Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakerelerde tıkanmalar: (Yine Rum basını sızdırıyor!)

Tahmin ettiğimiz gibi! Rum basını yavaştan dalgalanmaya başladı. İlk dalgası da kıyıya vurdu! Bundan sonrası müzakerelerin seyrini, hangi konularda uzlaştıkları ile uzlaşamadıklarını her zamanki gibi Rum basınından öğreneceğiz!

Eide de “ayrıntılar üzerinde açıklama yapmam” desin! Türk müzakereciler ketum davranarak ne kadar gizli ve önemli bir iş yaptıkları imajını vermeye çalışsın! Nafile! Çünkü Rum basının huyudur “sızdırır!” Nitekim yine sızdırdı… Öğrendik ki köklü anlaşmazlıklar var ve galiba çözümsüzlük müjdeliyorlar!
BİR PARANTEZ AÇALIM. Ve soralım: Rum tarafını bu “çözümsüzlük hiç mi rahatsız etmiyor? Hiç mi çıkarlarına, uluslar arası ilişkilerine, adadaki varlığına zarar vermiyor?” Mümkün değildir çünkü sadece TC’nin o dünyasal tanker filosuna Giresun Limanı’nı kapalı tutması bile zararlarına zarar katıyor! Öte yandan Doğu Akdeniz’deki Afrodit yatağının devreye sokulması da çatışma rizikosu taşıyor! Sonra şunu da görüyor. “Kuzey artık 40 yıl öncesinin beldesi değildir. Hem ekonomik hem turizm hem de yönetim erki olarak olumlu yönde büyük değişimler geçiriyor… Ekonomik arızalarına karşın sonuçta kemikleşmiş bir Devlet yapısı vardır. Ve artık Annan planında olduğu gibi sırf AB’ye girmek için referandumda yine evet diyecek kadar kısır politikaların halkı değildir!
RUM BASININA GELİNCE. Bu kez müzakerelerle ilgili haberleri sızdıran Simerini Gazetesi’dir. İddiasına göre müzakerelerde öyle iyimserlik kokulu bir süreç yokmuş! Aksine tıkanmalar çoktan başlamış! En çok canlarını sıkan husus da Akıncı’nın çözümün “birincil hukuk” olması ısrarıymış…”
Nedir bu birincil hukuk? “Avrupa Birliği hukukudur. Üye olan ülkelerin kendi iç hukuklarından ayrı olarak katıldıkları tek yargı sistemidir. AB yasaları pek çok alanda özellikle AB ortak pazarında üye ülkelerin hukuk kurallarını geçersiz kılar. Dolayısıyla AB anlaşmalar gereğince uygulamaları zorunluluğunda yasalar yayınlar ve bunlar otomatik olarak üye ülkelerin iç hukuklarına girer. Bu yasalar tüm üye ülkeler için bağlayıcıdır. Nitekim AB’ye üye olabilmek için bu yasalara koşulsuz tabi olunacağının kabul edilmesi gerekmektedir…”
Pekala: Neden Rum tarafı Akıncı’nın “çözümün birincil hukuk” olmasına itiraz ediyor? Çünkü Türk tarafının AB üyesi olurken kendine (ayrı bir devlet gibi) birincil hukukun da tanınmasını istemiyor. “Zaten ben varım diyor ikimize de yeter!” Tutun ki “Hep o ada egemenliği tutkusunu sergiliyor! (Yarın devam ederiz.)                    
**********

Yeni kadın hakları: (Evlilik ayrılmaları nasıl önlenecek?)

