Sayfalarca ve sayfalarca okuyorsunuz ama anlatılacak hiçbir şey yok.
Sizi ve beni, bir noktadan alıp daha ileri, daha iyi bir noktaya taşıyacak hiçbir anekdot yok.
Enis Batur’un dediğine nazire edecek olursak, “tüm köşe yazıları, zaten okunmasalar da olur”…
Basın öldü. Gazeteler de, televizyonlar da, radyolar da…
Ölmediyse de can çekişiyor.
Tamamıyla “sosyal medya bülteni” (bu “sosyal medya” da bana her daim tuhaf gelmiş bir tanımlamadır… Ne yani, o halde bizler “asosyal medya” mı oluyoruz?) haline gelen Kıbrıs Türk basını, hatta birkaç istisna hariç, dünya basını, kendi celladına tutulmuş bir vaziyette, yeni bir forma geçmenin telaşında…
Hiç de öyle “kendini geleceğe hazırlıyor” durumu yok yani…
Birçok laf gibi, bu da elbette kocaman bir palavra…
Yeni bir biçim/form Batı’da gelişirse (çıkmaz ayın son çarşambasında!), bizler de onu kopya ederek kendi kendimize gelin-güvey olmayı sürdürebiliriz belki. En azından bazılarımız.
Üstüne ekleyebileceğimiz bir şey yok maalesef… En aşağı 200 yıldır yaşadığımız makus talihimizdir bu bizim.
Doğrusu, benim de canım yazı yazmak istemiyor, merhum Çetin Altan’ın tabiri ile… Çünkü okur da okumak istemiyor. Nitekim, şimdi burada durdum, zaten haftada bir yazan bir adam olarak bunu anlattım diye bana kızacaklar da olacaktır… “Bula bula bunu mu buldun?” diyecekler de…
Evet, bunu buldum. Ya sen, seni doğrudan ilgilendiren ve önemini senin haricinde herkesin anladığı bu konu dışında neyi yazardın?
“Alkol tüketimimiz çok”muş… Bunu mu?
Ne idüğü belirli malum parti kurultayını mı, yoksa ne idüğü belirsiz bir nedenle “el çektirilen” (aslında hepimiz biliyoruz, değil mi) büyükelçinin sergüzeştini mi?
Belki de yerine yeni gelen elçinin biyografisinden yola çıkıp bir yazı döktürürdün…
Bilmemkaç yıldır içinde debelendiğimiz Kıbrıs sorununu yazardın belki de… “Yeni çözüm umutları yeşeriyor”, ha?
Yahut, “federalizm dışında modelleri tartışmalıyız”…
Peki, tartışalım. Bu iyi bir şey. Sonuca varamasak da, havanda su dövsek de, tartışma iyidir, bunu söylemiştik.
Ama kimse de durup “forever edebiyatı yaparken elektrik kesintilerini hangi çekmeceye kaldıracağız” diye sormayacak mı?
Yok canım, birileri de “solda birlik” adı altında kendi adaylarını itelemeye koyuluyorlar, gündemleri başka çocukların, n’eylersin…
İşte burada duralım.
Ben bu “dön baba dönelim, hacılara gidelim” temalı oyunu oynamayı reddediyorum.
Ve sizlere, Kıbrıs Postası’nın “13 yıl önce de terzilik varmış” serlevhalı yazısını tavsiye ediyorum. Belki bir şeyler bu sayede değişmiş olur. En azından kafamız rahatlar, birazcık nefes alır, kendimize geliriz…
Pardon yahu, şimdi Ankaralı olmak moda, “salık veriyorum” diyecektik, tüh…
































