan,  Kılıçarslan,  Gürpınar, Özhan,  Karpaşa, Çamlıbel, Kalkanlı,  Akçay,  Güzelyurt,  Güneşköy, Aygınköy,  Yeşilyurt,  Koruçam, Gemikonağı,  Yedidalga bölgeleri. 42 ay sonra iade edileceklerdi…
Bu iade edilecek yerleşim yerlerine şöyle böyle 120 bin Rum dönecekti…
DİKKATİNİZİ ÇEKERİM: Rum tarafı   iade edilecek yerlerle birlikte kazanacağı topraklar yanı sıra  elde edeceği  hukuki ve siyasi üstünlüklere karşın,  kendisi için bal kaymak olan bu Annan planına hayır dediydi!
Şimdi düşünün: 2004’de bu Annan planına  “hayır”  diyen Rum tarafının 2014’de   “evet”  diyeceğini mi beklersiniz?
Öte yandan:  İade edeceğimiz köy ve yöreleri gördünüz.  Bir anlaşma olursa bugünkü koşullarda  bu köy ve yöreleri yine iade eder misiniz?
Kaldı ki Güney artık Annan planının üzerinde ödün istiyor!
Dün de yazdık.  Şu anda çözüm uzak ama müzakerelerden kaçmak yok! Eninde sonunda bu Rum elindeki Güney’le yetinmek zorunda kalacak!        

**********      

  İKİNCİ YASAMA YILI BAŞLARKEN (YÜCE MECLİS GERÇEKTİR)     

     Meclisimiz hayırlısı ile yeni yasama yılına başladı. Eleştirilere baktım Meclis Başkanı Sn.  Siber  konuşmasında   “çözüm istediğini”  söyledi.  Biz de isteriz.
Başbakan Sn.  Yorgancıoğlu yine o kendine özgü acarlığı ile  “müzakerelerde Meclisin de devrede olmasını”  istedi.  Olsun da nasıl olsun sorusuna verilecek cevabı o kadar kolay değil.
UBP Genel Başkanı Özgürgün Kıbrıs sorununda siyasi partilerin el ve gönül birliği içinde olmalarını istedi. Keşke ekleseydi:   “Kıbrıs siyasi  sorununda tüm siyasi  partilerin ayrısı gayrısı olmaması gerekir çünkü ulusal davalarda görüş farklılıkları olamaz.”
Son zamanlarda  partisinde yaprak dökümü yaşayan,   memleket sorunları yerine  “insanlarla” uğraşan, bu nedenle de etrafı toza dumana boğan Serdar Denktaş’a baktım,  “eğer  Anayasa değişiklikleri referandumdan geçseydi şimdi Meclis’in ve yargının önü açılacaktı” dedi. Doğrusu “doğru”  dedi! 
PEKALA BİRİNCİ YASAMA YILINDA MECLİS NEYDİ?  Bu soruya cevap  veremedim çünkü aklımda hep  “Bakanlar Kurulu kararı  ile” lafı kaldı! Yani meclis yeterince çalışamadı yahut çalıştırılmadı.  Dolayısıyla başlar ne zaman sıkışsa Bakanlar Kurulu kararlarından medet umuldu…  Ve Meclis’le ilgili bir başka zafiyet de  “bizzat CTP kurmaylarının hazırlayıp yaptıkları fakat bizzat CTP’liler tarafından dinamitlenen Anayasa’daki bazı değişikliklerin referandumdan dönmüş olmasıydı! 
Oysa ne diyorduk?  Eğer bu değişiklikler kabul  görseydi  ilk kez Kıbrıs Türk halkı kendi Anayasasının sahibi olduğunun ispatını çakacaktı!  Küçük ve kişisel hesaplarla kişisel çıkarlar üzerinde gelişen kıskançlıklar,  sonunda ispat etti ki biz henüz Anayasa değişikliği yapacak düzeyde  devlet değiliz! Gerçekte sandıklardan çıkan  “hayır”  devlete inançsızlığın  da ispatı oldu!  Öyle ya!   Eğer inanmıyorsan Anayasasındaki değişiklik maddelerini  neden onaylayasın?
BUNA KARŞIN MECLİS BİR GERÇEKTİR.  Gönül isterdi ki dünya aleme   KKTC’nin “Yüce”  denilen “Meclisi”  ile şu imajı verelimdi:   Küçük ve tanınmamış  devletin  “büyük Meclisi!”                 

**********
KISACA TAKILDIĞIM:   (DÜN AKŞAM DAÜ İÇİN  KARAR GECESİYDİ.  BU SABAH YA KARA’YA YA AK’A UYANACAKTIK)       

    Yazımı bekletemediğimden dün akşam toplanan DAÜ  Vakıf Yönetim Kurulunun Rektör Abdullah Öztoprak’la ilgili ne karar aldığını bilmiyorum.  Ancak nasıl karar alırsa alsın!  Öztoprak’ın Senatodan büyük çoğunlukla onay almasına karşın isterse görevine son versin! Yahut  “görevine devam etmesi”  kararına varsın.  DAÜ’de bir şeyler fena kırıldı!    
Buna İster “desti”  deyin ister “bardak.”  Bana göre DAÜ  bir kez daha  “siyasi iktidar” tarafından kırıldı! Kırıldı ne kelime berhava edildi! “Kesinlikle Abdullah Öztoprak gidecektir”  diyen Serdar Denktaş’ı tabi ki Başbakan’ı kutlarım!  Bundan sonra DAÜ’yü vekaleten bir Dekan arkadaş devralıyor.  Daü-Sen’le birlikte yönetecekler! Zaten  vakti zamanında söylüyordu:  “Bırakın DAÜ’yü biz yönetelim!”  İşte o gün geldi! 
EĞER O GÜN GELDİYSE: Bundan sonra Abdullah Öztoprak olmayacak!  Dolayısıyla  ne DAÜ’de istihdam edilmesini istedikleri her hangi bir kişinin geri  çevrildiğine kızacaklar ne  de emirleri yerine gelmediği için “bu adamı nasıl yeriz diye komplo teorileri  yapmak zorunda kalacaklar!” 
“Devlet’i aliye” emredecek,  “şimdilik” kaydı ile DAÜ’nün  mührü devralan  “veziri,” anında  “emirleriniz olur”  diyecek!  Ve artık DAÜ  ne Eşber Serakıncı’ların, Özkan Korun’ların Vakıf Yönetim Kurulları döneminde olduğu gibi  “Rektörle iş ve güç birliği içinde çalışacak”  ne de  “siyasilerin çıkarları ve popülist gösterileri ile sendikaların  efelenmelerinin”  önüne geçilecek tedbirler alınacak. 
AMMA VE LAKİN:  Kavga da bundan sonra başlayacak. DAÜ  hangi Koalisyon ortaklarından hangisinin  çiftliği olacak?  Nasıl paylaşacaklar?  Hazır olun şenliğe!
VE EĞER DAÜ İÇİN O FELAKET GÜNÜ GELMEDİYSE:  İşte o zaman istikrarlı,  disiplinli,  mali kaynakları koruyup gözeten,  öğrenci sayısını sürekli artıran, gitgide DAÜ’yü bir marka haline getiren Abdullah Öztoprak dönemi devam edecek ki hem Mağusa kentinin sosyo ekonomik kalkınmasına yansıyacak başarısı,  hem de  lider üniversite oluşunu sürdürecek…
Dedik ya dün akşam VYK ne karar aldı bilmiyorum. Buna karşın  alınacak her iki kararın aynasını tuttum.  Biri kara,  biri ak!  Bakalım bu sabah ak’a mı uyandık yoksa kara’ya mı?