Memlekette her yıl evlenenler kadar ayrılanlar vardır. Bu gerçek insanların “evlilik müessesesini” tanımadıklarının, bu konuda bilgi sahibi olmadıklarının kanıtıdır. Eğer evlilik bir fantaziya değilse ciddi bir olaydır. Çünkü toplumun en küçük sosyal çekirdeği olan “aileyi” oluşturmak için Kadın ve erkek iki insanın evlenmesi gerekir. Sosyoloji de o “aileden” başlar anlatımına.
Nitekim şimdilerde KKTC sosyolojinin sorgulaması gereken olay neden KKTC’de insanların evlendikten hemen sonra ayrıldıklarıdır! Tutun ki evlilik müessesi flört dönemlerinin sadece pembe renklerinden oluşmaz! Çoğu zaman siyah renklerini de taşır.
Tutun ki evliliklerde bekârlık dönemlerinin püfür püfür esen bahar rüzgârları yerine zaman zaman kararan bulutları ile gök gürültülü dönemleri de yaşanır.
Tutun ki “evlenenler” ana baba kucağının sıcak koruyuculuğunu kaybederlerken yeni hayata sorumlulukla başlamakta zorlanırlar…
Tutun ki çocuk sahibi de olduktan sonra artan zorluklarla yaşamı sürdürmek kolay değildir, zora dayanmak için fedakârlık yapamıyorlar!
Tutun ki artık evlilikler “evlendim” demek için gerçekleşmekte evlendikten sonra da eski özgür yaşamlara dönülmek istenmekte ve de buna dayanamayan evlilik müessesi ayrılıklarla yıkılmaktadır! Kısaca yığınla nedeni vardır…
YENİ “AİLE YASASI”: Çıkması gerekiyor muydu? Evet. Yeni çıkan yasa çok mu iyidir? Hayır!..
Çünkü artık bir kadın evlendikten sonra eğer isterse kocasının değil, bekarlık dönemlerinin soyadını kullanabilecektir. (Bunun ileride isim kargaşası yaratacağını hep birlikte göreceğiz)

Boşanacak çiftler hakçasına mal paylaşımı yapabilecekler. (Mahkemelerde büyük sorunlar yaşanacaktır!)
Mesela nafaka olayı da düzenlendi. 18 yaşını bitiren çocuğun lisans eğitimi süresinin bir buçuk katı kadar sürede nafaka sürecek deniyor… (Nafaka deyince akla hep erkek gelmekte. Pekala erkek çalışmıyor kadın çalışıyorsa? Neyse ki borçlanmalarda bir denge kurulmuş.) Vesaire…
BOŞANMALAR ÖZENDİRİLDİ: Çünkü boşanan çiftlere getirilen “kadın” ağırlıklı yeni iyileştirmelerle olanaklar, artık zaten var olan “boşanma” alışkanlığını bu kez daha çok teşvik edici kadından yana yasalarla donatıldı. O kadar ki bir kez daha kadın “mazlum” erkek “mütecaviz” rolüne itildi.
OYSA: Bu memlekette kadın ne o kadar mazlum ne erkek o kadar mütecavizdir… Sadece “Evliliğin” ne olduğunu bilmiyorlar çünkü kimseler öğretmemiştir! Dolayısıyla gönül isterdi ki böylesi zorunlu yasalar çıkmadan çok önceleri memleketteki evlilik müessesini “ayrılmalardan kurtaracak” bir eğitim ve bilinçlendirme seferberliği başlatılsındı. Bunu beceremeyenler her halde “en azından ayrılan çiftlerden “kadını kurtaralım” dediler ayrılmaları beterince kamçılayacak yeni yasalar getirdiler. Ne diyelim? Tabii ki biz de kadınların hakkından yanayız ama ortada bir gerçek var bu ülkede ayrılmaları kimseler önleyemiyor olanlar çocuklara oluyor ve facia büyüyor!

**********

Kısaca takıldığım: (BKP’nin Çipras’lı Yunanistan hayranlığı!)

BKP dolayısıyla İzzet İzcan, Çipras’a bir mektup göndererek “Avrupa sömürgeciliğine karşı direnen SYRIZA hükümeti ve Yunan halkına destek belirtti. Bir partinin tabii ki kendi politikası. Ancak:
Eminim İzcan, Annan Planı referandumunda Türk halkının da AB’li olması için canı gönülden çalışmış ve “evet” oyu vermişti.
Eminim İzzet İzcan bugün de Türk halkının bir çözüm sonucunda AB üyesi olması için yine uğraşır.
Eminim İzzet İzcan bugüne kadar şu veya nedenle AB’ye ne faşist ne sömürgeci dememiştir. Ve kesinlikle müktesebatına inanmaktadır.
PEKALA. Şimdi AB neden “Sömürgeci”, “troyka”, “bağımsızlık ve demokrasiye düşman” bir “birlik” olmakta? Yani İzzet İzcan’ın başkanı olduğu BKP, Avrupa’nın avantacı beslemesi durumundaki Yunanistan’ı AB’ye karşı borcunu vermediği için mi takdir edip davasını kutsuyor? Hayret vallahi? Bazı politikacılarımızın hangi ideolojilerin savunduklarını anlayamadık vesselam!