Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakerelerdeki bazı anlaşmazlıklar

(Bir süre kendimizi rölantiye aldık! Ambale olmaya başlayan kafamızı dinlendirelim dedik. Fakat anladık ki bu ülkede insanların kafayı dinlendirmesine imkân yoktur! Siyasi gelişmelerden sosyoekonomik sorunlara kadar iç içe yaşadığımız olaylar sarmalında sara nöbetine tutulmuş gibi çırpınıp titremek Kıbrıs Türk halkının alın yazısı haline geldi! Kurtulmak ne mümkün! Diyelim ve kaldığımız yerden devam edelim.) (Parantez içleri benim yorumumdur.)

Çatlasak da ser verip sır vermeyen “Müzakerecilerimize” karşın öyle geldi böyle gider geleneğinde kulaklarımızla gözlerimizi Güney’e çevirmiş “müzakerelerin seyri konusunda haber kırıntılarını toplamaya devam ediyoruz! Allah kendisinden razı olsun! Bu kez bizdeki Hükümetin etkisiz ve yetkisizliğine karşın; Güney’in etkili ve yetkili Hükümet sözcüsü Hristodulidis Alithia gazetesine yaptı açıklamasını! Ve bakın bugüne kadar görüşülen başlıklarda hangi konularda anlaşmazlıkların devam ettiğini söyledi: (Bunları bilmekte yarar vardır çünkü Güney’in bize nasıl bir çözüm modeli biçtiğini anlıyoruz!)

 Sn. Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı görevini 4 yıl Rum 1 yıl da Türk Cumhurbaşkanının yürüteceğini söylemesine karşın Hristodulidis bu konuda henüz anlaşmaya varılmadığını, pürüzün devam ettiğini söylüyor. (Oysa Sn. Akıncı 4 yılda 1 yıl talih kuşu gibi başımıza konacak Cumhurbaşkanlığı makamını, ayni zamanda siyasi eşitliğimizin kabulü olarak da yorumluyor!)

Bakanlar Komitesi:” Bu açıklama çiçeği burnunda kabak değil ama bugüne kadar müzakereler sürecinde işitmediğimiz bir “yeni” olgudur. Buna göre 2’si Türk 2’si Rum 4 üyeli bir “Bakanlar Komitesi” kurulacak. Bakanlar Kurulunun kararlarını görüşüp onaylayacak. Oylar eşit çıkarsa kura çekecekler. (Ve alın size bir yeni hır gür, çünkü oy’a kalmış kararın uygulanması değil, kavgası yapılır!)

Mülk Sorunu: Türk tarafı mülklerin 1’cil Hak sahibine verilmemesinde ısrar ediyor. Rum tarafı ise 1.cil hak sahibinin ilk tapu sahibi olan Rum’un olmasında ısrarlı!

Başlıklar: 4 Başlıkta ciddi ilerleme var deniyor. Ancak bu ilerlemeler uzlaşma kıvamına gelmedi. Çünkü “yakınlaşmaların” nasıl “uzlaşma” haline gelecekleri henüz ele alınmadı. Mesela Çözüm mekanizmasında “dıştan bir yabancı yargıç olmayacak” deniyor ama ne olacağı da ortaya konmuyor..

AB’’nin 4 özgürlüğü: Bu konuda “uzlaşmaya varıldığı” iddia ediliyor. Kuzey’den “hayır öyle bir şey yoktur” itirazı işitilmediğine göre demek ki kabul görmüş! (Gözümüz aydın diyelim çünkü böylesi 4 özgürlük Kuzey’i kevgire çevirir, kimin eli kimin cebinde belli olmaz, yeni fırsatçılar yeni rantlar derken, elimizde kalanlar da gider!)

SONUN BAŞI: Evet sonun başına geldik. Ancak tekrar edelim. Adada Türk Rum halkları var oldukça hiçbir müzakere “son” değildir. “Bittiği yerde yeniden başlar!”


