Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Müzakareler başlasaydı! (Kuşkulu sorularımızdır!)

Rum tarafı Anastasiadis’e ateş püskürüyor! “Sn. Akıncı’nın Guteres çerçevesinde müzakerelerin kaldığı yerden yeniden başlaması çağrısına neden olumlu yanıt vermediğinden” dolayı! Bir başka ifadeyle hemen üzerine atlanılacak bu kelepir fırsatı neden değerlendirmekte tutuk kaldığından!

DOĞRUSU düşünülmeye değer: Crans Montana’da yarım kalan müzakere Sn. Akıncı’nın önerisiyle yeniden başlamış olsaydı şimdi neler tartışmaya açılacaktı?

TC’nin garantisinin lağvedilmesi koşulları mı? Kuzey’e kaç Rum’un geleceği mi? Gelecek olan Rum nüfusun hangi yörelerde iskâna tabi olacağı mı? Buralardan göç edecek Türk ahalinin nerelere hangi koşullarda taşınacağı mı? Dönüşümlü Başkanlığın yıllar itibarıyla Rum ve Türkler arasında nasıl paylaşılacağı mı? Kaç TC kökenli yurttaşın adayı terk edeceği mi? Türk halkının AB üyesi olması hazırlıklarının başlamasını mı? Sınır kapılarının kaldırılıp kaldırılmaması mı? Euroya geçiş koşullarını mı? Dış temsilciliklerin, Türk ve Rum taraflarınca  paylaşımlarını mı? Ve ilahi…

PEKİ Annan planından beridir artık ezberimizde olan bu ve benzeri  konuları yeniden müzakere masasına yatırırken aradan kaç yıl daha geçecekti? Masada hiç mi anlaşmazlık olmayacaktı? Olması halinde müzakereler yeniden kesilmeyecek miydi?

FAKAT her şeye karşın Rum tarafı “tanınmış devlet rahatlığında Türk tarafının çağrısına olumlu cevap verir ve masaya otururken her yönden daha avantajlı ve kazançlı olmayacak mıydı? Garantileri tartışıp sulandırırken, Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs çözümü yeniden öne çıkmayacak mıydı? “Birleşik Kıbrıs” derken Rum’un çoğunluğu altında azınlıktaki bir toplum statüsünü kabul etmek zorunda kalmayacak mıydık?..

SAKIN, “hadi canım sen de bize uyduruk hayallerinin masalını anlatıyorsun” demeyin?  Çünkü ne 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti masaldı, ne 1963’de resmen yıkılması masaldı! Ne 1974 Barış Harekâtı, nedenleri ve yaşanan olaylarıyla masaldı ne Annan planı masaldı! Ve bugün şu Guterres belgesi var ya? O da masal değil! Tartışılması bile 1974 Kıbrıs sonrası siyasetlerimizin iflasına nazire, bir kaybımızın daha hanemize kazınması olacaktı! Neyse ki Anastasiadis akıl tutulmasına uğradı da “savdık” mübarek Guterres olayını!


HÜKÜMET KIYILARDA DOLAŞIYOR!

Dörtlü koalisyon hükümeti büyük beklentilerle göreve başladı ama henüz icraatların kıyısında oyalanıyor. Şöyle ki eğer memlekette Kaymakamlıklarla birlikte çalışan dirayetli bir bürokrasi olsaydı, bugün Bakanlar Kurulundan çıkan kararlar o “bürokratik kademelerde” çoktan çözümlenir yada uygulamaları gerçekleştirilirdi!

NE diyoruz ama öteden beridir? Müdürü okulunun tuvaletine sabun satın alacak olsa bakandan talep eder!

Yeter ki “Bakan yetkili ve sorumlu olduğu kurumların inisiyatifini hep elinde tutsun! Tabi düzen sağlamak kuşkusundan değil, “seçimlerde oyları daha kolay kaparozlamak için! En basit hizmet ve ihtiyaçlar bile bakan kademesinde “benden bilin ha” olmakta!

NİTEKİM şimdilerde de “Bakanlar Kurulundan, bazı vatandaşlıkların lağvedilmesinden vicdani redde kadar kendinden menkul kararlar çıktı!

Ha, araya dövize tedbir diye TC’den TL ile alışveriş sıkıştırıldı ama olay hâlâ haberden kurtulup icraat olamadı! Tabi uzun süredir tartışma konusu olan “müşavirliklerin” iptali halkın beklentilerine de uygun düştü, en azından bundan sonra, “beleş para alırlar” laflarını işitmeyeceğiz, işitmeyeceğiz de yerlerini nasıl, kimle dolduracaklar?

 FAKAT sorun bitmedi! Sn. Akıncı’nın da geçen gün müşavirliklerin kaldırılması kararını imzalarken, “asıl önemli olan “kamu reformu ve Kamu Hizmeti Komisyonunun daha demokratik bir yapıya kavuşturulmasıdır” söylemine bir mim koymak gerekir.

ÇÜNKÜ devlet kurumlarına işlerlik ve işlev kazandıracaksa bunu “memurlarıyla” yapacaktır. Oysa şimdilerde “memurların” yaptığını “Bakanlar” yapıyor! Mesela şu yılların müzmin sorunu: “Plajlara girişte yurttaştan para alınması” olayı! Oysa yasaya göre “kıyılar dolayısıyla plajlar halka açık yerlerdir kısaca giriş beleştir! (Tabi bizde o kıyılar çoktan apartmanlar, otellerle dolduruldu ki artık insanların sahile inecek yolu da kalmadı!) Ne var ki plajlar sorunu yazın girişiyle yine gündeme geliverince Bakanlar kurulunun hiç başka işi yokmuş gibi el mecburiyetten plajcılık işine de daldı!

İşin kısası “yasası” olmasına karşın yıllardır tepelenip çiğnenen günlük sorunlar bile Bakanlar Kurulunun kararlarını gerektiren öylesine hantal ve merkeziyetçi bir bürokrasi yarattı ki “Kamu reformu” bunun için çok önemlidir!


KISACA TAKILDIĞIM: (VİCDANİ RET DE NERDEN ÇIKTI?)

“Vicdani ret konusu gerçekten çok mu önemlidir ki Bakanlar Kurulunun derdi haline geldi” diye sorsak; biliyoruz ki hükümeti oluşturan partilerden bazıları misyonları gereği zaten asker ve askeriyeyle barışık olmayan misyonları gereği, “zorunlu askerlik yasasına öteden beridir yan yan bakmaktadırlar!

Öyle de olunca “vicdani reddi” gündeme taşırken ve askerlik yasasında değişiklik yapılacağı haberleri yaydırılırken, “aman dikkat” diyoruz. Çünkü “benim canım askere gitmek istemiyor, zaten askerlikten nefret ediyorum” diyen “parazitle;” askere gidemeyecek sağlık ve ruhi sorunları olanların durumu karıştırılırsa KKTC’nin güvenliğine de varlık savaşımına da yazık olur! Çünkü bu ülkede çözüm olmadığı için “seferberlik” devam etmektedir. Bölgemiz ateş içinde yanmaktadır. Güney olduğunca askeri garnizon duruma gelmiştir…

Sonra Türkiye’ye de ayıp! Kendimizi Mehmetçiğe bekletirken biz de carta mı çekeceğiz!