Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MUCİZE

Sporda mucizelerin yaşandığı bir ülkedeyiz.

Spor sevgisi ve ilginin yüksek olduğu bu coğrafyada insanlar kendine SUNULMAMIŞ, OLMAYAN ALANLARA rağmen spor yapmakta kararlı, ne iyi, yapıyor da. Hatta aralarında, Avrupa, Dünya organizasyonları, Olimpiyatları görerek ileri gidenler de var!

Anayasal bir hak ve sonuç olarak spordaki yöneticilerin ödevi olmasına rağmen kaç nesil, halk için yapılmış spor alanlarından yoksun yaşadı bu ülkede…

Sporun gelişimi tesis gerektirir. Şans bir yere kadar.

Geçiyorum tesisin varlığından söz edemeyeceğimiz diğer bölgeleri, Başkentteki Atatürk Spor Kompleksi ‘ne gelince yıkılmaya hazır, beklemede.

Tesiste kendi spor alanları ve lokale sahip federasyonlar GENELLİKLE buldukları bağışçılar, arkadaşları sayesinde yenileyebiliyor bu alanları. Bunu ben söylemiyorum merak eden varsa ilgili adreslere başvuru zor değil…

Gençlik ve spora ayrılan minik bütçeye rağmen SPORU AYAKTA TUTAN VE ESAS YÖNETENLER OLAN  FEDERASYONLAR da lütuf gibi sunulan ödeneklerle FAALİYET yapmaya çalışıyor. Yetkili ve etkili makamlar bu rakamların sadece ‘harçlık’ gibi olduğunu da biliyor aslında.

Sürekli konuşulan; spor politikası yok, sistem yok, ya da bu işlerin gidişatı ve uygulamada sıkıntı var…

Öyle ya da böyle gelmiş geçmiş emekleri, kimsenin küçük gördüğü yok ancak bu işlerin yürümediği bir gerçek, ortada.

Dünkü iki spor sohbetimden bahsedeyim;

Bir baba ne mutlu ki, iki çocuğu başarılarından dolayı Türkiye Milli Takım’a çağrılıyor.

Hedefi olan ‘elit’ sporcu, yaşıtlarından çok daha farklı bir disiplin içinde yaşamak zorunda zira sporcu kimliği taşımanın böyle bir zorluğu var.

Buna neden işaret ettim; çocuğu sevdiği dal için gereken fedakarlığı yapıyor fakat öyle zamanlar var ki arkadaşlarıyla eğlenme şansı yok ve bazen bu noktadaki üzüntüsünü dile getiriyor.

Sporcu velisini elde ne var diye sorgulamaya iten sebepler var şüphesiz.

Çoğu zaman başarıyı takip yok, bir takdir, motive edecek minik bir ödül bile mesela…

Diğer yandan daha 11 yaşında ayrılmıştı annesinin yanından Eliz Maloney, çünkü o küçücük yaşına rağmen karar vermişti bir hedefi vardı; dünyanın önde gelen ‘grand slam’ turnuvalarında korta çıkmak.

Bugün 20 yaşında, İngiltere’de çok başarılı bir eğitim yaşamı oldu, derslerinden ödün vermeden tenisini de oynadı ve birçok birincilik ve başarıları var.

Artık profesyonel organizasyonlara katılıyor ELİZ, halen anlamayanlara bir duyurumuz daha olsun.

En son UK PRO gibi ciddi bir organizasyonda, Loughborough şehrinde yapılan UK PRO TENİS Turnuvası’nda final oynayarak ‘Veloforte Haftanın En İyi Performans’ ödülünün sahibi.

Eliz’in BBC gibi büyük bir kanalda ‘canlı’ yayınlanan maçından bir kesit yönlendirildi anne İlkay Yorgancı bana. Ailenin haklı gururu var. Her zamanki gibi de mütevaziler.

Ellerindeki kazancı yıllardır başarısına güvendikleri kızlarına yönlendiren aileye hiç mi borçlu hissetmiyor kimse, diyecek bir şey yok.

Bir zaman çekinerek destek arayan İlkay hanımın yetkililerin kapısına gitme kendini anlatma isteği yok. Dün, Eliz’in başarı haberini verirken sorularıma karşılık bir yerde içini döktüğü cümleleri paylaşma gereği de duymuyorum.

Özetle, tanınmamışlık bahane, küçücük adadan ülkede birçok dalın federasyonları Türkiye Milli Takımlarına sporcu veriyor. Ve Türkiye Milli Takım formasıyla dünyayla buluşuyor sporcularımız.

Bizde MUCİZE’yi gerçekleştiren; spor tutkunu gençler, elbette ülke sporunu sırtlamış gönüllülerden oluşan federasyonlardır.

Yeni keşfedilmedi; sporun gelişimi, ülkelerde bu bilincin yaratılması TESİSLERE bağlı. Diğer yandan yol almak isteyen sporcuya hedef gösterebilmelisiniz.

Yetkili etkili makamlar temelden başlayarak ele almalı meseleyi, ÖNE ÇIKAN SPORCULAR için de somut adımlar bekleniyor.

İnsanların kapı çalmasına fırsat vermeden yaratılmalı olanak