Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakereler başlasa da! (SONUÇ DEĞİŞMEZ!)

       “Tekrardan” ve usanmak pahasına “gene yazalım” demenin mantıksızlığını biliyorum! Fakat bu bir kaderdir. Çünkü “Kıbrıs siyasi sorunu” 1960’lardan beridir zaten kendini tekrar ederek bugünlere geldi! Şöyle ki:             1974’den sonra  adanın her iki yakasında oluşan devletler (Güney’in tanınmış devlet olmasına karşın) adadaki konumları itibarı ile hep bir çözüme ihtiyaç duydular!

ANCAK: Altını çizerek vurgulamak gerekir. Hamaset nutuklarıyla süslü “globalizmden” söz ederek “birleşik Kıbrıs” efkârında “siyasi çözüm” arayışları her devrede Türk tarafından geldi! Nitekim  1974’den beridir Güney’le rakip iki devlet değil, “hasım” durumunda iki bölgeyiz!

Şunu da yazalım. Güney’deki Rum Devleti tanınmış bir dünya devleti olmasına karşılık  Kuzey’deki tanınmamış Türk devleti ile bir çözüm gerçekleştiremediği  takdirde geleceklerdeki  saniyelik zaman dilimini bile  kendisi için güvenli görememektedir! Bu  bir paranoya da olsa, Türkiye’nin adadaki varlığından kaynaklı  da olsa “korktuğu” gerçektir.

KORKUYU KULLANMAK: Rum tarafı yıllardır  “Türkiye’den korkmayı”  ve bu korkusunu siyasi arenada tepe tepe kullanmayı politikasının bir parçası yaptı! Zaten tanınmış dünya devleti olmasına,  Doğu Akdeniz’de münhasır  ekonomik bölgeler sahipliğinde istediği ülke ile istediği anlaşmayı yapmasına karşın, Türkiye etrafında geliştirdiği “korkuyu” amacının aracı olarak kullandı! Garantiler konusu bunun için çok öne çıkmıştır. Yoksa Annan planında sembolik de olsa vardı!

Fakat bu kez Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocaş’ın da devreye girmesi ile Mont Pelerin’de müzakerelerin canına okuyan etkili olay, “TC’nin adadaki askerini hemen geri çekerek dolayısıyle garantörlük hakkını kadük hale getirmekti!”

BAŞA DÖNÜYORUZ:  Bu son müzakereler Annan planından farklı olarak Güney Rum Devletinin peşin “artıları” ile başladıydı.

Bir, Annan planıyla kazandığı hakların üzerinde yeni haklar ve toprak kazanımları…

İki, Annan planında lağvedemediği TC’nin garantörlüğünü bu kez çözümle  tamamen bertaraf etmesi!

Şimdi Mont Pelerin’e bakın: Rum-Yunan ikilisinin ortak stratejide hedef yaptıkları bu her iki strateji de müzakereleri dinamitlemeye yetti!  Sonuçta yine şunu söylüyoruz: Türkiye ile Yunanistan arasında sorunla ilgili belirgin uzlaşılar olmadan müzakerelere başlansa da sonuç değişmez!

 


          

  “KEŞKELERLE” GEÇEN ÖMÜRLER. (KKTC’DE TABİ!)

Güzel ve istikrarlı günler yaşamadığımız muhakkak! Ne olacak Türkiye’nin halleri diyerek kafamıza üşüşen yığınla düşünceyi kışılasak bile hayatımıza kene gibi yapışan sorunlardan kurtulmak da mümkün değil!

Dağ yolundaki ölümlü trafik kazası KKTC insanını ayağa kaldırırken türlü çeşitli tepkisel olayların yaşanması, çoktan beridir artan kuşkularımızla şikâyetlerimizin  dışa vurumu oldu!  Kaza ile hiç ilgisi yoktu ama  “çek elini yakamızdan Ankara” pankartları  taşındı! Grevler eylemler yapıldı! Mevcut hükümet istifaya davet edildi! Ve fırsatı kullanan provokatörler kendi siyasi tutumları doğrultusunda   resmen provokasyon yaptı! Demek ki insanların buna ihtiyaçları vardı! Çünkü: Döviz daha uzun süre Türk lirasını eze eleye yükseklerde uçmaya devam edecek! Siyasi sorun bitmedi daha uzun süre gündemde kalacak! Bunlara bağlı olarak pahalılık daha çok artacak, alış gücü daha çok düşecek, işsizlik daha çok çoğalacak! Kısaca insanların canı daha çok yanacak!

