Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“MEŞRU VE ZORUNLU BİR MÜCADELE”

“Amerikalı ekonomist Timothy Taylor, küreselleşmeye karşı olan tepkilere karşın şunları ifade etmiştir: Küreselleşme, ne ulusal ekonomiyi hasta eden bir zehir ne de kâr amaçlı holdinglerin işçileri sömürmek ve çevreye zarar vermek üzere kullandığı bir araçtır. Küreselleşme, ne sömürgeciliğin dönüşü ne de dünya yönetimine erişim anlamındadır. En temel düzeydeki basit anlamıyla küreselleşme, imkân dahilindeki ticarî aktivitelerin sınırlarının genişlemesidir. Coğrafî, teknolojik ya da yasal engellerle kısıtlanmış, satış, satın alma, üretim, borç verme, borçlanma faaliyetleri, daha pratik hâle gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkabilecek olanakları araştırmak ve çözümlemek, yıldırıcı bir çaba, esneklik ve değişimi gerektirmektedir. Çünkü küreselleşme, yeni ekonomik olanakların bu tür olağanüstü büyük bir düzen içinde yer alışını kapsamaktadır.” (Küreselleşme-Vikipedi)

Küreselleşmeye karşı çıkmayan çevreler olduğu gibi karşı çıkan çevreler de vardır hatta Batı dünyasında.

Karşı çıkanlar, küreselleşmeyle kendi kültürlerinin erozyona uğrayabileceğini öne sürmektedirler.

Zygmunt Bauman şöyle der: “Küreselleşme bazılarına göre onsuz mutlu olamayacağımız şey, bazılarına göre ise mutsuzluğumuzun nedenidir.”

İnsanlığın giderek birbirinden daha haberdar olması, birbiri ile daha çok iletişim kurması, birbiri ile daha çok iç içe geçip bir arada yaşaması küreselleşme konusundaki görüşleri de etkilemekte, bundan olumsuz ve olumlu düşünceler üretilmektedir…

Günümüz dünyasında kaybolmaya yüz tutmuş hangi değer varsa –dil de dahil- Batılılar bunlar için projeler üretip bu kültürleri korumaya çalışmaktadırlar.

Bir belgeselde, Karadeniz’de “kuşdili” olarak bilinen bir haberleşmenin (ıslık çalarak iletişim kuruluyor) UNESCO tarafından korunmaya alındığı anlatılıyordu; bu konuda yol kat edildi mi bilmiyoruz.

Teknolojiyi ve dev ekonomik olanakları ellerinde bulunduran gelişmiş ülkeler, bir yandan küreselleşme çerçevesinde ister istemez kendi kültürlerini yayıp başka kültürleri etkisi altına alırken, bir taraftan da koruyucu önlemler almaktan geri durmamaktadırlar.

Kültürel değerlerin korunması için milyonlarca Dolar-Euro bütçeler oluşturan ve az gelişmiş ülkelerdeki kültürel değerleri korumaya çalışan ileri ülkeler, korumaya çalıştıkları bölge halklarının, örneğin bir savaş esnasında yok olup gitmelerine ya da en azından toparlanamayacak kadar dağılmalarına ses çıkardıkları pek yoktur.

Suriye ve Irak örneklerini verirsek fazla yorulmamış oluruz…

Demek istediğimiz, küreselleşmenin iyi tarafları da vardır, ürkütücü tarafları da.

Bu konuda kafa patlatan bir sürü insanın görüşleri de farklıdır.

Küreselleşmeden dünyalı olmayı kast etmiyoruz.

Bu iki kavram arasında fark olsa gerek.

Dünyalı olabilirsiniz ama aynı zamanda küreselleşmeye de karşı çıkabilirsiniz ya da bunun tersi.

Bir yazımızda yazar ve düşünür Amin Maalouf’tan alıntı yapmıştık.

Bir daha yapalım:

“Bir sokağın, bir mahallenin karakterini ya da belli bir yaşam kalitesini korumak için mücadele etmek, meşru ve çoğu zaman da zorunlu bir mücadeledir. Ama bizim tablonun bütününü görmemizi engellememelidir.”