Türkiye medyasında, Kıbrıs Türk insanının hassasiyetlerinden, beklentilerinden, yaşadığı koşullardan bihaber olan yazarların hamaset dolu yazılarından sonra, yılların duayeni Sami Kohen’in en azından tarihi gerçeklere dayanan analizi, moral verdi.
Kohen, “Kıbrıs meselesinde yıllardan beri çözümün gerçekleşmemesinin esas nedeni, iki taraf için de aynı derecede bir motivasyonun denk gelmemesidir” diyor.
Yani değişik bir söylemle, çıkarların örtüşmemesi…
Ve devam ediyor; “Örneğin 2004’te Türk tarafının Annan planına ‘evet’ demesinde başlıca motivasyon, AB üyeliğinin avantajlarını elde etmekti. Rum tarafı için böyle bir motivasyon yoktu, çünkü AB onu Kıbrıs devleti sıfatıyla üye olarak kabul etmek hatasını yapmıştı…
Şimdi iki tarafı da bazı fedakârlıklar karşılığında uzlaşmaya özendirecek bir motivasyon var mı?
Açıkçası, Türk tarafı için AB üyeliği 2004’teki kadar güçlü bir motivasyon değil. Ama gene de Türkler daha müreffeh, daha az sorunlu bir yaşam için çözümü arzu ediyorlar.
Rum tarafı için masaya yatırılan genel parametreler çerçevesinde uzlaşmak için yeterli bir motivasyon var mı? Yoksa onlar “Devlet biziz” zihniyetini sürdürmeyi tercih mi edecekler? Bunu yeni Cenevre sürecinde daha net anlayacağız”.
Aynen durum budur. Annan Planı döneminde de budur, bugün de budur. Güney Kıbrıs’tan ne kadar anket yayınlanırsa yayınlansın, anlaşma için motivasyonun yeterli olmadığı bir bakışta anlaşılıyor. Nereden mi? Anastasiadis’in iki adımın birinde popülizme sarılmasından. Olmadık şartlarla ortaya çıkmasından. Halkını kızdırmak istemyor… Yani tabanından gelen güçlü bir desteğe sahip değil…
Aslında Kıbrıs konusunun özü, Kıbrıs dışındakiler için yönetim, güç paylaşımı, Maraş, Güzelyurt denklemlerinden daha farklı.
Ama hepimiz de biliyoruz ki, sorun bizim ama çözüm bizim değil. Çok daha büyük bir masada oynanan satranç var.
O motivasyonu sağlasa sağlasa, o büyük masada piyonları oynatan görünmez eller sağlayabilir. Tarafları bir şekilde tatmin ederek…
Mesela Yunanistan…
Neden şimdi aniden Türk askeri, garantiler falan diyerek sesini yükseltiyor?
Tarihin hiç bir döneminde böyle ısrarlı talepleri olmadı ki?
Oysa şimdi bölgede güç dengeleri yeniden şekilleniyor. Enerji gibi bir ortak payda var. Herkes bu dağılımda elini güçlendirme derdinde.
Yunan Dışişleri Bakanı Koças öylesine ileri gitmiş ki, aklınca tezler öne sürmüş, hem Anastasiadis’i, hem de kendi Başbakanı Çipras’ı sinirlendirmiş. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yunanistan’ın tutumunu eleştirmesi üzerine, “Biz burada kaldık, kaçanlar gidenlerdir” diyor. Sanki 23’üne kadar ara verilmesini isteyen kendisi değilmiş gibi… Bunu bizimkiler değil, Rum basını yazıyor. Politis gazetesi, “BM Genel Sekreteri devam istedi, Koças reddetti, kargaşa” diyor.
Diğer taraftan, Yunanistan’ın ileri bir adım atmadan ABD’de Trump’ın görevi devralmasını bekleyeceği ileri sürülüyor.
Yani herkes o satrançın içinde bir şeyler koparma derdinde.
Şüphesiz Kıbrıs konusu, her ne kadar teknik bir konu olsa da, sonuçta siyasi kararlarla çözülecek…
Böyle karmaşık bir konuda da karar siyasi olduğunda, tüm tarafları tam anlamıyla tatmin etmesi de beklenmemeli…
Peki herşeyi uluslararası toplumdan beklemek doğru mu..?
Eğer Kıbrıs’ın halkları gerçekten bir anlaşma niyetinde olsalar ve bunu yüksek sesle dile getirseler, senaryolar da ona göre çizilirdi.
