Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakereler Süreci: Uzlaşılan konular açıklansın ve Anastasiadis’in “vatan” aşkı

Geçen Hafta artık olağanlık kazanmışlığı ile yine mülkiyet konusunu konuştuk. Tabi ki konuşulacaktı. Çünkü o mülk kırk yılının emeği, teri, finansmanı ile yaşatıldı. Dahası ve asıl önemli olanı o mülkte insanların sevinçleri ve acıları, hatıraları ve varlık nedenleri var… Ki mülk deyip geçmeyin. “Mal canın yongasıdır!”
Buna karşın yine  hatırlatalım: Evet mülk çok önemli de öncesinde müzakere edilip Rum tarafının “daha pek çok konuda uzlaşma sağlanamadı” dediği konular mı önemsizdir?  Neden halktan sır gibi gizlenmektedirler! Ki bakın o görüşülenlerin neler olması gerekiyordu:  İşte bazıları:
BİR: Federal Devlet, Anayasası, Kurucu devletlerin statüsü, Federal hükümetle Kurucu devletlerin yetkileri, Federal Devlet ve kurucu Devletlerin ilişkileri, dış ilişkiler, Temsilciler Meclisi, Senato, yargı, vesaire…
İKİ: Federal Kıbrıs devleti vatandaşlığı, Pasaportlar, Kurucu Devletlerin  vatandaşlıkları,  Statüleri, Siyasi hakların kullanılması vesaire…
ÜÇ: Güvenlik konusu, Federal devlette güvenliğin sağlanması, Garanti Anlaşmaları, Polis güçleri, BM’ler Barış Gücünün işlevi, askerlik olayı ve saire…
AÇIKLASANIZA: Eğer bu konular konuşulmuş, bazılarında uzlaşmaya varılmış, bazılarında takılmışsanız… Halka açıklama yapmanız gerekmiyor mu? Bakın, korkuları yenmek için “öcüyü” açığa çıkartırlar. İnsan görüp bildiği nesneden korkmaz. Asıl korku  görüp bilmediği için  bilinçsizce yalan yanlış konuşup ahkâm kesmesidir! Toplumu bu duruma düşürüyorsunuz, yapmayın!
BAKIN HELE ANASTASİADİS’E! Nasıl bir çözüm olmasına kafa yormadan  hemen çözüm diyenlere işte Anastasiadis’ten bir “milliyetçilik dersi!” 
Haber şu: Geçen hafta Güney’deki Karpaz kökenli Rum’lar “Karpaz yarımadasının kendilerine iade edilmesi için Larnaka’da miting yaptılardı. O mitingde konuşan Anasatasiadis bakın ne vaat etti: “Mücadelemiz sadece Karpaz veya Mağusa için değildir. Kuzey’deki her karış toprağımız içindir.
Rumlar için vatan:  Anastasiadis o mitingde Rum halkına çağrıda bulunurken şunları da söyledi:  “Tüm Rum halkı güçleri bu uğurda (yani Kuzey’deki mülkleri için) “mücadeleye katkıda bulunmalıdır.  İtirazları, siyasi ideolojileri, siyasi oluşumları  ne olursa olsun bunların  üzerinde adına vatan denilen daha büyük bir ideal olduğunu anlamalıdırlar…”
SORALIM: Var mı bizde başına “vatan” kelimesini koyup böyle bir çağrı yapacak liderimiz? Yahut bir siyasetçimiz?  İşte Güney Rum liderliği ve halkı ile olan farkımız. Onlar topraklarına  “vatan” diyorlar. Bizse…  (Ne dediğinizi bir zahmet siz söyleyin…)       

