Müzakereler hızını kaybetse de devam ediyor. Arada yaşanan boşluklara ise çözümle ilgili türlü çeşitli politikacı ve örgütlerin demeçleri oturuyor. Çetelesini tutmadık ama en çok kullandıkları laf “destekliyoruz” kelimesi oluyor. Anlıyoruz ki çözümü desteklemeyen, hatta muzırlık olsun diye “ben veya biz desteklemiyoruz” diyen yok! Söz konusu Kıbrıs dolayısıyle “çözüm” oldu mu herkes “barış havarisi” oluyor.
Tabi süreci ne kadar yakından izlediklerini, iki halkın neden iki ayrı bölgede yaşarken ille de birleşik Kıbrıs’ta bir federal sistem içinde yer almalarının zorunlu olduğu iddialarını, hangi siyasi bilinçle savunduklarını bilemiyoruz. Dahası geçmişten bugünlere gelirken “sorunun nereden kaynaklandığını, bu konuda ne kadar siyasi bilince sahip olduklarını da bilmiyoruz!” Tutun ki ortada çözüm bekleyen bir siyasi sorun vardır, politik misyona sahip kişi ve kurumlar da çözüme yönelik müzakereleri desteklemektedir! Yani gözlerimi kaparım vazifemi yaparım! Pekala ama bu tutumun ne kadar faydası vardır?
AKSİNE ZARARI VARDIR: Çünkü Çözüm beklentilerini de yanına alarak sürekli gözler kapalı kulaklar tıkalı “müzakereleri destekliyoruz” diyerek verilen mesajlar “saplantı” haline geldi! Artı böylesi yoğun destek atışlarını “her türlü siyasi avantajı elinde bulunduran AB ve BM’ler üyesi, ayni zamanda tüm Kıbrıs’ın tanınmış devleti olan Güney Rum Yönetimi KKTC aleyhine geliştirdiği politikalarda kullanmakta, tutun ki hem masada hem de siyasi alanda Kuzey’i haksız konuma düşürmektedir!” Mesela “yeniden” lafına sardıkları bu haksız kampanyanın eseridir! Yaratılan imaj ise “birleşik Kıbrıs” “Kuzey’in işgalden kurtarılması ve Türklerle Rumların 1974’den önce olduğu gibi yeniden birlikte yaşayacakları bir federal sistemin oluşmasıdır. Tabi AB müktesebatı içinde!”
Oysa biz biliyoruz ki bu yargı doğru değildir. Kıbrıs’ta bugünkü iki bölge ve TC’nin Kuzey’e müdahalesi ile süregelen güvencesi Rum’un adada Enosisi gerçekleştirmek istemesinden kaynaklanmıştır.
DİN ADAMLARI DA BİLİYORLAR MI: Mesela bizim din işlerinden sorumlu aslında “siyasi arabuluculuğa” meraklı Dr. Prof. Talip Atalay beyefendi.. Kıbrıs’ta ne kadar yabancı din adamı varsa toplayıp çözüme ve müzakerelere destek beyan ediyorlar. Sonra Hrisostomos köşeyi döner dönmez başlıyor Türkiye ve Kuzey aleyhine çatallı diliyle zehir tükürmeye!
Son toplantılarını ABD’de, görevi din işleri olan Casey adlı bir zatla yaptılar. Ve Casey hemen açıklamasını yaptı. “Kıbrıs’ta Müslüman ve Hristiyanların birlikte yaşamaları dünyaya model olabilir!”
ÖYLEYSE HAYDİN SALÂHA: Barışı da geçtik, çözümü de hallettik sıra geldi Hristiyanlarla Müslümanların birleşmesine! Yeter ki ne pahasına olursa olsun bu ada birleşsin! Çünkü Güney’in Kuzey’e çıkarması var! Ha gayret! ********** İKİNCİ CUMHURİYET: (KKTC’NİN YAPISINI DEĞİŞTİRMEK ZAMANI GELMEDİ Mİ?)
