Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakereler başarıya ulaşsaydı güney kazanacaktı!

Sartre’nin unutmadığım bir lafı var: “Orta sınıf bir üst sınıfa tırmanırken, arkasında kalanlara kakma sallar!”

Bizde bunun bir başka karşılığı “entel gevezeliğidir.” “Fikri üstünlük” anaforuna düştüler mi, döne döne başları dönmekte, kendilerinden öte “doğrucu Kasım” olmadığı saplantısında arkalarına, sağlarına sollarına bakmadan kakmalar sallamaktadırlar!

Oysa dünyada kesinlikle “tek bir doğru” yoktur, devinime, gelişime, ilme irfana aykırıdır,  mümkün değildir, insan aklı ve yeteneği buna ulaşamaz, tarih bu yanılgılarla doludur!

Gel de anlat ama! Na do kafa na do mermeri!

       CAN SIKICILIK: Şimdi can sıkacağım ama bağışlayın çünkü benim de size canım sıkılmaktadır!

Yıllarca bu adada Rumlarla hem mücadele ettik hem kulu kölesi, acentesi işçisi, müşterisi dalkavuğu olduk! Eğer Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamakta acele etmeseler, arkamızı sıvazlayıp yüzümüze gülerek    varımızı yoğumuzu elimizden alırlarken gerçek yüzlerni göstermeselerdi, Kıbrıs Türk halkı  daha Cumhuriyet döneminde  Rum ekonomisinin monopolünde erirken, o “osmosis”  dediği yani Türk’ün Rum halkı içinde asimile edilmesi gerçekleşir, “küçük bir cemaat” tanımında azınlıktaki bir avuç insan esamesine düşerek siyaseten de davayı kaybetmiş olurduk!

Türk halkını bu tehlikeden “bugün horlanan, lanetlenen adına şöven denilen   milliyetçi duygular kurtardı!” Bugün faşist yöntemler dediğimiz o “Türkten Türke kapmayanları kurtardı!”

YAŞANMIŞLAR: Bu gerçeğe bir mim koyun: Çünkü Rum Enosis peşinde koşarken biz sanıldığı gibi “Taksim” peşinde değil, iki üç sokum ekmeğin peşinde   koşuyorduk hem de Rum’un himmetine kalmışlığında!

“E canım o günler geride kaldı! İlanihaye iki halk bu adada öyle geldi böyle gidemez, birleşik Kıbrıs’ı tesis etmek gerekir…”

Fesüphaanallah! Daha dün, Rum Yunan tarafının Crant montanada neler yaptıklarını, BM’ler Genel Sekreteri Guterres’i bile çileden çıkardıklarını, sonuçta adamı, “bunlardan ne köy olur  ne kasaba  dedirtecek duruma soktuktan sonra    konferansı sonlandırmak zorunda kaldığını  öğrenmedik mi? Ki Türk tarafı ödün üstüne ödün verirken bize sadece   “size bu hakkı kim verdi” demekten öte bir söyleyecek bir laf kalmadıydı! !

Nitekim  Özdil Nami’nin (Crant Montana’da olanları yine Rum basınından öğreniyoruz) Politis gazetesi tarafından yayımlanan açıklamaları ortada değil mi? Ona yeniden döneceğiz de hatırlatalım: Rum orada Türkiye’nin verdiği ödünleri kabul etseydi, Annan planından beterini yaşayacaktık çünkü bu kez garantiler de gidecekti!..

Müzakereler başarıya ulaşsaydı, kazanan taraf yine rum tarafı olacaktı. Neyse ki “ilahi adalet hâlâ bizden yana olmalı ki Allah şaşırtıyor kendilerini!

**********

Gelecekler açısından umut verici dönemlerimiz de oldu. 2008 yılının  CTP-BG Hükümeti ile başlayan atakları bunlardandı. Başbakan Ferdi Soyer Almanyalara kadar gidiyor, eski sosyalist başbakan Schröder ile görüşüyor, CTP-BG Sosyalist Enternasyonal üyesi oluyor, ardından  Şanşölye Schröder iadei ziyarette bulunmak amacında o büyük olayı gerçekleştirerek, Ercan hava alanına iniyordu…                                                                     O 2008’de ilk kez “Rumların Kuzey’deki mallarını satmasına cevaz veriliyor   yasa onaylanıyordu.”   Şeffaflık adına ilk kez ihaleler internetten canlı yayımlanıyordu… Elektrik santralarının kapasitesi artırılıyordu… AB uyum paketi de bu dönemde çıkartılıyordu…

