Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜZAKERELER: (MEVCUT KOŞULLAR ÇÖZÜMÜ OLUMSUZ ETKİLİYOR!)

“Müzakere sürecine  yönelik çözüm umutlarımızı gitgide kaybediyoruz.” Bu benim kişisel yargım değil.  Hükümet ortağı UBP ile  Serdar Denktaş’lı DP’nin de görüşüdür. Yeni Kurulan “Halkın Partisinin” de süreçle ilgili kuşkuları vardır. Geriye kalan hükümetin büyük ortağı CTP ile son zamanlarda daha etkin muhalefet yapan HDP ise çözüm umutlarını sürdürüyorlar.
Öte yandan halk katlarında  siyasi partiler dışındaki  nabızlar yoklandı mıydı gitgide “Güney ile   çözüm olamayacağı”  fikrinin geliştiğine ellemek mümkün. Nitekim Sosyal medyaya  göz attığınızda “belirli çevreler”  diyerek işaretlenen kesimler de olsalar, çözüme yönelik inançsızlığın “inançtan” daha ağır bastığını görüyorsunuz.
NİTEKİM: Biz de dünkü Köşemizde  “korkularımızdan” söz ederken “müzakerelerin seyrinin Türk tarafının istediği gibi değil, Rum tarafının istediğince sürdürüldüğüne mim koymuştuk! Bazı “korkularımızı” ise şöyle açmıştık:            Masada inisiyatif Rum tarafına geçerken,   Türk tarafı gitgide artan Rum istekleriyle baskısı  altına kalmaktadır.. Artı bölgemizdeki savaşların ateşleri   Türkiye’yi de  sarmaya başlamış,  sıcak çatışmaların eşiğine gelinmiştir! Artık Rus tehdidi  “3. Dünya savaşı çıkabilir” diyecek kadar haddini aşmıştır.  Kısaca korkmamak için neden yok!   Devam ediyoruz:
KIBRIS CENNET DEĞİLDİR!  Doğu Akdeniz’in şu köşesine kondurulmuş Kıbrıs adası, biline ki  Tanrı’nın kılıcı kalkanı ile  koruduğu bir cenneti değildir.  Ne de  bu adayı paylaşan Türk ve Rum halkları hurileri ile melekleridir! Nitekim kendini tanıdığı günden beridir ne istilalardan kurtulmuştur ne de kendi sahibi olabilmiştir!
İLK KEZ: Buna karşın kabul ediyoruz:  İlk kez bu adada üzerinde yaşayan “iki halk” bir federal devlet kurmak  için çabalamaktadırlar. Birincisi yani 1960 Kıbrıs cumhuriyeti deneyimi tutmamıştır! Şimdilerde ise yeni çözüm arayışları dolayısıyle müzakereler devam etmektedir. Fakat büyük boşlukla gafleti de yanına alarak! Nitekim hâlâ  doğru dürüst sorulup cevapları verilmemiştir. Mesela: 
Neden 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti üç yıl bile dolmadan dağılmıştı?       Neden sonrası gelişmeler yaşanırken onca BM’ler planlarına karşın çözüme gitmek mümkün olmamıştı?        Neden Rumlar referanduma giden Annan planına hayır demişlerdi?      Neden elan devam eden müzakerelerde Rum tarafı hâlâ 1960 KC’ine atıfta bulunup olası federal devleti Rum çoğunluğuna dayalı yönetselliği ile üzerine inşa etmeye çalışmaktadır?..
Rahmetlik Denktaş’ı yıllarca hep geriye dönük sorgulamalarını içeren politikası  nedeniyle eleştirdilerdi. Şimdi bakın bakalım. Masada tartışılan çözüm doneleri ne kadar ileriye dönüktür!
     **********     

YAPISAL KUSUR: (ÇOK BAŞLILIK,  ÇOK SESLİLİK, ÇOK PATIRDI GÜRÜLTÜ!)

