Deniyor ki “Eylül” ayında liderler bir araya gelecekler..
Demek ki BM’ler temsilcisi bayan Lute’nin bir süre önce Güney’de ve Kuzey’deki nabız yoklamalarından “sağlıklı ve müsait” bir müzakere ortamı çıktı!
Ben böylesi dönemlerde şaşkınlaşırım çünkü “öncesi” açıklamalarla “masaya hazırlık” babında konanlar çoğu zaman birbirlerini tutmazlar!
YİNE öyle olacak! Nitekim müzakere hazırlıkları başlasın hep beraber göreceğiz, liderlerin bugüne kadar “olmazsa olmaz” dediklerinin nasıl olduğunu!
Nedeni de dillere pelesenk “barışçı çözüm arayışları uğruna nasıl fedakârlıkta bulundukları!”
Mesela bakacağız ki müzakerelerin takvime bağlanmasından vazgeçilmiş! “Asla görüşülemez denilen TC’nin garantörlüğü” bir kez daha ele alınmış! Rum’un hidrokarbon yatakları gibi çok ciddi sorun da Türkiye ile Yunanistan ve ötesi ilgili ülkeler platformlarına havale edilmiş..
NEDEN böyle tornistan oluyor? Çünkü Türk tarafının “kaybedecek” zamanı yoktur, çözüm acelesi vardır! Rum tarafının ise mutlaka kazanmak için kullanacağı uzun bir zamanı vardır!
Nitekim son günlerde Rum medyasının ayazlattığınca “adada Kıbrıs Helenizminin çıkarları için denilen Türk-Rum, Kuzey-Güney arasında bir kadife ayrılıktan söz ediliyor ama Anastasiadis buna gıkını bile çıkarmıyormuş!
Çünkü Anastasiadis için “müzakereler bitmedi!” Guterres Çerçevesine yönelik ilgisi de şu anda TC’i de kapsamına alan Türk tarafının, en bunalımlı dönemlerini yaşadığındandır!
Müzakerelerin hele bizim tarafımızdan böylesi kriz ortamlarında başlaması dezavantajımız olmasına karşın, neredeyse başlayacak diye zil takıp oynamaya hazırlananlar vardır ama!
(Mesela “sağlık bakanı Sn. Filiz Besim şimdiden kendini, başlaması olası müzakerelerin havasına kaptırdı ki “Kıbrıs bir bütündür” iddiasını çakarak, KKTC’ye “Kıbrıs’ın Kuzey’i” demeye başladı! Doğrusu “birleşik Kıbrıs efkârına da çok yakıştı!)
UZUN lafın kısası: Sittin sene daha görüşmeler devam edebilir. Eğer Türk tarafı o masaya “Kuzey’de tanınmış devlet olarak” oturmazsa daha çok ama çok müzakere masası bozulur yeniden kurulur!…
**********
BAŞBAKANIN SEFERBERLİK ÇAĞRISI…
Toplumsal seferberlik, “çaresizliğin” son çaresidir!
Kıbrıs Türk halkı ulusal mücadelesi süresince “seferi” olmuş bir seferberlik toplumuydu..
Nitekim 1974’den sonra Çözüm gerçekleşene kadar “seferberlik” toplumu oluşumuzu sürdürürken, “Kurucu Meclislerimizin” görevlerine devam etmesi gerektiğinden tutun da “Ulusal Konsey” oluşturulmasına varıncaya kadar savunmasını yapan bir yurttaştım..
NEDENİ de şu şekilde düşünüyordum: Siyasi partilerle “iktidar muhalefet” ve de “sağ-sol fraksiyonlarla” ulusal konsensus sağlamaya çalışmak, Kıbrıs Türk davasını bu zıt güçlerle birlikte hedefine ulaştırmak mümkün değildir!”
YA Ekonomi? Geçmişteki o “ulusal seferberlik” günlerinde halkın bütünsellikli katılımlarında kural ve kararları dayatıp amaca ulaşmak kolay olduğundan, “Türkten Türke” kampanyaları da denendiydi, “muhalefetsiz” iktidarlar da..
YANİ Sn. Başbakan Erhürman’ın “Ekonomik açıdan silkinip kendimize gelmeli, seferberlik ilan etmeliyiz” açıklamasını çok iyi anladığımı söylemek isterim. Çünkü biz (doğru veya yanlış) bu tip “seferberliklerin” toplumuyduk! 1974’lere bu seferberlik ruhuyla geldiydik.. Çözüm olana dek de devam etmeliydik.. Nasıl? “Halk temsilcileriyle, STÖ ile oluşturulacak Meclislerle, olmuyorsa Rum tarafındaki gibi “ulusal konseylerle…”
Bugün artık tartışılmasının abese iştigal olduğunu biliyorum ama Sn. başbakan’ın ağzından “seferberlik” lafını işitmek beni heyecanlandırdı. Kaç zamandır “halka” böyle bir çağrıda bulunulmamıştı!
KONUYU azıcık açayım: Bizatihi dörtlü hükümetin kendisi “bir çoklu koalisyondur.” Bu nedenle siyasi iradesi güçlü, icraatları kolay olmalıydı! Dolayısıyla o seferberlik yolunu da önce kendisinin açması gerekirdi ki halk nereye niçin yürümekte olduğunu bilsindi!
FAKAT insaf ama! “Bende pahalı uçak bileti alacak göz var mı gider Baf’tan daha ucuza uçarım” diyen Bakan da bu hükümettedir… KKTC’ye “Kıbrıs’ın Kuzey”i diyen de!..
Verdiği sözleri yerine getiremeyince bir daha lafını bile etmeyen bakanlar da bu hükümettedirler!
Popülizm ise yeni yeni başladı ilgiyle izliyoruz!
DEMEK istediğimiz şudur. “Seferberlik ruhu” devlete millete tutkulu sevgilerden geçer! Bir yandan devleti federasyonla devşirmeye çalışırken öte yandan “TC’nin garantisinin bile gereksiz olduğunu savunmak çelişkidir! Böylesi ikilemler yaşanırken, kıimse elini taşın altına koymaz. Kimse yerinden bile kıpırdamaz!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (MEĞER BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ YOKMUŞ!)
Dörtlü koalisyon hükümetinden (olağan demiyorum) olağanüstü başarı beklemiyordum.. Halk katlarında da beklenmiyordu.. Nitekim son anketler de ayazlattı, hükümet “doğrusu yanlışıyla” önceki hükümetlerden farklı değil.. Hatta bir adım ileri çıkarak diyorum ki “eskiden devlet kademeleri, bürokratik mevkileri, atamaları kısaca iki yada üç siyasi parti koalisyonu arasında paylaşılarak gerçekleşirdi! Şimdi dört siyasi parti arasında paylaşılıyor mevkiler!
Ve tutun ki hükümet bir kez daha “liyakatın” önüne geçen “popülizm ve partizanlık” dalgalarına düşmüşlükte, artık gitgide daha kaçınılmaz olan erken seçimi kurtarma telaşında “asla yapmayacağım” dediklerini de yapıyor!
Meğer yok birbirimizden farkımız, kütükteki adımızla parti rozetinden gayrı!
































