Çeşitli partilerden görüşleri farklı bir arkadaş çevresi ile sohbet ediyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi konumuz son Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve tabii ki Akıncı’nın bazılarına göre olağan bana göre sürpriz çıkışı.
Doktor arkadaş dikkatimizi çekiyor: “Farkında mısınız diyor. Toplumda yeniden çözüm umutları yeşerdi. Hemen herkes müthiş bir beklenti içinde…”
Bankacı arkadaş “Akıncı’nın bu çözümü koparacağını umut ettiğini” söylüyor.
Emekli öğretmen arkadaşım ta EOKA dönemlerinden süzülerek gelmiş. Görmemiş bizzat yaşamış! Dolayısıyla çözüm umutlarına mesafeli yaklaşıyor. “Her şey Rum tarafının tutumuna bağlıdır” diyor.
Genç işçi arkadaşım CTP’li ama “Akıncı’dan çok umutlu olduğunu” söylüyor…
SONUÇTA. Tüm çözüm beklentileri Mustafa Akıncı üzerinde yoğunlaşıyor. “Eski politikacı” olmasına karşın “yeni bir Cumhurbaşkanı, yeni bir siyaset adamı” ilgi ve beklentilerinde, toplumun hemen her katından oy alıyor! UBP’den de CTP’den DP’den de… Bu misyonu ile Akıncı kendi iradesi dışında “siyasi partiler üzeri bir Cumhurbaşkanı profilini” sahiplenmek zorunda kalıyor… Pardon! Seçmen kendisine böylesi bir “görevin” modelini biçiyor!..
VE HATIRIMA VASILIU GELİYOR: Vakti zamanında Güney’de dünyasal zenginliği ile ünlenen Vasiliu Cumhurbaşkanı seçilir… Alışılmadık bir politikacı tipidir! Mesela ne Kiprianu gibi bağnaz ve kavgacıdır ne de Makarios gibi kafası “Enosis” saplantısı ile hasar görmüş bir politikacıdır! Mesajları yumuşak, davranışları güven vericidir.
O dönemde BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi bir ayağı aksak olduğu için kendisine “topal” dedikleri Ledsky’dir! Kıbrıs kazansa o kepçedir. Bakkal dükkânından çıksa kasap dükkânına girmekte, çözüm için nabız yoklamaları yapmaktadır!
Asil Nadir’in de KKTC’ye lale devri yaşattığı dönemlerdir. Lefkoşa’da eski ve ünlü bir “sigortacımız” ne zaman çözüm söz konusu olsa, “Güney’de Vasiliu, Kuzey’de Asiliu” demektedir! Ledsky gerçekten de Asil Nadir’e Cumhurbaşkanlığı’na adaylığını koyması için telkinde bulunmaktadır. Ne var ki Nadir Denktaş’a karşı çıkmayı zül saymakta, kendine yakıştıramamaktadır…
Buna karşın toplum çoktan çözümün kokusunu almış, Kıbrıs paraları hesapları yapmaktadır! Çözüm heyecanı KKTC’yi sarmış, “oldubitti” aşamasına gelmiştir!
İŞTE BUGÜN AYNI HAVA ESİYOR. Akıncı’nın seçilmesi yeni çözüm umutları yeşertiyor. Rum tarafı bile bu seçime bigâne kalamıyor, bir takım güven yaratıcı önlemleri devreye sokarak Türk tarafına zeytin dalı uzatıyor… Toplumu saran bu çözüm heyecanını yadırgamıyorum. Çünkü Akıncı’yı çözümü gerçekleştirmesi için sandıktan çıkartıyor Cumhurbaşkanlığı makamına oturtuyor.
ANCAK: Müzakere masası farklıdır! Orada heyecanlar değil, kimin ne kazanacağı ile kaybedeceğinin hesap ve pazarlıkları yapılır… Şimdi o masanın kurulmasını müzakerelerin başlamasını bekleyeceğiz. Hem yeni umut Akıncı’yı görmek, hem kronikleşmiş arsızlıkları ile Anastasiadis’i bir daha izlemek için!
*********
Yeni bir dönem başlatmak zorundayız: (Kırk yıldır öyle geldi böyle gider! Yetmedi mi?)