Bir devrelerde Türkiye’de başını Mehmet Altan’ın çektiği ve kendilerini “ikinci cumhuriyetçiler” olarak lanse eden bir kısım aydınlar “Atatürk Türkiye”sinin demokratik olmadığını, bürokrasi ile ordunun vesayeti altında olduğunu iddia ediyorlar ve yeniden gerçek anlamda reformlarla çağdaşlaşıp demokratikleşmesi için seferberlik çağrısı yapıyorlardı. 1990’ların bu liberal sol görüşlü aydınları epey ses soluk getirdilerdi. Tıpkı Mehmet Ali Aybar’ın “Güler yüzlü Sosyalizmi” gibi! Ne var ki o yıllardaki “demokratik rejim arayışları” devam ederken gün gelecek iktidara AK parti kurulacaktı! Kime niyet kime kısmet!
İşte 1990’larda biz de burada, oradaki 2. Cumhuriyet tartışmalarından etkileniyor ve “neden bizde de olmasın diyorduk!. Hem de daha KKTC’nin kuruluşunun üzerinden on beş yıl bile geçmemişken! (“Biz” derken örgütlü dernek veya siyasi partilerden değil, ben de dahil beş on entel gevezesinden söz ediyorum!)
SAVIMIZ ŞUYDU: KKTC geçen yıllar içinde yavaştan yavaştan yozlaşmaya başladıydı. İlk günlerin heyecanları yitip gidiyor ekonomik sıkıntılar başlıyordu! Dahası devlet insanları zapt edemiyordu! Rant ekonomisi “hukukun üstünlüğünü” tepeleyerek büyüyordu! Kısaca Kuzey bozulurken kokuşuyordu!
Ve tabi TC’nin 2. Cumhuriyetçilerinden esinlenerek diyorduk ki “neden bizde de köklü reformlarla 2. Cumhuriyet gerçekleşmesin?”
Bugün ayni saplantının yeniden nüksettiğini hissediyorum. Ve yıllar sonra yeniden soruyorum: “Neden köklü reformlarla hatta yeniden yazılacak anayasa ile 2. Cumhuriyete yelken açmayalım? Çünkü bu gidiş gidiş değil! Her yerimiz lime lime dökülüyor! Ve mevcut iktidar palyatif tedbirlerle yırtıkları sökükleri dikip yamalaya çalışıyor! Fakat olmuyor… Devleti yeniden “kurmak” gerekiyor.. ********** KISACA TAKILDIĞIM: (SORUNLAR İNSANLARI HUZURSUZ EDİYOR. TRAFİK CANLAR ALIYOR!)
BİLİR MİSİNİZ? Bir zamanlar hemen her evde bir kümes vardı. Çocuktum yumurta var mı diye ve bazen gizlice kümese girerdim. Tavuklar çılgınlar gibi sağa sola kaçışırlar, hatta kanatları tırnaklı ayakları ile şuramı buramı yara bere içinde bırakırlardı!
Düzeni o kadar tarumar ettik ki artık insanları arabaları ile bir yerden bir yere giderlerken – kendimi de suçlayarak yazıyorum – izlerken aklıma hep o tavukların çılgınlar gibi sağa sola kaçışları geliyor! Tutun ki deliler gibi araba kullanıyoruz! Artık arabalarımızın azami süratini gösteren ibredeki rakamı bize yetmiyor! Gaz pedalını son haddine kadar öylesine basıyoruz ki neredeyse ayağımız şasiyi delip dışarı çıkacak! Kimselerimizin işine gitmek için acelesi yoktur ama arabanın kontağını çevirip hareket ettik mi arkamızdan kurşun sıksalar yetişemez yetişemez!
HUZURSUZLUK İŞTE! İnsanlar sinirli, telaşlı, karamsar, yorgun ve yılgın… Yoksa diyorum, hayata karşı hınçlarını arabalarının süratiyle mi çıkarıyorlar! Yoksa onca ölümlü trafik kazasını başka nasıl izah edebiliriz? Kısaca iç barışa ve istikrara çok ihtiyacımız var. “Bu Cumhuriyeti yeniden bir restore etsek diyorum…”

Önceki Haber
Sonraki Haber

























