Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mücadele, topyekun suça karşı olmalı…

Şiddet şiddettir. Cinayet de cinayet…

Kadına karşı yapılanın, diğerlerinden farkı yok.

Ama kadının korumasız oluşu, onu daha çok şiddete kurban ediyor.

Diyeceğim şu ki, sadece kadına şiddet olarak bakmak doğru değil. Olay daha büyük.

Bu ülkede suç işleme oranı inanılmaz şekilde büyüyor.

Okul basanlar, işyeri basanlar, dövenler, bıçaklayanlar, öldürenler…

Her konunun özel bir nedeni, suçluların cesaret aldığı bir boşluk var.

Mafyozların da, kadına şiddet uygulayanın da faydalandığı…

İnsanlar artık kendini güvende hissetmiyor. Bu büyük bir toplumsal sorun. Ve o güvensizlik, hiç tahmin edilemeyecek başka sorunların nedeni oluyor.

Konu kadınsa, devlet kadına güven vermeli. Daha devletin kurduğu bir sığınma evi yok. Olanı da ellerinden aldılar. Belediye’nin bir evi var şimdilik, ama imkanları kısıtlı.

Sosyal hizmetlerin durumu ortada. Mevzuattı, eleman eksikliğiydi, para eksikliğiydi, yok farzet…

Yani kadın korumasız, ortada. Kadına bu gözle bakan bir toplumda, şiddetin olmaması mümkün mü?

Ya tecavüz olayları. Sadece dün, iki ayrı tecavüz olayı vardı gazetelerde. Kadınlar kadar çocuklar da korumasız, hem de çok daha büyük tehlike altında…

Bıçaklı, satırlı sokak kavgaları da her yerde. Okulda, mahallede, restoranda…

Borç alacak meselelerinde de farklı değil. Mahkemelerin yetersizliği, adaletin gecikmesi, insanların kendi yöntemleriyle tahsilata başvurmasına imkan veriyor.

İnsan bunları okudukça, ülkenin eli silahlı adamlarla dolu olduğunu görüyor ve dehşete kapılıyor.

Nasıl giriyor bu ülkeye bu kadar silah? Bu kadar kriminal adam?

Mücadele, her kadın cinayetinde, cılız seslerle “kadına karşı şiddete son” sloganıyla olacak gibi değil.

Topyekun, suça karşı olmalı.

Sokaktaki asayiş sorunu için de, sözde iş kazaları için de, yasalara her türlü muhalefet için de…

Denetim mi, polis sayısının artması mı, muhaceret kurallarının sıkılaştırılması mı, her neyse bunlar tartışılmalı.

Eğer eski yöntemlerle, bir kaç dernek açıklamasıyla görev yaptığımızı sanıyorsak, yanılırız.

Siyasetin çok da umursamadığı ortada. Kendiliklerinden bir şey yapacakları yok. Sorsanız, “yok canım, bizde suç oranı dünya ortalamasının altında” diyecekler. Ama küçücük bir toprak parçasında, içiçe yaşadığımızı unutarak…

Bakın bir yılda tam 5 kadın cinayete kurban gitmiş. Diğer cinayetleri de ekleyin, kim bilir ne kadar. Çocuğa şiddet, çocuğa tecavüz, sayıları her geçen gün artan oranda….

Tek bir defasında İçişleri Bakanlığı’ndan ya da polisten, suçla mücadele konusunda bir açıklama, yeni bir önlem, bir planlama duydunuz mu..?

Hadi vicdanı bıraktım, sadece görevlerinin gereğini yapsalar, olacak…

Sivil toplumun yapması gereken, tüm kesimleri içine alacak şekilde ortak bir kampanyayla, yönetenleri rahatsız etmek, görevlerini hatırlatmak, yapmaya zorlamak olmalı. Başka yolu yok…


OKUR UYARIYOR

Bir kaç gün önce, eski İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw’ın “en iyi çözüm bölünmedir” anlamına giden sözlerini, biraz da eleştirerek yorumlamıştık. Görevde iken resmi politikanın bir numaralı savunucusu olanların, görevi bıraktıktan sonra farklı davrandıklarını yazmıştık. Sevgili Aziz Kent katkıda bulunmuş. Straw’la ilgili bir anısını anlatıyor;

“Sevgili Mehmet Moreket,
Sn. Jack Straw Birleşik Krallık Dişişleri Bakanlığı görevli olduğu dönemde Kıbrıs’ı ziyaret etmişti. Hatırlanacağı gibi, Tassos Papadopoulos o zaman Rumların Cumhurbaşkanı sıfatı ile Sn. Jack Straw’a “Eğer Mehmet Ali Talat’ı makamında resmi olarak ziyaret edersen, ben seninle görüşmeyeceğim” demişti. Sn. Straw da, “Ben de seninle görüşmeyerek Kıbrıs’tan ayrılacağım” demiş ve ziyareti gerçekleştirerek, Kıbrıs’tan Papadopoulos’u görmeyerek ayrılmıştı.
Böylelikle de KKTC’ye uluslararası diplomatların Kuzey’e resmi ziyaretlerinin başlangıcı olarak bir örnek teşkil oldu, şimdiye dek de devam etmektedir. Bunun da mimarları İngiliz bakan, milletvekili ve Lordlardan oluşan KKTC dostlarıdır. Onlara teşekürlerimizi belirterek saygılar sunarım.

