Bir zamanlar büyüklerimiz evde Kur’an’ı eline alır,
Bir köşeye çekilir,
Özellikle nenelerimiz,
Başlarında yemenileri,
Gözlerinde gözlükleri,
Sureleri birer birer okurlar,
Okuduklarını Allah’ın kabul etmesi dileğinde bulunurlardı…
…
Kim gözünün üstünde kaşın var demişti ki…
…
İlkokul çocukları Selimiye’de, Haydarpaşa’da, Yenicami ya da Atatürk İlkokulu’nda okurlardı.
Camilerle, minarelerle iç içe.
Sanırsınız külliye…
…
Kim gözünün üstüne kaşın var demişti ki…
…
Kimse bu işleri örgütlemezdi.
Ne içten ne dıştan herhangi bir dayatma olmazdı.
Camisine giden gider, Kur’anı’nı okuyan okurdu.
Kimse kimseye laf etmez, kimse kimseyi yobazlıkla falan suçlamaz, kimse memleket elden gidiyor, laiklik paramparça oldu demezdi.
…
Gün geldi,
Bakın,
Şöyle oldu:
…
Beş bin kişi Kur’an kursu görüyormuş.
Hatta bir yılda 500 de artış olmuş.
Küçücük çocuklar.
Kızlı erkekli.
Kızların başları kapalı.
Camilere tıkmışlar onları…
…
Haliyle öğretmenler karşı çıkıyor.
Başka ses veren var mı?
…
Eğitim Bakanlığı da biz karışmayız diyormuş.
Sorumluluk alanların değilmiş falan…
…
Alanları neyse artık…
…
Bir zaman bir grup Kıbrıslı Türk proteston dernek kurmak isterler.
Konu Cumhurbaşkanlığı’na gelir.
Mesele Savcılığa gider.
Savcılık bunlar hakkında polisten görüş ister.
Görüş gelir.
Olumsuz.
Yayılmacılık yapıyorlardı.
Mütalaa verilir…
…
Gerçekten de bir ara sokaklarda İncil dağıtılıp misyonerlik yapılıyordu…
…
O dernek bildiğim kadarıyla tescil edilmemişti…
…
Buyurun.
Beş bin çocuk.
Camilerde.
Sorumluluk üstlenen yok.
Yayılmacılık hat safhada,
Tıs çıkaran yok.
Yöneticilerimiz sırf bu yüzden bir sürü laf işitiyorlar,
Eleştiriliyorlar,
Hakaretlere maruz kalıyorlar,
İşiten yok.
Istırap duyan yok…
…
Yazarı belli olmayan bir kadim hikaye vardır.
Hikaye Kıbrıs’ta geçer.
Alıntı, Ata Atun’un Milat Öncesinden Günümüze Kıbrıs Üzerine Belgeler adlı kitabından.
Kıbrıs’ta Gaskonyalı bir kadın yaşamaktaymış ama kadıncağız utanç verici bir suçu yüzünden ıstıraplar içindeymiş.
Durumuna ışık tutmak için Kıbrıs Kralının (Lüzinyan) huzuruna çıkıp şunları söylemiş:
“Efendimiz, siz, şimdiye kadar on bin tane hakarete maruz kaldınız ve ben de sadece bir taneye. Bu kadar çok miktarda aşağılanmaya dayanabilmiş olan siz, yalvarırım, benimkine nasıl dayanabileceğimi bana öğretin.”
…
Gerçekten,
Nasıl dayanabiliyorlar?
Ahaliye de öğretsinler…
