Maalesef öyle bir durum yok…
YERİN KULAĞI VAR
BEN BİLE EVET DİYEMEM:
Cenevre dönüşü açıklama yapan Cumhurbaşkanı Akıncı, “Şu an tamamdır, sandıklara gidip evet diyebileceğimiz bir metin yok” diyerek, aşılacak daha çok yolumuzun olduğu mesajını verdi. Buna rağmen kimse Cenevre’den eli boş döndüğümüzü söylemesin. 2-3 ay içinde ne olacağımız belli olur sanırım…
BİZDEN BİRİ SÖYLESEYDİ:
“Cenevre görüşmelerinde önemli mesafeler alındı. Biz sürecin geleceği konusunda olumlu ve umutluyuz. Burada iki kesimli, iki toplumlu, iki devletli bir yapının kurulması, siyasi temsil ve eşitlik ilkesinin korunması şartıyla Ada’da bir çözüm bulunması şüphesiz mümkündür.” Bu sözler,Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a ait. Bizden birisi söylese eminim bizdeki bazı odaklar demediğini bırakmazdı ama, Kalın’ın bu sözlerine itiraz etmek biraz zor…
SONLARI HAYIRLI GÖRÜNMÜYOR: Ekonomik Protokolun takibini yapacak heyet Ankara’dan geliyor. Eğer ‘Kıbrıs konusu var, sesimizi çıkartmayalım’ diyeceklerse bilmem. Ama mutabakatın gereğini yapacaklarsa, parayı kısacakları kesin. Birikim Özgür, protokola uyulmadığını, mesela Sayıştay Başkanı’nın maaşının arttırıldığını söylüyor ve ‘dahası da var’ diyor. Ben de diyorum ki, o heyetin elinde, bizim de bilmediğimiz detaylar var. Kaç kişi arka kapıdan işe sokuldu, kaç eşe dosta akrabaya kıyak çekildi, kaç lüzumsuz harcama yapıldı. Dahası yazılanlardan hiç biri uygulanmadı. Bu vartayı da bir şekilde atlatabilirler ama ömürlerini uzun görmüyorum. Hele şu süreç bir şekillensin…
İŞTE ÖYLE BİR ŞEY:
Güney’de Uzun Yolun arkalarında bir dükkan. Çok işleyen bir yer. Malın sahibi bir Kıbrıslı Türkmüş. Hala elektrik su faturaları o Türkün adına gelirmiş. İşletmeci devlete kira ödüyor. Hem de ciddi bir rakam. Bize soruyor, “Olacak mı bir şey”? Onun da derdi, dükkanı Kıbrıslı Türkten satın almak. İşte Kıbrıs meselesi böyle bir şey…
HOŞ GELDİNİZ:
Hükümet maaile katıldığı Cenevre tatilini tamamlayarak yurda döndü. Hoş geldiler, sefalar getirdiler. Memleketin yangın yerine döndüğünden haberdardırlar sanırım. Dövizin yükselişi önlenemiyor. Elektriğe yapılan zam hissedilmeye başlandı, akaryakıt zammı ise işin tuzu biberi oldu. Vatandaş sorunlarına çare bekliyor. Tatiliniz de bittiğine göre, artık vatandaşın dertleriyle uğraşabilirler. Eğer niyetleri varsa…
KKTC’DE FETÖ ŞOKU:
Vardı, yoktu derken sonunda FETÖ’nün ucu KKTC’ye dayandı. Havadis gazetesinin haberine göre, KTBK ve GKK’na mensup 9 albay FETÖ terör örgütü bağlantıları süphesiyle tutuklandılar. İk kez böylesi bir olaya ilk kez tanıklık eden ülkemizde haberin duyulması büyük şok etkisi yarattı…
SÖZDE DEĞİL; ÖZDE OLMALI:
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Özdemir Berova, Dr. Küçük’ün duruşunu ve düşüncelerinin, KKTC’nin aydınlık geleceği için, çağdaş dünyayı yakalamak adına takipçisi olmaya devam edeceklerini vurgulamış. Ülkede kuran kursları, ilahiyat kolejleri, tarikatlar kol gezerken, okullarda içi hurafelerle dolu kitaplar dağıtılırken ses çıkaramayan Berova, Dr. küçük’ün adını ağzına alırken, iki kere düşünmeli…
ZİRVEDEKİLER
Mete Hatay: “Eski bir Afrika atasözünde olduğu gibi bence oyun sahasına gereksiz birçok asabi fil getirilmiştir. İnşallah şimdi onlar kendi çıkarlarının peşinde koşarken ve oynarken umarım çimenlere (Kıbrıslılara) bir şey olmaz…”
DİPTEKİLER
UBP-DP Hükümeti: Bakanlar Kurulu’nun, 11 Ocak tarihli Resmi Gazete’de duyurduğu ve 28 tüzükte uyguladığı değişiklikle 350’nin üzerinde kaleme yaptığı zam, 11 Ocak itibari ile yürürlüğe girdi. Hükümet sadece kendi memuruna, o da kaşıkla verdiği zammı, kepçeyle almaya devam ediyor. Verecek başka neyimiz kaldı ki, bir canımızdan başka…
