   **********
OKULLAR AÇILIYOR: (BU EĞİTİM NEDENİYLEDİR Kİ ÇOCUKLARIMIZ ÇİÇEK AÇMIYORLAR!) )

Eğitim öğrenim kurumlarımızda büyük sorunlar yaşanıyor. Mesela:  Okul var, kitap defter kalem var, öğretmen var, okumak için en ehveninden olanak var, okullarda araç gereç var… Fakat ne doğru dürüst öğrenim var ne de eğitim! Hele “eğitim” hiç yok. O kadar yok ki bir parçası olan “spor” neredeyse unutuldu!
SORUN NEDİR:  “Eğitim öğrenimin”  sadece matematik, fizik, kimya, Türkçe’den ibaret olmadığıdır! İnanın bu “ders”  dediğimiz bilimleri iyi  eğitim almış anneler veya babalar çocuklarını okullara göndermeden de evde öğretebilir…
İtirazınızı işitir gibiyim:  “Olur mu? Eğitimin metodolojisi var, psikolojisi, pedagojisi, disiplini, sistematiği falan var.. Bunlar ancak bir okulda uzman öğretmenler tarafından ve tüm öğrencilerin topluca eğitilmeleri sonucunda yarar getiren değerler olurlar.” Kabul! Çünkü bizde olmayan yahut eksik olan da zaten bunlardır! Kısaca artık okullarda “kupkuru”  matematik, fizik, tarih gibi dersler öğrencilerin kafa tasları açılarak beyinlerine enjekte edilmekte edilmektedir! Hangi öğrenci bu öğretilenleri yahut ezberlettirilenleri beyninde yeterince tutup sınav kâğıdına  aktarırsa o öğrenci başarılı, aktaramayan başarısız olmaktadır! Yazık ki eğitim süreci” artık budur! Kalıplaşmış ödevler,  kalıplaşmış müfredat, kalıplaşmış sistem!
Sonra bekleyin ki yaratıcı, yurdunu milletini seven, sevdiği için koruyup yaşatma bilinci kazanan, yetiştikçe bu “sevgi ve olumlu alışkanlıklarını” toplumu için hizmet haline getiren bir gençlik yetişsin!        EĞER YETİŞSEYDİ. Trafik kazaları bu kadar ölümcül olmazdı! Çevre bu kadar kirlenmezdi! Vatan millet kelimeleri yetişen gençlerde bu kadar kaşıntı yapmazdı! Varlık nedenleri bu kadar paragöz olmaz, yaşamlar bu kadar kısır düşünce hücrelerinde karalar bağlamazdı!
Bakın çevrenize: Çocuklarınıza.. Kaç genç “başını kaldırdığı bilgisayarından yahut akıllı telefonundan sonra bir kitap okumakta? Evdeki her hangi bir şeyin koleksiyonunu yapmakta? Bir müzik aleti çalmakta? Sürekli spor yapmakta? Veya daha güzel konuşmaya çalışmakta? Saygı ile sevginin sırrına varmakta? Çiçekleri kuşları tanımakta? Toprağın nasıl çapalanacağını bilmekte?..
HAYIR:  Eğitim öğrenimi yazık ki üzerinde hiçbir bitkinin yeşeremeyeceği kurak çorak bir toprak parçasına çevirdik. Çocuklarımız bu nedenle çiçek açmıyorlar!          

  **********
KISACA TAKILDIĞIM. (DEVLETTEN ALINMAYAN PARA YURTTAŞTAN KATIYLA ALINIYOR!)

Geçen hafta CTP Genel Başkanı Talat da Kıb-Tek’i işaretleyerek KKTC’de en büyük müşteriye sahip bu kuruluşun “dilini” beğenmiyorum dediydi. Beğenmek mümkün değil çünkü o “dil” hem tehditkâr hem de çok sivri. Ve zaman zaman da kaba! (En basit bir olayda “elektriğini keseriz ha” tehditleri!)
Kıb-Tek sözcüsü ise tam aksine kendilerine yönelik eleştiri ve hücumlardan yakındı, eski Bakan Dinçyürek’i suçladı. Ve ekledi. “Kıb-Tek devletten tek kuruş mali destek almıyor!”
Almaz tabi! Çünkü devletten alacağının kat katını alır yurttaştan! Hem de bir kilovat saat elektriğin kaça mal olduğunu buna karşılık kaça satıldığını açıklamadan! Çalışanların aylık maaşlarını açıklamadan! Neden Teknecik santralına filtre koymadıklarını açıklamadan! Neden akıllı saatları yurttaşın elektriğini sorgusuz sualsiz ve  rahatlıkla kesme amacında kullanacaklarının hikmetini  açıklamadan! Sayıştayın denetimini niçin savsakladıklarını açıklamadan… Ve müjde: Yakında elektriğe yine zam var!