Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Muhtemel senaryolar ve gerçekler…

Fileleftheros ve Cyprus Weekly’nin Editörü Lefteris Adilinis dün Havadis’te yayınlanan köşe yazısında ilginç şeyler söyledi…

Kilitlenme ‘Tayvan modeline’, bölünme, kuzeyin Türkiye tarafından ilhakına yol açabilir” diyen Adilinis, DİSİ ve AKEL kaynaklarından aldıkları bilgilere göre, yakında “federasyon” görüşmelerinden vazgeçileceğini yazdı.

Hatta, Anastasiadis’in “kilitlenme”ye inanır hale geldiğini de ekledi.

Diğer yandan, Kıbrıs Türk tarafı ve BM kaynaklarından alınan bilgiler bunlarla örtüşmediğini de özellikle vurguladı.

Bir kere Güney Kıbrıs’ta toplamı yüzde 3’ü, 5’i bulmayan küçük partilerin “federasyondan vazgeçelim” görüşü nasıl olur da, birdenbire DİSİ ve hatta AKEL tarafından paylaşıldı, onu anlamak zor.

İki toplumlu, iki bölgeli federasyonu önceleri acı tavizler içeren bir fomül, ancak tek şans olarak gören, sonraları sıkı bir şekilde savunan ve “federasyon artık bizler için taviz değil, gönüllü bir çözüm yöntemidir” diyen Anastasiadis, şimdi aniden model değiştirmeye mi karar verdi?

Tek nedeni seçimler mi? Ama son genel seçimlerde de aynı şekilde sıkıştırılmamış mıydı? Neden o zaman bu söylemlerde bulunmadı..?

Kıbrıs meselesinin neredeyse tüm aşamalarının içinde bulunmuş biri olarak, Federasyon müzakerelerinin sona ermesinin, bir anlaşmaya varılamayacağı varsayımıyla politika  yapmanın, Kıbrıs’ın tümüne ve kendi toplumlarına neler getireceğini göremiyor olması mümkün mü..?

Hele de AKEL’i anlamak imkansız…

Onun için de toplumsal baskı yeterli cevap mı..?

Her neyse, Leftheris Adilinis daha sonra Kıbrıs’ın önünde:

Kuzey’in Tayvanlaşması,

Kadife Ayrılık ve

Kuzey’in Türkiye’ye İlhak Olması olasılıkları bulunduğunu sıralamış.

Bunların birer senaryo olduğunu vurguluyor vurgulamasına da, bana biraz uçuk gibi geldiler…

Haydi ilhak olayı, onların dışında gelişebilecek bir durum.

Olur, olmaz, buna Kıbrıs Türkü izin verir mi, o tartışmalı…

Ama Tayvanlaşma olayının, Kuzey’le Güney’in anlaşması ile olabileceğini yazmış.

Diyor ki; “Kıbrıslı Rum ve Türkler, adanın kuzey kesimine Tayvan tipi bir özerklik vermek için bir çerçeve üzerinde anlaşmaya çalışacaklar”.

Bu bence akla yakın değil.

Kıbrıslı Türklerle Tayvanlaşmayı görüşecek biri, anında kendi toplumunca vatan haini ilan edilir. Federasyonu bile kabul etmeyenler, böyle bir ayrılığı nasıl görüşür..?

Aynı şey Kadife Ayrılık için de geçerli.

Kadife ayrılığın, toprak düzenlemeleri ile tazminat ve muhtemelen takas temelinde uzlaşma ile gerçekleşmesinden bahsediyor.

O onayı verecek babayiğiti ben göremiyorum.

Mülkiyet meselesi şu andaki en büyük sorunlardan biri, hele de ayrılık söz konusu olduğunda nasıl birden bire halledilecek ki..?

Finansmanı, şusu busu bir yana, kim çıkar da halkına “Kuzey’i unutun” diyebilir..?

Ama şu da bir gerçek ki, zaman hepimizin aleyhine işliyor.

Doğa boşluk tanımaz…

Bir kırk yıl daha bu işin böyle gideceğini düşünen varsa, fena halde aldanmaktadır.

