Mont Pelerin’i izlemeye çalışıyoruz da ne kadar? Tarafların Lefkoşa’da çoktan saptanan “istekleriyle kösteklerinin” tutun ki bir devamı Cenevre’ye taşınmış. Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Rum tarafının ne istediğiyle Türk tarafının ne istediğini artık daha net biliyoruz. Tabi ne istemediklerini de.
Bana sorarsanız bilinenlerle görüşülenleri, uzlaşılanlarla uzlaşılamayanları gözden geçirmek ve yeni bir uzlaşıya varmak için İsviçre’ye gitmeye gerek yoktu! Neyse ki soruna “ehemmiyet” katmak, liderleri geçmişin önemli anlaşmalarının imzalandığı Cenevre gibi bir kente götürüp dünyanın dikkatini çekmek, tutun ki işin raconu! Yoksa hele şu dönemde kim ilgilenir Kıbrıs sorununun çözümüyle!
Nitekim Türkiye medyası Mont Pelerin’de başlayan müzakerelere iki üç satırlık haberle katılıyor bazen hiç sözü edilmiyor!
HANGİ AKLA HİZMET! Cenevre’ye taşınma olayının tam da ABD’nin seçimlerine denk getirilmesi fikrinin kimin aklı evvel kafasından çıktığını bilmiyorum. Ban Ki Moon’un mu? Eide’nin mi? Yoksa masadaki bizim liderlerin mi? Yanlış zamanlama ancak bu kadar olurdu, bunu da tabi Amerika’daki seçimlerle anladık! Ne var ki konunun duayen siyasetçilerinin Cenevre’de görüşülecek sorunu çözüm motivasyonu yönünden en azından çok daha yoğun bir ilgi odağı, cazibe merkezi haline getirmeleri beklenirdi! Başaramadılar. Müzakereler Mont Pelerin tatil köyünün yalnızlığı içine kilitlenerek müzakereciler için tam bir tam bir tatil oldu!
ÖZGÜRGÜN’ÜN MESAJI: Öte yandan Ankara’da 1. KKTC fuarının açılışında Erdoğan’la beş dakikalık bir görüşme fırsatı bulan Başbakan Özgürgün; Mont Pelerin’deki müzakerelerin tam da en ateşli yerine şu mesajı ile girdi: “Güzelyurt verilemez.” Hayda! Cenevre’nin Mont Pelerin köyündeki Rum delegasyonunun ortasına ancak böyle bir bomba atılırdı ki yakındır garantiler konusu da patlayacak!
Erdoğan ne demiş Özgürgün’e? “2008’de ben geldim ve Güzelyurt asla verilemez dedim. Bu noktadaki duruşumuzda bir değişiklik yok!”
Çok merak ediyorum. Sn. Akıncı Erdoğan’ı nasıl bir Güzelyurt formülü ile ikna edecek eğer uzlaşıda ısrar ederse!
Mehmet Moreket refikimin verdiği bu (bomba habere) göre Erdoğan Özgürgün’e şunları da söylemiş: “Garanti antlaşmasına dokundurtmam ama eğer harita ve toprak konularında Rumlar uzlaşı sergiler de sonuçta hepsi tamam olursa Yunanistan’la oturup bir konferansta bunları konuşabiliriz. Toprak konusunda yüzde 30’un altında bu iş olmaz. BM’ler parametresi olarak da duruyor.”
Belli ki bugüne kadar müzakereler konusunda açıktan demeç vermeyen Erdoğan sorunu çok yakından izliyor. Bakalım Rum tarafının tepkisi ne olacak Erdoğan’nın bu açıklamalarına…
HAYVAN ÜRETİCİLERİNİN İSYANI. (HAKLI MIDIRLAR?)
Hayvancılar çiftçiler falan bunu hep yaparlar. Toprakta yoğrulmuş iri bedenleri ile ağıllarda ahırlarda geçen meşakkatli hayatlarının ne zaman karşılığını almak isteseler “eylem” değil, araç gereçleriyle adeta “darbe” yaparlar! Ve haklarını daha doğrusu istediklerini alana kadar da eylemlerine devam ederler nitekim bu sonuncusu da öyle!
Haklı mılar? Emeğinin karşılığını alamadığı için isyan eden her mesleki grup haklıdır. “Sendikalar Birlikler” bu hakların alınması için kurulur. “Hayvan Üreticileri ve yetiştiricileri” de öylesi bir “Birliktir”. Pek çok istekleri vardır. Kuraklık ve zamlara karşı desteklenmelerinden uzun vadeli faizsiz kredilere, motorine yapılan son zammın geri çekilmesinden TC’den gelen suyun tarıma 2 TL’den verilmesine kadar…
Tutun ki devlet hiçbir sektöre pay ayırmadan sadece “Hayvan Üreticileri Birliğinin” isteklerini karşılamaya çalışsa hazinedeki para yine de yetmiyecek ama!
KISIR DÖNGÜ KIRILMADI: Çünkü istenen tarım reformu yapılamadı. Süt üretimi arpa ekimi teşvik edilir ve bu kesim üreticileri desteklenirken, bu kez Toprak Ürünleri ile Süt Kurumu batırıldı! Bu Kurumların batması karşısında her halde ne hayvancı ne de çiftçi ayakta durabilirdi! Nitekim Birlik Başkanı Naimoğlu bakın ne diyordu o darbe gibi eylemde:
“Üreticiyi batırdınız, tefecilere teslim ettiniz. Süte para yok, kuzu dibe vurdu! İneği arayan yok! Girdi maliyetleri her geçen gün artıyor. Ne yapalım? Siz söyleyin!..”
Pekala, neden ama? Neden memleketin üretim kesimi bu durumlara düşürüldü? Çünkü Piyasa ekonomisi kurulamadı! Kooperatifçilik geliştirilemedi! Nitekim şimdilerde hükümet hem sütü hem Arpayı özel sektöre de açıyor çünkü farkına varılmıştır ki hantal Merkeziyetçi Devletçilik zihniyeti ile bu ülkede ne üretim sorunları biter ne de ekonomi hayır eder… Üreticileri kendi efendileri ile patronları yapacak sistemi oluşturup çalıştıramazsanız Hayvancıyı bugün kurtarsanız yarın “battık” diyerek ve yine kırmak için Bakanlık kapılarına dayanırlar!
KISACA TAKILDIĞIM: (GENE ŞU AB’NİN EUROLAR OLAYI!)
Geçtiğimiz günlerde İnsan hakları Derneği Başkanı Hasan Yılmaz Işık aslında çok ses soluk getirmeyen bir hatırlatmada, daha doğrusu uyarıda bulunduydu. Kısaca açıklaması şuydu: “Müzakerlerde sona gelinen bu aşamada AB’nin Sivil Toplum Örgütlerine vereceğini açıkladığı 33 milyon euro STÖ’leri tarafından reddedilmelidir… Işık haklıdır. Bu filmi Annan planı referandumu arifesinde de seyrettiydik. Plana evet denmesi için pek çok örgüt AB’nin euroları ile satın alınmıştı! Sandığa yansıyacak halk iradesinin böylesi ahlâksızca tertiplerle istismar edilmesi kabul edilebilir değildir! Resmen şikedir. Haddini bilen STÖ’nin bu yuroları ellerinin tersi ile çevirerek AB’ye ders vermeleri faziletleri olacaktır. Aksi halde zaten alınlarına yapışıp kalmış bu “eurolar olayını” bir daha kazısalar da silemez, beterince töhmet ve şaibe altında kalırlar.
































