1974’lerden beridir bilirdik ki Güney’deki 50 bin Türk Kuzey’e göç eder ve iskâna tabi tutulurken ikamet edeceği evler, ekip biçeceği topraklar, işyeri yapacağı dükkânlar, eğitim için kullanacağı okullar, tesisler, bahçeler, oteller falan; Güney’e göç eden 150 bin Rum’un tapulu mülküdür.
Bilinmesi gereken bir başka gerçek daha vardı: Rum’un Kuzey’deki mülkü 1 milyon 500 bin dönümken Türk’ün (tam tamına bilmesek de) 500 bin dönümdür. Güney’deki Türk mülkü ise 550 bin dönüm.
ÇOK SÖYLEDİKTİ: 1974’de Güney’e göç eden Rum’un Kuzey’e yönelik ilk çağrısı suydu: “Gelin köyleriniz, bağlarınız, bahçeleriniz, evleriniz sizi bekliyor!” Yetmediğini anladığında tüm terk edilmiş Türk köylerini teker teker senaryolaştırıp çekimlerini yaparak, kaç dönüm Türk mülkü olduğunu da belirterek yıllarca televizyonunda yayınladı. Ve Rum göçmenlere tahsis ettiği evlere topraklara “tapu” vermedi.
Tutun ki Güney’deki Rum’un buna ihtiyacı yoktu çünkü zaten Kuzey’den göç eden 150 bin Rum açıkta kalmasın diye ikametleri için çeşitli yörelerde evler inşa ettiydi. Tabi dağıttığı topraklar Türklerindi..
BİZ NE YAPTIK? “Devlet” garantili tapu verdik. Hatta son dönemlerde o tapuların “ipotek” olarak kabulünü de tescil ettik. Başka türlü de olmazdı aksi halde kimse linde tapusu olmayan mülkü çalıştırmaz yatırım yapmazdı. Fakat Rumun malını puanlarla rant haline getirip “satın alıp satma” olayı yanlıştı. Bugün de hâlâ kanayan bir sorundur ve günü geldiğinde hesaplaşmasını Rum’la değil önce kendi içimizde yapacağız! (Bunları yıllarca söyleyip yazdıktı!)
Çare: Ne derler “ölenle olanı geri döndüremezsin.” Ah vah etmenin kimseye tırnak kadar yararı yoktur. Aksine aklı öne koyup mülk sorununu nasıl çözeriz diye alternatif arayışlara girmek gerekir. Nitekim:
ALMANIN AKLI: Tam bu sırada zaten son zamanlarda tek alternatif gibi görünen “tazminatlar yoluyla çözüm” yine gündeme geldi. Zaten bu konuda arayışlar da sürüyormuş. Geçen gün Havadis gazetesinde Esra Aygın “Alman Mülkiyet Uzmanı Dr. Rodenbach ile bir röportaj yaptı. Duvar yıkıldıktan sonra Doğu Almanya’dan 4.9 milyon insan Batı Almanya’ya göç etmiş. Bu insanların malları Doğu Almanya tarafından gasp edilmiş.. 1990’da Doğu ve Batı Almanya yeniden birleşince önce sorunu çözmek için “iade” sistemi devreye sokulmuş ama başarısı sadece yüzde 23’de kalmış. Büyük kısmı “tazminatlar” yoluyla çözülürken, sorun 1999 da tamamen çözülmüş. (Bak: Asra Aygın’ın röportajı 13 Eylül 2016 Salı, Havadis gazetesi.)
BİZ CÜCE KALIRIZ: Mülk sorunundan etkilenecek nüfusu bilmiyoruz ama Türk’ü Rum’u ile tutun ki yüz binlerle ifade edilecek bir küçüklükte! 1974’de Rum ve Türk halklarının “mülkleri ile rayiçleri” bugünkü değerlerinin katbekat altında olduğunu da düşünün? Bu durumda ne diyor akıl? Mülk sorunu sadece tazminat yoluyla çözülür! Ha bu parayı ne Kıbrıs Türk halkı verir ne Rum halkı! Aynen elinde tuttuğu malını iade etmeyeceği gibi? Artı deniyor ki “inkişafı yapılan Rum malları” dışta bırakılacak ki yapılmayanı kalmadı!
