Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakereler devam ederken Kammenos’un hezeyanları

Rahmetlik pederim aklına sığdıramadığı olayları anlatmak gereğini duyduğunda, “hayretimi mucib” oldu derdi. (Sebep vesile) Şimdilerde “fiili” oturmasa da “hayretimi çekti” deriz.
Geçen gün Yunanistan’ın içine düştüğü gayya kuyusundan nasıl çıkacağının haber ve yorumlarını okurken Çipras’ın önüne gelene meydan okuyan Savunma Bakanı Panos Kammenos’un satır aralarına sıkışmış sözlerini gördüğümde “hayretimi mucip” olduydu çünkü adam şöyle diyordu: “2. Dünya Savaşı’nda İtalyanların teslim ol çağrısına ‘ohi’ diyen Yunanistan ve 2004 yılında Annan Planı’na ‘hayır’ diyen Kıbrıs Rumları bir kez daha ‘hayır’ diyecekler!”
Kime? Kreditörlerle İMF’ye tabii! Hani “ya koşulları kabul edersin ya da iflasını ilan ederiz” diyen Çipras hükümetinin “Azraillerine!” Ki daha şimdiden Kammenos Savaş Tanrısı Ares’e sığınarak Yunan halkını referandumda “hayır” demeye çağırıyor!
ANNAN PLANI NEREDEN ÇIKTI? Ne alâka? Yunanistan’ın içine düştüğü ekonomik krizle Rum halkının Annan Planı’na “hayır” dediğini ilişkilendirmek neden Savunma Bakanı Kammenos’un aklına geldi? Çünkü adam sadece savunma Bakanı değil, “kahramanlık” sevdalısıdır da! Fırsat ayaklara kadar gelmişken gösteri tüm dünyanın gözleri önünde sahnelenmeli ki “Helen dünyasının” ne “büyük” olduğu görüle…
Dolayısıyla Annan Planı’na “hayır” diyen Rum’u da işte o Helen dünyası hayali içine sokuyor, Yunanistan’la halâ kavuşamamışlığın vuslatında Meğalo İdealı “büyük mücadeleyi” hatırlatıyor.
Hem de görüşmelerin tam başladığı bir sırada! Amaç Yunan halkı ile Kıbrıs Rum halkının yani Helenizm’in davaları uğruna nasıl savaşım verdiklerini hatırlatmak!
BİZSE AĞZIMIZI BİLE AÇMIYORUZ: Başpiskopos Hrisostomos ne müzakerelerin başlamasına aldırıyor ne de “barışı” dinamitlediğine! Her sabah kalkıyor “ana, oğul, kutsal Ruh” dedikten sonra istavrozunu koyup başlıyor Türk tarafı ile Türkiye’ye Allah ne verdiyse söylemeye!

Anastasiadis ise masada müzakereci olduğuna aldırmıyor bile! “İsteyenin yüzü bir kara vermeyenin bin kara” kabilinden her bir şeye GYÖ’ler kulpunu takmış neredeyse Kuzey’in tamamını isteyecek! Yanı sıra “TC etiketli kim varsa geri Türkiye gitmelidirler aksi halde çözüm olmaz diyerek” de gürlüyor!
Ve ne Cumhurbaşkanı Akıncı’dan ne Başbakan’dan ne bakanlardan ne Rum’la kol kola girip beribado eden “bizimkilerden” “tıs” çıkmıyor! Neymiş? Müzakerelerle barışçı çözüm yolları arızalanmasın! Öyle mi? O masadan saçınızı başınızı yolup kaçarken arkanızdan teneke çalacaklar ama! Unutmayın sizler seçimle gelmiş Devlet görevlilerisiniz. Gülle gibi ağır olmalısınız ki “devlet” de Rum tarafının karşısında ağır olsun…
**********
Kamu Görevlileri Yasası: (Meclis’ten geçerse bu kez tamam galiba!)