     Kalyoncu Başbakanlığındaki koalisyon hükümeti üç siyasi partinden bile oluşabilirdi. Nasılsa uymaları gereken protokolleri de vardı, Sağ’da Sol’da da olsalar birbirlerine tahammül göstermeden “hükümetin” devam edemeyeceğini  de bilirlerdi.
Aslında tek parti iktidarlarının zaman içinde toplumun üzerine serdikleri baskıcı ve keyfi tutumlarının yarattığı krizlere nazire eğer “zıt güçler dengesi” sağlanırsa, Koalisyon hükümetleri daha sağlıklı çalışırlar. Tabi “çok başlılık” olmazsa! Oysa:
HÜKÜMETİN 3. ORTAĞI! Belli olmuştur ki CTP ile UBP arasında imzalanan protokole, oluşturulan Koalisyon Hükümeti Programına karşın bir üçüncü ortak da “Talat’lı CTP Parti Meclisi”  olmaktadır! Denetim mekanizması olarak olması olağandır da “üçüncü bir “baş” yaratması hatta Başbakan Kalyoncu’yu, yardımcısı Özgürgün’ü zaman zaman devre dışına iterek Sn. Talat’ın Parti meclisinde 3. bir “hükümet başı” imajı çakarak  “karar alma ve uygulama inisiyatifi” yüklenmesi olağan değildir!
ÖTE YANDAN: Bir kere Parti Meclisinin aldığı kararlar UBP’nin Sağ misyonuna aykırıdır! Mesela şu “Özelleştirmelerle-Devletçilik” tartışmaları! Nitekim bir yandan olası çözümde AB’ye üye olunacağı denklemleri yapılırken, öbür yandan hangi AB müktesebatında var olduğu bilinmeyen “hantal devletçiliği” savunmak, hatta TC ile yapılan Mali ve Ekonomik Protokolleri imzalayıp sonra uygulamamak, imzalanması gerekenleri de savsaklamak!
NE OLUYOR? Üç yüz bin kişi ile Cemaat bile olamazken, Türkiye parasal katkısını kesse kamu görevlilerinin maaşlarını  bile ödeyemezken;  bilumum kurumlarımızın battığı bir “mali ve ekonomik”  konumda  “devletçilik” oyunu mu oynayacağız!
Yanlış anlaşılmaya: “Görevini yapmayan, vergisini vermeyen, çarşı pazarda eline geçirdiği her fırsatı halka atılan kazık mekanizması haline getiren, üniversite mezunlarını bile asgari ücretle çalıştıran, çalışanının haklarını gasp eden  özel sektörün kayırıcılığına çıkmadık.
Kaldı ki ekleyeceğiz: Eğer böylesi bir mütegallibe sınıfı oluşmuşsa sorumlusu “siyasi iktidar kadrolarıdır!” kuramadıkları düzenler, beceremedikleri denetimler, yarattıkları popülizm nedeniyle…
Ancak bu gerçek “başta suyun yönetimi  ve öteki kurumların “devletçi sistem”   yahut “yerel yönetimlerle” çözümleneceği ispatını çakmaz zaten “mallar” meydandadır!  Nitekim bir süre önce Kıbrıs AB Derneği Denetleme Kurulu üyesi Ali Erel çıkan yasaların çoğunun AB’ye uyumlu olmadığını açıkladıydı!
VE HAYRET: AB’ye girmek için çözüm isteyen siyasilerimiz nerde, Kıbrıs Türk halkına yaşatmaya çalıştıkları sosyoekonomik bağnazlıktan kaynaklı  sistem nerede! Bu da olsa olsa “Kıbrıslıca” siyaset yahut ekonomi anlayışı olmalıdır!              

**********
KISACA TAKILDIĞIM: (DENETİM DE YOK!)

Sorun haline soktuğumuz “suyun yönetimiyle uğraşmaktan ötesi toplumsal sorunları görmüyoruz bile. Oysa  bugün okullar açıldı. Eğitim sorunu mu yok? Memleket uyuşturucu pazarı oldu! Sorun mu değil? Trafik beterince bozuk? Kanser  vakaları çoğalmaya canlar almaya devam ediyor… Ve şu “bozuk gıdalar sorunu!”
Açık yazayım: Bu konuda yeterince denetim yapıldığına inanmıyorum. Bu ülkede zaten istense de başta Sayıştay, Vergi Dairesi, Belediyeler ve bilumum “denetim mekanizmalarının” çalışmasına imkân yoktur çünkü ne yeterli personelleri ne de   olanakları vardır.
Öyle de olunca çarşı pazar denetimsiz gıdalar furyası ile dolar. Peynirinden sebze meyvelerine kadar! Ki zaman zaman gazetelerde haberleri de salınır, gelir geçer! “Bari” diyorum. “Bu konuda olsun, aman bir denetim olsun!.”