HİÇ KURTULMADIK: Ne siyasi sorunların sarmalından ne  ekonomik krizlerin pençelerinden! Tutun ki Kıbrıs Türk halkının ömrü bu “iblislerle” mücadele ederek geçti! Güney bizi çözümsüzlüğe mahkûm edip zamana oynadı.. Gelip giden hükümetlerimiz ise “çözümsüzlüğü çözüme” dönüştürecek bir toplumsal devinimin kıvılcımını yakamadılar! Şimdi olağanüstü günleri yaşarken bir zamanlar önerilerde bulunan ekonomistlerimize  daha çok hak veriyorum.

       Keşke Kuzey’e kaydırılan nüfus konusunda daha titiz davranılsaydı.

Keşke Türkiye bize para yerine teknoloji transfer etseydi!                                                                  Keşke çok partili demokratik rejim yerine “kurucu meclislerle” yönetilecek bir seferberlik toplumu bilinci devam ettirilseydi!

Keşke seçim kazanma uğruna popülizmi değil, özelleştirmeleri, Kooperatifçiliği teşvik ederek oluşumlarını yaygınlaştırabilseydik!

Keşke TC ile türlü çeşitli ilişkilerle anlaşmalarda “kendimize özgü” çok daha rasyonel kararlar alınabilseydi.

       Keşke “reformları” gerçekleştirecek siyasi iradenin sahibi olunsaydı..

HİÇ BİRİ OLMADI: Olmadığı için de ne  kurumlaşabildik dolayısıyle ne de istikrarı yakalayabildik. Mesela son hatırladığım mali kriz 2001’lerdeydi. Bir gecede bir liralık diş macunu 4 lira olduydu! Sonrasında da devre devre ekonomik krizler yaşadık. Fakat bu sonuncusu artık “TC ile KKTC” arası bir  sorun değil, bölgedeki savaşları da içine alan ve Amerikan doları ile ifade edilen  küresel  sorundur! Biline ki o maydanoz sapı gibi boynumuz bu krize dayanamaz kopar! (Ötesini yazamıyoruz çünkü bir başka gerçek de şu ki “yarın sabah neye niçin uyanacağımızı da bilmiyoruz!” Kısaca makûs talih devam ediyor!


 

      KISACA TAKILDIĞIM: (DÖVİZ DE VURUR!)

Türkiye döviz vurgunu nedeniyle bir dizi tedbirler alıyor. Bunlardan bir tanesi de Türk lirasını dövize karşı tedavüle daha çok sokmak..  Mesela AVM’lerde işlemlerin tümden TL ile yapılması kararı alınıyor.   Köprülerden geçişlerde de döviz kuru üzerinden işlem yapılmasının yerine       TL ikame ediliyor.   Hatta bankalardaki kredi borçlarının TL olarak yeniden yapılandırılması gündeme geliyor.

Bize bakıyorum, “küçük Amerika!” Kimsenin gailesi yok! Döviz mi vurdu? Bas akaryakıta gaza elektriğe zammı, yola devam!  Bankalar ellerini ovuşturuyorlar! Memlekette maydanoz bile dövize endeksli! Çarp kuru TL’ye, şip şak işleri yürüsün!  Ha tüketici mi, sigortalı işçi mi kredi borcunu ödemek zorunda olan yurttaş mı küçük esnaf mı? Hiç önemli değil, çünkü bu ülkede herkesin işlerinin yürümesi,  yola devam etmesi gerekmez! KKTC’de yaşamak talih işidir! Beceren becerir beceremeyen gider!