Kaç kere tekrar tekrar yazdık bilmiyoruz: Mesela sorunun önemini vurgulamak içinde anlatmaya hep şöyle başlardık: “İngiltere’yi ne Krallar ne Kraliçeler ne de gelip giden Hükümetler yönetir. İngiltere’yi politize olmamış görevinin ciddiyet ve öneminde çalışırken hukukun üstünlüğünden tırnak kadar ödün vermeyen bürokratlar yani kamu görevlileri yönetirler! Hükümetler gelir gider onlar kalıcılıkları ile devleti hem de yücelterek yürütürler…
İngiliz’in bu konudaki dirayetini iyi biliriz. Sömürge dönemindeki bir memur çalıştığı dairenin kasasından bir süre sonra yerine koymak için tek bir kuruşu geçici olarak almış da olsa o memur tüm çalışma haklarını kaybederken “tart edilerek” işten atılırdı! Nedeni basitti. “Bir kuruş alan yarın yüz kuruş alır!”
O devlet dairelerine “insana göre değil, işe göre memur tayin edilirdi!” Daire müdürleri de “Dairelerinin mutlak otoritesiydi. Tek sözleri emir, tek sözlerine karşı çıkılması “disiplinsizlik” olarak değerlendirilirdi! Memurlar kademelerinde sicil de vardı ceza da! Fakat mükâfat da vardı terfi ettirme de!
BİZE GELİNCE. 1974’ten sonra tüm “organları” ile kolayından bir Devlet kurduk ama bu devlete kişilik katamadık! Nitekim artık memleketin bir yarısı “Devletine” inanmıyor! İnanmadığı için de “varsın Rum’la birleşsin” de diyor, “varsın göçüp gitsin” de diyor! Öte yandan namuslu, hukuka inanan, hakçasına düzenlerden yana insanları da popülizm ve partizanlık dalaverelerinde “mağdur yurttaşlar” haline getirip “Devlete küstürdük” ki hâlâ değişmeyen tutumlar ol alem devam ediyor. Ne var ki son yıllarda dışa açıldıkça ve dıştan KKTC’ye yatırımcılar geldikçe farkına vardık: “Bu gidiş iyi gidiş değil!” Hantal ve merkeziyetçi Bürokrasi dıştan gelen yatırımcılara da kendi KKTC yurttaşlarına da dolayısıyla Devlete de zarar veriyor!” Kamu Reformu zorunluluğu 22 ay önce işte bu nedenle gündeme geldi.
“KAMUDA STATÜKO BİTECEK.” Bunu söyleyen Havadis Gazetesi’ne, (Hüseyin Ekmekçi’ye) Kamu Görevlileri Yasası ile açıklamalarda bulunan Serdar Denktaş’tır. Nihayet yasayı başkanı olduğu Meclis Komitesi’nden çıkarmış, milletvekilleri ile sendikaların bilgisine sunacak aşamaya getirmiş.
Her ne kadar Denktaş “reform diye nitelediğimiz bazı hususlar değiştirildi, yumuşatıldı” diyorsa da yeni Kamu Görevlileri Yasası pek çok “yenilik” getiriyor. Nasıl getirmesin? Diyor ki Serdar Denktaş “İdari, Kamu ve Sağlık İşleri Komitesi”nin Başkanı olarak çalışırken tespit ettim ki Kamuda çalışanların sadece yüzde 50’si Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından istihdam edildi!” Darmadağınıklıkla hukuksuzluğa, dolayısıyla haksızlıklarla popülizme bakın!
Yeni yasa ise “sicil” de getirecek “tart” da! Ödül de getirecek cezalandırma da. Üçlü kararnamelerle müdür atanmasına son verilecek. Ve daire müdürleri daha yetkili kılınırlarken artık memurlar siyasi partilerin koltukları altına sığınarak görevlerini istismar edemeyecekler…
Kısaca demokratik ve hukukun üstünlüğüne sahip Devletler neyse KKTC Devleti de öyle olacak. “İnşallah” diyoruz.

**********
Kısaca takıldığım (Hangi yöreler Rum’a verilecek açıklayın)

UBP Lefkoşa Milletvekili Zorlu Töre geçen haftaki Meclis toplantısında özetle “bugünlerde bazı Rumların Akdoğan, Akçay ve Güzelyurt’a giderek burada yaşayan Türklere “yakında bu yerler yeniden bizim olacak” dediklerini bu yöre insanlarının, mallarının ellerinden alınacağı baskısı altında bulunduklarını” söylüyor şöyle devam ediyordu: “100 bin Rum’un da Kuzey’de kendilerine verilecek topraklarına geri dönecekleri söylemleri vardır…”
KARAR VERİN VE AÇIKLAYIN. Kırk bir yıl sonra eğer söz konusu yöreler Rum’a verilecekse, 100 bin Rum Kuzey’e dönecekse ve bunlar gerçekse açıklayın… Yalansa Rum tarafını uyararak bu tip söylenti ve temaslardan kaçınmalarını çünkü müzakereleri olumsuz etkilediklerini anlatın. Yani “devletsek” dirayet ve siyasi irade sahibi olmak gerektiğini de hatırlayın!