Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güneş üç mızrak boyu yükseldiğinde

“İngiliz gaçalı bu saat hiç doğru göstermedi…”


Yukarıdaki sözler Sayın Ergün Vudalı’ya ait.
Facebook’undan aşırttık.
Fotoğrafı da.

Fotoğrafta görüldüğü gibi, saat Lefkoşa’daki mahkemeler binasının ana giriş kapısının üzerinde bulunuyor.

Mahkeme binalarının güzelliği bir yana, hiç yoktan İngiliz oraya bir saat koymuş.

1192’de Lüzinyanlar St. Sophia Katetrali (Selimiye Camii)’ni inşa ettiklerinde, kulelerin birine bir saat kondururlar.
Güneş saati.

İngiliz’in diktiği saat biraz ileri biraz geri çalışıyor.
Lüzinyanların diktiği güneş saati, yıpranmasına rağmen, çubuğu gölge veriyor.

Saat, M.Ö önce 4000’li yılarda icat edilmiş.
Eski Mısırlılar güneş saatini yapmışlar ama bir sorun vardı.
Bu saat, gece güneş olmadığından çalışmıyordu.
Onlar da kum ve su saatini icat etmişler.

Saat, bilindiği gibi “zamanı ölçmeye yarayan alettir.”
Uzak doğuda ateş saati kullanılırmış.
Bir fanus kabının ortasında mum, arkasında bir cetvel.
Mum yandıkça eriyor, gölgesi cetvelde yürüyüp zamanı gösteriyor.

Günü eşit dilimlere bölen ilk saat 14’üncü yüzyılda bulunmuş.
Daha sonra zembereğin bulunmasıyla da iş büyümüş.
Saatler küçülmüş.

Osmanlı adaya geldiğinde herhangi bir yere saat koymuş muydu?
Han yaptı hamam yaptı ama saat yok!
Demek ki zaman başka türlü ayarlanıyordu.
Ahali ne yapabilirdi?
Horoz ötüşlerine kulak verirdi mesela.
Ki bu da bir zaman ayarıydı.
Güneş ne kadar yükseldi, ne kadar alçalmaya başladı.
İnsanlar bunları bilir, zamanını bunlara göre ayarlardı.

Şimdi kim oradan geçerken İngiliz’in saatine bakar ki!
Zaten “İngiliz gaçalı bu saat hiç doğru göstermedi…”

Bizim “zaman”la bir derdimiz mi var?
Kanlı Dere kuruduğunda güneş üç mızrak boyu yüksekteydi.
Lefkoşa terk edildiğinde horozlar henüz ötmemişti.
Ada bölündüğünde ateş saatindeki mum yarıya kadar erimişti.
O “zaman” kim neye dikkat etmişti?

Ve şimdi sarkaçlı saat hiç çalmamak üzere durmuş durumda!..

Zaman bize hiç yaramadı.
Bu bakımdan en korktuğumuz şeydir bu.
“Bir zamanlar” deyip de eskiye gömülmenin sebebi, gelecek zamanları hayra yormadığımızdandır belki de.
Neredeyse aynaları kıracağız…