Akıncı’lı “müzakere kadrosu” ile barışçı çözüm umut etmek, bu heyecanla toplumda yeni sosyo-ekonomik atılımlara da ayni oranda ivme kazandırmak, kısaca “kısır döngüyü” kırarak yeni bir devinim yaratmak elbette en büyük arzumuzdur. Üstelik yaz da geldi.
Yaz mevsimi “turizm” demektir… Sebze meyvenin çarşı pazardaki bereketi demektir.
Dolayısıyla bu yaz hayvancının, çiftçinin, patates üreticisinin kazanç yılı olacak demektir.
Eğer TC’den KKTC’ye akıtılacak suya da kavuşursak büyük ve dünyasal bir olayı yaşayacağız demektir. Ki bu su çeşmelerimizden akmaya başlar, topraklarımızı sularken kalkınmayı da umut edeceğiz demektir.
GERİYE NE KALIYOR AMA? Derler ki Allah insana dar’ı ömründe zaman zaman “olanaklar” bahşeder. Onları değerlendiren insan başarılı olur…”
Mistik bir inanış da olsa doğrudur ama. En azından “Allah’ın verdiği akılla fırsatları değerlendirmek” yönünden! Oysa kırk yıldır verilenleri de yitiriyoruz, olanakları da harcıyoruz! Şimdi durup dururken yeniden zırlanmaya başlamayalım ama kırk yıldır kurup batırdıklarımız, kurup yaşattıklarımızdan fazladır!
Üstelik bu büyük başarısızlığımızla beceriksizliğimizi kamufle edecek sebebimiz de her zaman hazırdır! Ne zaman sıkışıp “imdat boğuluyoruz” desek, hemen emrimize amade “siyasi sorunla çözümsüzlükten mamul cankurtaran simidini boynumuzda buluruz!” Kırk yıldır bu bahane ile oyalanıyoruz!
BUNA KARŞIN: Dışımızdan gelen ve dahası gelsin diye de çağrılarda bulunduğumuz TC’li yatırımcılar gözlerimizin içine bakıp nanik çekerken devasa yatırımlara imza atıyorlar. Bizse “ah çözümsüzlük” şarkısını tekrar etmeye devam ediyoruz!
Hadi sırası geldi yazalım. Bugün küçük ölçekli işletmeler, toptancılık, lokantacılık, türlü çeşitli tamir işleri, işçilik, hasta bakıcılığı, ithal ürünlerinin bir kısmı, seracılık, falan… (TC’li demek istemiyoruz çünkü onlar KKTC yurttaşıdırlar) işte bu yurttaşların ellerindedir… Toprağa tırnaklarını geçiren de bu insanlardır, küçük işlerden büyük kazançlar elde eden de bu insanlardır…
BİZSE GEVEZELİK YAPMAYA DEVAM EDİYORUZ: Üniversiteler bitiriyor ve devlette istihdam bekliyoruz! Sonra da şu kadar işsizimiz vardır diyerek hayıflanıyoruz…
Kırk yıldır KKTC’yi yaratamadık. Kendi dışımızda ne kadar etken varsa Türkiyelisinden Türkiye’ye, Rum’undan AB’sine, Amerika’sından İngiltere’sine kadar Kıbrıs sorununa bulaşmış ne kadar etkin ve yetkin ülkelerle güçler varsa hepsini de bize düşman ilan etmişiz! Sonra da kendimizi KKTC’deki sınırlarımız içine hapsederek “nadide Kıbrıs Türk halkı korumacılığına” soyunmuşuz. Çıkarılan tüm kanunlarla da kendi mahfilinde dünyaya kapalı bir Kuzey Kıbrıs yaratmışız ki bırakın yabancı sermayeyi falan, kendi öz sermayemizin bile esamesi okunmuyor!
Kısaca artık yeni bir dönem açmak zorundayız. Bu dönemin ateşlerini kim yakar, insanları harekete geçirmek için kim hangi motivasyonu kullanarak kamçılar bilmiyoruz ama KKTC’nin buna çok ama çok büyük ihtiyacı vardır!
