Şartları kendilerinin belirleyeceğini sanıyorlarsa, o daha büyük bir aymazlık…


YERİN KULAĞI VAR

HEPSİ AYNI:

Kuruluşu ile birlikte siyaset arenasında toplumun umudu olan Halkın Partisi daha birinci yılını doldurmadan şok istifalarla sarsılıyor. Temiz siyaset parolası ile yola çıkan ve toplumun büyük bir kesiminden destek gören partide, son günlerde arda arda gelen ve parti yönetimini hedef alan istifalar, başlangıç için kötü bir algı oluşturdu ve adeta, “bunların da diğerlerinden farkı yok” dedirtti…

 

ÖZGÜRGÜN VE ŞİMŞEK BAŞKA TELDEN:

Başbakan Özgürgün, ekonominin ciddi şekilde geliştiğini söylerken, aynı konferansta konuşan Türkiye Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Mucizevi değnek yok, evimizi düzene koyacağız”  diyerek, ‘kaçarınız yok, bu reformlar yapılacak’ anlamına gelen şeyler söyledi. Bizimkiler sağlıksız ekonomik yapının göstergesi inşaatları ve kontrolsüz nüfus artışını başarı olarak görürken, gerçeğin hiç de öyle olmadığını zaten rakamlar gösteriyor…

 

UÇUYORMUŞUZ DA HABERİMİZ YOK:

Çıkın sokağa ve önünüze gelen sorun, “ülkede ekonomi nasıl” diye. İş insanından, çalışanından alacağınız yanıt aynı, “berbat”… Ama Sayın Başbakan bizim gibi düşünmüyor… Özgürgün, “KKTC ekonomisinin yıllar içinde siyasi konjonktüre rağmen ciddi şekilde geliştiğini, eğitim, sağlık, turizm ve tarım sektörlerinin ciddi ilerleme kaydettiğini”söylüyor. Benim merak ettiğim şu, bakalım bu görüş ayrılığı sandıklara yansıyacak mı?

 

OLACAĞI BUYDU:

Vatandaşlık dağıtılması konusunda ne söylesek, ne yazsak hükümeti durduramıyoruz.  Önüne gelene sorgusuz sulasiz vatandaşlık dağıttıkları gibi, buna devam edeceklerini de üstüne basa basa söylüyorlar. İşte, çalışmak için KKTC’ye gelen ve kısa süre önce vatandaşlığa alınan biri, 70 yaşındaki duyma ve konuşma engelli kadına tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı.

 

SONUÇ ORTADA:

Dünyanın bir başka ülkesinde olduğunu sanmıyorum. Öyle bir ülke düşünün ki, kendi insanının 2-3 katı fazla yabancı bir nüfusa sahip olsun. Ama var ve adı da KKTC. Eğer ülkenin bir bakanı çıkıp da, “7 bin değil, gerekirse 27 bin kişiyi daha vatandaş yaparız” diyorsa, gerisini siz düşünün. Ülkenin geldiği durum ortada, haftada bir kaç iğrenç tecavüz, yolda sokakta ölü bulunanlar, öldürülenler… Fazla söze gerek yok…

 

NİYE BİZDE OLMAZ:

Mersin’in Mut ilçesi Kürkçü Köyü Sulama Kooperatifi, kendi kaynaklarıyla 1 milyon 200 bin dolar harcayarak,  1 Megavatlık Güneş Enerjisi Santrali kuruyor. Üretecekleri elektriğin 1 milyon 850 bin kilovatlık bölümünü de ana şebekeye verecekler. Küçücük bir köy kooperatifi bunu yapabiliyor. Üstelik kazandıkları para ve kaynakları da emin olun bizim üreticinin sahip olduğunun çok altında. İşte su neredeyse tarlaya indi inecek. Bizimkiler şimdi elektrik maliyetinin hesabında. Kimse nasıl daha fazla üretim yaparım, nasıl daha ucuza malederim derdinde değil. Tamamen mentalite ve vizyon meselesi…

 

 


ZİRVEDEKİLER

Ticaret Odası:

Yüksek et fiyatlarının piyasaya pahalılık olarak yansıdığını ve et kaçakçılığını teşvik ettiğini belirten Ticaret Odası, hükümetlerin “küçük gruplardan gelebilecek öfke dolu tepkilere” politika belirlediğini, bu nedenle sektörün rekabete kapalı tutulduğunu açıkladı…


 

DİPTEKİLER

KKTC’de 1 Mayıs: 

Yabancı işçi adı altında ülkeye  getirilen insanların günde 14 – 15 saat  köle gibi çalıştırıldıkları, birçoğunun sigortasız ve birçok haklardan mahrum olduğu bir ülkede neyin kutlaması yapılacak anlamıyorum. İşçinin bayramında, birkaç istisna hariç, emekçilerin çalıştığı, memurun tatil yaptığı “1 Mayıs işçi bayramı” herkese kutlu olsun…