Yani açıkcası Sn Jack Straw görevde iken de KKTC’ye büyük destekleri olmuştu”…

 

 


 

 

YERİN KULAĞI VAR

AYIP OLUYOR:

Çok garip bir ülke olduk. Kimsenin ağzından çıkanı kulağı duymuyor, karşılıklı küfürler havalarda uçuyor. Menfaatlar, insanlıkların önüne geçmiş. Ayağına sıkma, beynine sıkma, maskaralık, makam işgali… Bu sözler, kahvede kavga eden iki sade vatandaşın ağzından çıksa anlarım da… Görüntü hoş değil. Özellikle dışa karşı…

 

İYİ Kİ YARGI VAR:

Başsavcılık, kamuda çalışan bin 16 geçicinin tek bir yasa ile kadrolanmasını amaçlayan öneriye olumlu görüş vermedi. Öneriye göre, münhal açılacaktı ve geçicilere öncelik verilecekti. Yine yasaya karşı hile… Başsavcılığın red gerekçesi, anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık…  Duracaklar mı? Sanmam. Seçime kadar bu işe başka bir kılıf arayacaklar. Geçmişte seçim kazanma adına arka kapıdan, münhalsiz, sınavsız alınanları; bir başka seçimi kazanma adına kadrolamak için her yol denenecek. Bakalım bu defa ne icat yapacaklar…

 

ANKETLER ANASTASİDİS DİYOR:

Güneyde yapılacak başkanlık seçimleriyle ilgili yapılan anket sonuçları, Anastasiadis’in ipi yeniden göğüsleyeceği yönünde. Son ankette en yakın rakibine %6’lık fark yapan Anastasiadis’in, ikinci turda az bir farkla seçimi kazanacağı iddia ediliyor. Anastasiadis, müzakere masasındaki tavrı ile eleştirilerin hedefi olsa da, sandıktan zaferle çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor…

 

DEVLETİ HİSSETMEK:

Başında devlet, bir otorite olduğunu hissetmek diye bir şey var. Güven duymak… Rum Yönetimi’nin havaalanlarında daha sıkı kontrollar başlatacağı haberi bana bunu düşündürdü. İnsan diyor ki,  sonuçta benim güvenliğimi düşünen, tedbir alan bir devletim var. Ben de burada aynısını hissetmek istiyorum. Sokaklardaki asayişsizliği bitirecek, giriş kapılarının sorma gir hanı olmadığını gösterecek, bana güven, suçluya korku verecek açıklamalar, uygulamalar görmek istiyorum. Eminim sistem içinde ellerinden geleni yapıyorlar ama yetmiyor. Ben o güveni hissetmeliyim. Bir duyuruyla, bir açıklamayla, bir stratejiyle…

 

BEN HİÇ TANIMAM:

Birisi “ben seni tanımam” der, bir diğeri, “ben seni hiç tanımam” diye yapıştırır. Türkiye ve Kıbrıs Rum kesiminden bahsediyorum. Hani bir sorun oldu mu birbirlerine,  “muhatabım değilsin” diyenlerden. Ama birbirini tanımayan bu iki ülke birbirleriyle özellikle de sportif alanlarda müsabaka yapmaktan da geri durmuyorlar. Hade güneyi anladım da, bizim gençlerle çullisine bile maç yapamayan, burayı teğet geçenlerin hiç mi içi sızlamıyor. Bu nasıl tanıma ve tanımama doğrusu anlayamıyoruz…

 

ZEYTİN YERİNE BETON: 

Zeytin festivalinde konuşan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Girne’ye çok büyük tahribatlar yapıldığını, yüksek binalarla, betonlaşmayla zeytin ağaçlarının yok edildiğini söyledi. Kimsenin kimsye kızacak hali yok. Hepimiz elbirliği ile bu güzelim adayı, geri dönüşü olmayan beton aday döndürdük. Artık geçmişi hatırlayarak oturup ağlamalıyız. Her yıl kutlanan “zeytin festivalinin” adının da, bölgeye uygun olarak, “beton festivali” olarak değiştirilmesini öneriyorum…

 


 

ZİRVEDEKİLER

Ayşemden Akın: “Sol’dan beklentimiz seçmenin nabzına göre şerbet vermesi değil, siyaset alanındaki düşünce üretimi bunalımını aşmasıdır. Daha özgür daha felsefi bir bakış açısına sahip siyasilerin iktidara gelme planını ortaya koymasıdır. Unutmayın, allanıp pullanıp önümüzde konan ‘ideolojisizler’, bir zamanlar Roma’da da bir atı imparator ilan etmişlerdi!…”.

 


DİPTEKİLER

Önlenemeyen Şiddet: Kadına şiddet, çocuğa şiddet, sokakta şiddet, okulda şiddet. Aniden öfkeli insanlar mı olduk? Sanmıyorum. Şiddetin temel sebepleri başka. Eğitim düzeyi düşük bir nüfus yapımız var artık. Gelir düzeyi de düşük… Farklı kültürler, suça karşı caydırıcılık olmaması daha bir çok etmen. Ama devlet sanki böyle bir durum yokmuş gibi davranıyor ya, işte buna deli oluyorum. Toplumda suç oranının artması ve şiddet, bir bilim dalı. Eminim bu kadar üniversitede bu konuda kariyer yapan hocalar da var. Mahkemelerin açılışında rakamlarla gözlerine sokuldu, ne olur artık görseler, kapsamlı bir çalışma yapsalar, bize de açıklasalar. Çok şey mi istiyorum? Hayır, sadece güvende olduğumu hissetmek istiyorum…