Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MÜHİM ŞEY ŞU ALGI!

Bir zamandır ne kadar tahammülsüzleştiğimizle ilgili gözlemlerimi, biraz da tiye alarak sizinle paylaşıyorum. Özellikle trafikte gözü dönen hallerimizi,  market kasasında 2 dakika bekleyemeyişimizi ve benzer daha pek çok benzer durumu, en çok da dertleşmek için aslında paylaşıyorum burada. Herkesin işi çok önemli, herkesin acelesi var ve asla zamanı yok… Tahammülsüzlük en çok da, yakınmamıza karşın kanıksadığımız düzen eleştirilerine… Kendimize de ucu dokunacaksa örneğin, alıştığımız ama hep yakındığımız sesin dışındaki o sese de tahammül edemiyoruz. Nicedir yayınlarda da farkediyorum. Eskiden sayıları bu kadar fazla değildi… Sempatizanı olduğu partinin bakanı ya da kendi desteklediği bir siyasetçiyi sorularla biraz sıkıştırsan, basıyorlar yaftayı. En konforlusu da bu… Hoşuna mı gitmedi; vur bir yafta, sal ortaya. Artık o düşünsün!

Siyasette de bunun bir karşılığı var. Belki de en doğru tanımı değil ama en anlaşılabilir şekliyle; algı politikası… Varolan ya da olması muhtemel durumdan ziyade; görülmesi istenene dair yaratılan algıyla kitleler yönlendiriliyor. Tarih boyunca propoganda aracı olarak kullanıla gelmiş algı yönetimi; elbette karşınızdaki kitlenin alt yapısı ile de doğrudan orantılı oluyor. Örneğin size körü körüne bağlı ve söylediğiniz her şeyi mutlak doğru kabul eden bir kitle ise hitap ettiğiniz, işiniz son derece kolay. Ancak o kitlenin dışında olup da “bir dakika burada bir sorun var” diyen herkes, elbette potansiyel düşmanınız oluyor. Hal böyle olunca da yine o bildik aktör algı yönetimi devreye giriyor ve soran sorgulayan yani “sizden” olmayan herkesten tabur tabur düşman üretiliyor.

İran’da direniş devam ederken, bu dönemin ikonik fotoğraflarından biri olmaya aday bu fotoğraf İtalya’da çekilmiş…

Bunun örneklerini son dönemde sayılarındaki ve yaşanma sıklığındaki artışla birlikte biz de tecrübe eder olduk. Küçük toplumda hemen herkesin birbirini bilmesi nedeniyle çok da işler olmayan algı yönetimi, şimdilerde hem yaşadığımız coğrafyada hem de dolaylı yoldan bizim de aktör olduğumuz pek çok olayda çıkıyor karşımıza. Örneğin söylemlerini içeride hepimizin ve elbette siyasilerin de gayet iyi bildiği Doğuş Derya, Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma nedeniyle burada olduğundan çok daha gündem oluyor ya da olduruluyor Türkiye’de. İşin aslı muhalif seslerin kısıla kısıla neredeyse duyulmaz olduğu; duyulanın da öyle ya da böyle iktidarın hoşuna giden/varlığını pekiştiren şeyler söylediği bir ortamda bodoslama yapılan eleştiri, elbette hayli garip geliyor oradaki insanlara. Çocukluğu evdeki Gır Gır dergilerini okumakla geçmiş bir insanımız olarak, o dönemin Türkiye’sinde, siyasetçilere yönelik mizahi eleştirilerin ancak %1’ini bugün görebildiğimizi söyleyebilirim. Gerek ekonomik anlamda içinde bulunduğu ve bizi de son derece yakından ilgilendiren bu kötü durum, gerek gerileyen haklar anlamında, insanca yaşamanın her geçen gün zorlaşması ve en temelde özgürlüklerin kısıtlanması ile giderek içe kapalı bir toplum olması bakımından; okulunda okuduğu, takımını tuttuğu, ilk aşkını bulduğu Türkiye’yi hayli seven Kıbrıslı Türkler, O’nun bugünkü durumuna elbette üzülüyor. Son dönemde Türkiye’nin adanın kuzeyinde varlığını güçlendirici adımlar atması ile duygusal bağlamda bunca anlam yüklediği ülkeyle değilse bile siyasetiyle arasına koyduğu mesafe bundandır. İddia ederim buradan “Türkiye karşıtı” çıkmaz. Ancak gerek ‘50lerde gerek ’60 olaylarında varlığı için direnen Kıbrıs Türk halkı, o gün sahip çıktığı değerlerine bugün de sahip çıkıyor. Ve neredeyse her ailenin bir şehit verdiği bu kanlı coğrafyada yaşananlar, Türkiye’deki çoğu insanın zannettiği gibi ‘74te başlamıyor. Algı yönetimi ise bu noktada devreye giriyor. Gerek entellektüel kapasitesi gerek yaptığı çalışmalara bakıldığında Derya’nın yaptığı konuşma tam da eğitimini aldığı alanlara dayanıyor. Akademik geçmişine bakmak bir yana, haritada Kıbrıs’ı göstermek konusunda dahi sınıfta kalacak pek çok sosyal medya cengaverinin lincine elbette göğüs geriyor Doğuş Derya ama bu son olay, Türkiye’nin yaklaşan seçimler öncesi adadaki varlığını artırmasına bağlı yaşanması muhtemel gerginlikler öngörüsünü de haklı çıkarıyor. Yaşayarak tecrübe edeceğiz…

Bir başka algı yönetimi örneği de; ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan, Rusya’nın doğrudan uçuş başlatması ya da temsilcilik açacak olması haberleri değil mi? İki devletli çözüm artık bizim yolumuz dediğinden beri Türk tarafı; bunun somut bir kazanımını kitleye sunması gerektiğini biliyor. Bu henüz olmadığından ve bugünkü koşullarda olması da mümkün görünmediğinden, eski dost algı yönetimi ile bu kazanımlarla aramızda hiç bir engel olmadığı mesajı verilmeye çalışılıyor. “Ama bir dakiki; BM…” diyen kötü niyetli ve yeterince Türk olmamakla, “madem önde bir engel yok, bugüne kadar neden bunlar olmadı?” diye soran “doğru politika izlenmedi de ondan” yanıtıyla karşı karşıya kalıyor. Somutta yol haritasının ne olacağını sorduğunuzda bunun gizli yürütülecek bir süreç olduğu cevabını alıyorsunuz, kazanımlarda gerileme olursa endişesi ise pek çoklarında baki…

Son olarak AEK Larnaka – Fenerbahçe karşılaşması için mantıksızca konan Kıbrıs Cumhuriyeti sahibi olma şartı konusu, güneydeki işgüzarların, insaların 1.5-2 saatlerini keyifle geçirecekleri; destekledikleri takımı canlı seyretme imkanı bulabilecekleri bir futbol organizayonunu bile mide bulandırıcı hale getirebildi. Bırakın kazanımların elden gitmesini; son dönem yükselen milleyetçi söylemler; güneydeki  faşitlerin ekmeğine yağ sürerek böylesi akıl almaz bir duruma ulaştı. Üstelik 1 hafta önce oynanan Manchaster United karşılaşmasında böyle bir şart aranmazken, tam da Fenerbahçe Ercan’dan uçabilir mi fantezilerinin uçuştuğu bir ortamda gelen hamle, futbolun sadece futbol olmadığını, bu kötü örnekle bir kez daha gösterdi.