Sonuç: Biliyorduk ki bir gün masaya oturulacak ve bu mülklerin hesabı sorulacak. O gün geldi. ABD, AB, TC’nin pamuk elleri ceplere..
İNSANI, DEVLETİ, MAFİASI İLE BİR BÜTÜNÜZ BİZ!
Bayram dolayısıyle yollar bomboş. Ve hayret sürücüler o boş yollarda arabalarını hurdaya çevirecek kazalara neden olmakta, gazetelerdeki resimli manşet haberleri “ölümden döndüler” diye verilmekte… Peyniraltı sularının Güzelyurt barajına ısrar ve inatla dökülmesine yine devam edilmekte!.. Tüm tepkilere karşı Girne 2. Emirnamesi ile birlikte binaların kat sayısı yeniden artırıldı vesaire… Ve Kayıt dairesinin acıklı durumu… Bu dört olaya dikkatli bakın: Kapsamlarında “KKTC insanı, KKTC devleti, KKTC bürokrasisi odaklı olaylar var!” Hepsinin de ortak özellikleri “kusurda, başarısızlıkla, vurdumduymazlıkla denetimsizliklerde” yarattıkları olaylarla bir “bütünün olumsuz parçaları” olmaları ve birbirlerini ayni olumsuzlukla tamamlarlarken KKTC’nin canına okumaları! Korkunç bir gelişim!
ŞU SANAL KUMAR OLAYI: İnternette kumar olayı KKTC’yi de saralı beridir memleketin olanca sendikaları, siyasi partileri, STÖ’leri ayağa kalkmış! Ama anlaşılmış ki bu ülkede hâlâ ne “bilişim yasası” var ne bet ofis gibi şans oyunlarının yeterli yasaları var..
OYSA: KKTC tanınmıyor ama artık “casinosu” olmayan lüks otelin kalmadığı memlekette “KKTC kumarhaneleri” tanınıyor! Hem de dünya turnuvalarına katılacak, yahut turnuvalar düzenleyecek kadar.
Zaten öyle olmasaydı kimseler Türkiye’den gelip de bu ülkede olmayan turizmle turiste karşılık “lüks oteller” inşa etmezlerdi!
Olaylar ve gerçekler bu kadar açık seçik salınırken “devletin” bu “kumar olaylarına” sadece “gelirleri” açısından bakması yadırganacak bir zafiyet değil mi? Çünkü dünya alem bilir ki kumarın olduğu yerde devletin kanunlarına karşın yasalar ve yönetim kendi içlerinde oluşmakta, klasik deyimi ile “mafia”nın eline geçmektedir! Devletsek “bırakın birbirlerini yesinler” demeden önce “pisliklerinin” memlekete sıçramasına izin vermemek gerekir.
KISACA TAKILDIĞIM. (GÜZELYURT VE HASTAHANE.)
Güzelyurt ile Lefke kapışmaya devam ediyorlar. Uzaktan da izlemiş olsak “hastane yapımı” ile ortaya çıkan bu tartışmalı ve kırıcı olaylar nedeniyle şu sonuca vardığımız için seviniyoruz!
Bir: Eğer devlet Güzelyurt’u Rum’a iade edecek olsaydı bu parasızlıkla fazladan Güzelyurt’a bir de hastane yaparak iade etmezdi her halde!
İki: Eğer Güzelyurtlular zaten Rum’a iade edilecek bize ne hastaneden demiyor ve ısrarla yapılmasını istiyorlarsa demek ki Güzelyurt’u da can’ı gönül’den vatan bilmişler asla Rum’a iade etmezler..
