SONRA NE OLDU: Ayni yıl! Bakın ekonomist Mustafa Baturalp bugünleri görmüş olacak  Soyer hükümetini nasıl uyarıyordu:

“Bugün diyordu yaşanan ekonomik krizin başlıca nedeni bankaların vatandaşın maaşının on katı kredi vermesidir!” “Devletten maaş çeken kamu görevlilerine bankalar maaşlarının 10-15 katı tüketici kredisi vermektedir. Bu ileriki günlerde çok ciddi sorunlara yol açacaktır… İşadamları, ithalatçılar vatandaşa “gel arabayı al 60 ayda öde” diyorlar. Bu tümden vatandaşın maaşına el koymak demektir!..”

Milletin burnuna kadar borcun içine battığı bugünlerin, başlangıç yıllarıydı ve topluma  namütenahi tüketim kredileri dağıtarak  mutluluk yaratılmaya çalışılıyordu!  Ki şimdilerde kırk bini aşkın  mazabata mağduru insan,  bir o kadar borçlu da mahkeme kapılarında sürünüyor!

Ki Baturalp’a göre o yıllarda kamuda 57 bin memur vardı. Her ay bütçeden 250 milyon YTL’e yakın maaş ödemesi yapılıyordu. Sonuçta o 57 bin kişinin büyük çoğunluğu bankalara 60 ay vade ile maaşlarının 20-30 katı oranında borçlanmış oluyorlardı!

KIRILMALAR: Dün yazmıştık. Yaptığımızı yıkıyoruz! Doğruların yanına yanlışları koyarak birbirleriyle çarpıştırıyor,   çalışamaz duruma soktuktan sonra da çaresiz sadece yaratılan enkazı seyrediyoruz!

Çünkü artık “liyakat” sahibi bürokratlar, iş bilen memurlar, uzmanlar değil, memleketi, “iktidara gelmiş siyasilerin bizatihi kendileri yönetmeye  soyunuyorlar!” O kadar politize oldular ki “akıl hocaları”  “müşavirleri” bile ehliyete bakmadan “kendi partili yandaşlarından” seçiyorlar ki aklın, ekonominin, bilginin ilmin değil; kendi emirlerinin emrinde olsun! Olsun ki istediği gibi atama yapsın, istediği gibi arazi dağıtsın, istediği gibi kanun çıkarsın!

Ve daha 2008 yılında yapılan uyarılara rağmen, kimseyi dikkate almadan adam yerine koymadan “ben” odaklı siyasetlerde sorumsuzca heyamola çeksin!

Son söz şu olmalı: Eğer  “seçilmişler” böyle olmasalardı, ekonomi de böyle olmazdı siyasi sorun da…

 


       KISACA TAKILDIĞIM:

Halkın Partisi başkanı Kudret Özersay sık sık demeçler verip  iktidarı eleştirir ve HP’sinin  iktidara gelmesi halinde icraatlarının neler olacağını ortalara dökerken, ben de göz ucuyla diğer siyasi partilerin bu yeni rakip karşısındaki etki tepkilerini gözlüyorum..

Bugüne kadar aldırmaz gözüküyorlardı, çünkü günlük olaylardan kaynaklanan olağan eleştirilerdi zaten verecek cevapları da yoktu. Ta ki Özersay her gelen iktidarın kalesi saydığı “Koop. Merkez Bankası Yönetim Kurulunda” konuşmasını yapana  kadar.

Cevap ve açıklama  yine Merkez Bank. Yönetim Kurulundan geldi. Unutmayın ama Koop. Merkez Bankası Başbakana bağlıdır.

Özersay’ı “ayıp “ bilmemekle suçlayan açıklamada bir de tehdit var: “Dikkat et diyorlar bu tip suçlamaların 15 yıllık hapisliği vardır!”

Ha, yönetim kurulunu inciten olay ne? “Bankanın itibarını zedeleyici ithamlar!” Demek ki Özersay baltayı taşa taşa vurdu! Bu şu demektir. Kokusu çok hoş olmasa da erken seçim kampanyasını başladık koklanmaya!