ABD ile saat farkından dolayı BM’ler Genel Sekreteri Ban ile Akıncı arasındaki görüşmenin haberlerini yorumlayamıyoruz. Fakat tahmin ediyoruz: Genelde bu tip görüşmelerde “çok yararlı oldu, iki taraf en erken zamanda çözüm olması için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler” yollarında açıklamalar yapılır. Oysa ziyaretin aslı Ban’la Akıncı’nın tanışmaları seremonisi olmalı. Yoksa Akıncı kalkıp da “ bak Sn. Ban Anastasiadis’in kulağını çekmeni rica ederim. Masada Eroğlu’na yaptığı gibi muzırlık yapmaktan vazgeçsin ve çözüm istiyorsa siyasi eşitliğe dayalı Ortak Devleti kabul etsin” demeyecektir…
Yahut “Sn. Ban eğer çözüm isteniyorsa iki bölgeli, iki kurucu devletli, siyasi eşitliğe dayalı federal bir Kıbrıs üzerinde anlaşmamız gerekir, aksi halde siz Hz. İsa, Eide havariniz olsa bu çözüm yine olmaz” da demeyecektir…
PEKALA AMA: 11 Şubat 2014’te müzakereler başlarken artık dünya alem biliyor ki böylesi bir “ortak bildiri” üzerinde anlaşmaya varılmıştı. “İki Kurucu Devlete dayalı federal bir çözüm için müzakerelere başlayacağız” denmişti. “Tek Federal Devlet olacak ama Kurucu iki Devletten oluşacak” prensibine varılmıştı. Bu durumda “siyasi eşitliğin” tartışılamayacak kadar açık seçik olduğu kabul edilmişti… Dolayısıyla çözüm yolunu açmak için 11 Şubat uzlaşısının Akıncı tarafından daha ilk ziyaretinde Ban’ın önüne konmasında hiçbir mahzur olmamalıdır değil mi? ÇÜNKÜ: Bu adada Rumlarla Türkler Kuzey Güney komşuları olarak yaşamaya mecbursalar, çözüm yapmak zorundadırlar!. Bu nedenle elan sürdürülen müzakereler başarısızlığa uğrasa bile “son” olmayacak, ilk fırsatta yeniden başlayacaktır.
ÖTE YANDAN: Bugüne kadar müzakereler sürecinin inisiyatifi Rum tarafındaydı. İster devam eder ister kesip atardı. Sürekli öneri getiren taraf da yine Rum tarafı oluyordu…
Biz bu olaya çok takıldıydık. Çünkü masa başında Rum Devlet olarak güç gösterisinde bulunur, “dediğim dediktir” derken, Türk tarafı da “suçlu sandalyesine oturtulmuş cezasını çekmesi gereken suçlu pozisyonuna düşüyordu. Peşin peşin bu düzenbazlığın ortadan kaldırılması gerekir. Eğer federal sistem İki kurucu Devletten oluşacaksa Türk tarafı da resmen Rum tarafı gibi “devlet” olarak kabul edilmelidir ki hem siyasi eşitliğe varılsın hem de masada “iki Devlet” gibi görüşülebilinsin. Yani Türk tarafı da en az Rum tarafı kadar inisiyatif yüklenmelidir çünkü asıl mazlum taraf Türk tarafıdır.