HÜKÜMETİN İCRAATLARI

Yorgancıoğlu ve Kalyoncu koalisyon hükümetlerinden beridir zaman zaman “icraatlar” konusunda yapılan açıklamalar zevahiri kurtarma babında hamaset kokulu nutukları andırmaktadırlar! Çünkü: “Halk için halktan yana daha güzel daha ferah günlere” laflarıyla icraat diye anlatılanlar çok kısaca nedir bilir misiniz?

TÜK kötü yönetimler ve öteden beri müzmin derdimiz olan “denetimsizlikler” nedeniyle batırılırken; hükümetin yüzü aşkın maddeye yüzde 3’lük fon uygulaması ile bu batışın faturasını halka ve işinsanlarına ödetmesidir!

Eğer bunun adına icraat derseniz o zaman lugatlarda “icraata” bir başka anlam bulmak gerekecek!

Kaldı ki: Hiç bir icraat dolar düşerken akaryakıta zam yapmanın esbab’ı mucibesi olamaz!

Ve hiçbir icraat sinekten bile yağ çıkarmaya çalışan bir hükümetin hem çok zamansız hem bu koşullarda acil olmaması gereken makam araçlarını yenilemesinin mazereti sayılamaz!

Kaldı ki çoktandır “icraatlar rölantiye” yatırılmıştır. Sadece tarım kesimine, hayvancıya, narenciye üreticilerine “alacakları” ile teşvikleri ödenmekte, vaziyetler idare edilmektedir! Buna karşın Hükümet Programdaki “icraatlar” vaatlerle harmanlanarak ötelenmektedir! Bu gerçeği Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş da satır aralarında itiraf etmektedir!

Mesela: Ne oldu TC ile KKTC Mali ve Ekonomik protokolü? Bugüne kadar hangi maddesi hangi sektörün reformu için uygulama alanına sokuldu? Buna karşın “hedefimiz ülkemizi daha güzel günlere ulaştırmaktır” deniyor..

Gerçekte şu sıralarda tepede kim varsa hep bunu söylüyor! Nitekim Sn. Akıncı da masada ve her fırsatta ülkeyi daha güzel günlere götürmek için çalıştığını, kendine güvenilmesi gerektiğini söylüyor!

Fakat: Hükümetin performansı yönünden eğer doğruya doğru diyeceğimiz bir “icraat” var ise o da şudur: “Evet bu hükümet CTP dönemlerinde TC ile mayfoşileşip yabancılaşan ilişkileri yeniden restore etti.. Benzer değerlendirmeyi Sn. Akıncı için de yapmak gerekir.. Ankara ile hem Hükümet kanadı hem de Sn. Cumhurbaşkanı uzun zamandır hiç bu kadar sıcak ve samimi ilişkiler oluşturmadılardı.

Pekala yeri geldi soralım ama? KKTC’nin kader yolculuğu söz konusu olduğunda Ankara ile en üst düzeyde ve tabi Kıbrıs Türk halkı yararına ilişkiler geliştirilirken neden ayni kaderin söz konusu olması gereken müzakereler sürecinde Hükümet kanadı bir “yabancı” gibi dışta bırakılmaktadır? Hem de masada “devlet” iddiası ile bu devletin siyasi irade sahibi bir de “hükümeti” olduğu kabul görürken… Kendi kendimizin gözünü çıkarmamız yeni bir olay değildir ama devam ettiğini görmek üzücü oluyor!


KISACA TAKILDIĞIM: (TRAFİKTE ÖLMEK VAR KADERDE!)

Her insan öleceğini bilir mi? Elbette! Günümüz saatimiz geldi miydi göçüp gideceğiz…

Fakat: Ne zaman, nerede nasıl öleceğimizi bilebilir miyiz? Mümkün mü? Tek istisna var ama: Trafik! Bilirsiniz ki artık çıktınız mı arabanızla yollara bir kazaya kurban gitmek de vardır kaderde, bir kazaya neden olurken bir başka insanı kurban etmek de! Çünkü yollarımızı sırat köprüsü, araçlarımızı terminatör haline getirirdik! “O yollarda ölmek yahut yaşamak” talihini de “kaderimize” havale ettik! Yok mu bu sorunu çözecek bir babayiğit “yönetici” bu ülkede?