Esas Müzakerelerin 17 Haziranda başlayacağı söyleniyor. Akıncı’nın Türk Devletinin seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak sözünü ettiğimiz siyasi inisiyatifi yüklenmesini bekleyeceğiz…
**********
Devirler değişiyor: (Mama bitti şimdi birbirlerinin mamalarına saldırıyorlar!) (1)
Lefkoşa dükalığı kaynıyor çünkü kaynatıyorlar! Eee, Kaynayacak tabii. Çünkü memleket artık eski memleket değil! 1974’den sonra kardeş kardeş “bir sana bir bana, bir ona bir ötekine” diye diye paylaşılan ne ev kaldı ne toprak! Ne yağmalanacak mal kaldı ne ganimet! E mama bitince bu kez birbirlerine saldırdılar. Dolandırıcılıktan kazıklamaya, alavereden dalavereye kadar! Osmanlı böylesi kesatlığa düçar olduğunda Padişah hemen Şeyhülislam’ın da “muvafıktır efendimiz” fetvasını alarak filan ülkeye savaş açardı! Önde Yeniçeri taifesi piyadeler, arkalarında süvariler, toplar, okçular, onların arkasında yeri göğü inleten mehteran takımı ve en geride “şaşalı tahtıravanı, Veziriazamı, vezirleri ile Padişah…” Vakta ki “kalanın” kapılarına dayanırlardı Padişah buyururdu: “Fetihten sonra şehir üç gün yağmalanacaktır…” Yeniçeri bu iştah açıcı ganimet için bir saldırırdı bir savaşırdı Allahhh! Sonra gelsin ganimetler…
1974’de Osmanlı’dan bu yana ilk defa hem o “tarihi olayı” yaşadıktı hem de o görkemi! O kadar ki Nikos Samson postu deldirmeden Güney’e kaçtığında Mahi’de şöyle yazdıydı: “Şimdi bu Türkler Kuzey’i aldılar ganimetlediler, yarın o ganimetler bitince bu kez de Güney’e saldıracaklar!” Ne var ki o “talih ve şans kapısı kapandı!” İş başa düştü Lefkoşa Dükalığı birbirini yerken artık KKTC’de olmadık işler olmakta! ********
Hikâye bir yana: (Gerçek şudur!) (2) 6 Haziran’da UBP Yeni Tüzük Çalışmaları için toplanacak. 14 Haziran’da CTP Kurultay’a gidecek. Lefkoşa bu nedenle kaynıyor. Araya yolsuzluklarla “baş ol da istersen bilmem ne başı ol” düsturuna dayalı makamlar uğruna ayak oyunları ile kaydırmaları sıkıştırılıyor. Tabi biz de olanları, “olanlara” çomaklarını sokup karıştıranların yarattıkları panik atakları nedeniyle sağa sola kaçanların feryatlarından öğreniyoruz!
Tatsızlıklarla usulsüzlükler “giderayak oyununa” kulp olmuşlar. CTP “değişecek” ya! Değişirken giderayak istihdamlar mı istersiniz hâlâ devam eden rant ekonomisine uydurulmuş usulsüzlükler mi?
CTP camiasının alışık olmadığı işler! Ki eğer Talat partinin başına geçerse işi çok zor olacak! Çünkü vakti zamanında zaten kendi elceğiziyle organize ettiği derli toplu disipline olmuş bir CTP vardı. Şimdi Başaran Düzgün’ün de yazdığı gibi “ha UBP ha CTP var!”
BALIK BAŞTAN KOKMAKTA: Onca laflamayı devlet varlığımız için “olmazsa olmaz” esamesindeki siyasi partilerimize dudak kıvırmak için yapmadık.. Aksine olmaları gereken yerde olmalarını istediğimiz için yazdık bunları. Çünkü onların “istikrarsızlıklarıdır” ki hem Yönetim erkini olumsuz etkilemekte hem “yönetilenleri!”
Nitekim siyasi partilerimiz gitgide “belirli çevrelerle belirli kişilerin partileri” durumuna geliyorlar! Zaten “kurumlar” yerlerine oturmamışlar. Sayıştay çalışamıyor. Denetim mekanizmaları felç olmuş. “Devlet daireleri adama göre iş” uydurukluğunda iş bilmez niteliksiz memurlarla doldurulmuş! Kamu Görevlileri kademelerinde bir değil on reform yapsanız o “reformları” bile ilkelleştirecekler!
Kısaca artık KKTC’nin tümden “silkinip bu mezeletten kurtulması gerek…”
































