Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Mesele sadece Hacamat değil

 

Dün Alayköy camiinde para karşılığı “hacamat” yapılması olayını yorumlamış ve “Din İşleri Dairesi uyuyor mu” diye sormuştuk…

Bir grup avukat arkadaş, haberi tartışmışlar, yorumumuzu okumuşlar, bizi aradılar.

Diyorlar ki, “Olay bu kadar basit değil”.

Evet devletin resmi kontrolunda olan bir ibadet yerinde, yine devlet görevlisi bir imamın bu işi yapması Din İşleri Dairesi’nin sorumluluğunda.

Ancak, baktık, Din İşleri Başkanı Talip Atalay, Kanal SİM’e yaptığı açıklamada, “Bilgimiz dâhilinde değil. Bizden izin alınmadı. Ciddi bir şikâyet gelirse uyarırız” demiş.

Her zamanki tavrını sergilemiş. Daha önceki skandallarda olduğu gibi…

Hacamat işi Atalay’ın ilk vukuatı değil.  Hani izinsiz, talimatla camilerde  toplanan yardım paraları gibi, din görevlilerini milletvekili aday kampanyasında kullanması gibi…

Özrü kabahatinden büyük. Bir de kalkmış savunmuş, hacamat, ‘dini bir olaymış’ da, ‘uzmanı yaparsa sorun yokmuş’. 

Yahu bu devletin sağlıkla ilgili kuralları mı geçerlidir, yoksa sağlıkta da dini kurallar mı geçerlidir.

Önüne gelen, kafasına göre kan alabilir mi? Yaptıran cahil de olsa, devlet buna izin vermez, veremez.

Hacamatın suçu bir tarafa, Atalay’ın  bunu savunması bile başlı başına bir suç. Bu ülkede camilerin sadece dini ibadet yeri olarak kullanılması için büyük mücadeleler verilmiştir. Bunu da mı unutalım?

Konu o kadarla bitmiyor tabii.

Yapılan işlemin bir fiyatı var doğal olarak. İşlem başına 70 lira alıyormuş bu “uzman” arkadaş.

E, bu işi yasal olarak yapmadığına göre, ortada yasa dışı bir kazanç var. Vergisi olmayan bir kazanç….

Geçelim…

Bu “uzmanın” çalışma izni var mı? Ya da iş yapma izni? Olabilir mi? Böyle bir iş için alınmış bir izin olabilir mi?

Yoktur!

Caminin arka odasında işletme mi olur?

Yapılan, nereden bakarsanız bakın, her yönüyle yasa dışı….

Bu durumda, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, Vakıflar İdaresi, Çalışma Dairesi ve de Vergi Dairesi olayın üstüne gitmek zorundadır.

Öyle ‘kapattık, bitti’ demekle de olmaz.

Atalay’ın savunmasına bakarsanız, olayı normalleştirmeye çalışıyor. Demek ki din kisvesi altındaki bu işler tek bir örnekle sınırlı değil. O halde, caydırıcı tedbirler almak gerekiyor.

Şu ana kadar olayın üstüne giden, toplum sağlığı açısından, yalnızca Sağlık Bakanlığı olmuş ama sonuçta çiğnenen yasalar var.

Yani polisiye bir vak’a.

Derhal yapan için de, savunan için de, göz yuman için de polis soruşturması başlatılmalı, hem kamu davası, hem ceza davaları açılmalı. 21. yüzyılda etrafta hacamatçılar, üfürükçüler, büyücüler türemesine izin verilemez, göz yumulamaz.

Başta da dediğim gibi, sinek küçük ama mide bulandırıyor.

Takibe devam edeceğiz…

YERİN KULAĞI VAR

GELDİĞİMİZ DURUM BU: Hüseyin Ekmekçi sosyal medyada paylaştı, “Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım geldi, Ercan’da hepimiz adına kendisini Emrullah Turanlı karşıladı. Mutluyuz, gururluyuz… Ben de Sayın Emrullah Turanlı önünde saygı ile eğiliyorum. Su yönetim ihalesi ve deniz altından kablo ile elektrik getirilme, dağıtılma ve tahsilat ihalesinin de kendisine verilmesini talep ediyorum. Müstahakımızdır diye düşünüyorum” diye. Ekmekçi bu paylaşımı ile ironi yaptı belki ama, hani yarın Ercan ihalesinden sonra bu işleri de Turanlı alırsa hiç şaşırmayın…

İSTİFA ETMELİ: Yıllardır Kamu-Sen Başkanlığı yapan Mehmet Özkardaş, eşinin de adının geçtiği DEMYAK’taki  yolsuzluk iddialarıyla zor günler geçiriyordu. Ancak ortaya çıkan ses kayıtları, herşeyin üstüne tuz biber oldu. Ses kayıtlarında, başkanın özel konuşmaları dışında, yönetim kurulu üyesi bazı isimlerin aleyhindeki konuşmalarının da yer alması, sendika içerisinde deprem etkisi yarattı. Dinlendiği gerekçesiyle şikayet eden Özkardaş, sesin kendisine ait olmadığını iddia etse de, bu saatten sonra o koltuğa yapışmanın bir anlamı yok. ‘Buraya kadar’ deyip isitifa etmeli bence…

ÖZGÜRGÜN AÇIKLAMALI: Kamu-Sen Başkanı Özkardaş’ın, ses kayıtlarındaki bir konuşmasında, DEMYAK olayının kapatılması için, Başbakan Hüseyin Özgürgün’den yardım istendiği, yeni atanan Kooperatif Şirketler Mukayyidinin olayı kapatması, kapatmazsa görevden alınmasını talep ediyor. Özkardaş sesin kendisine ait olmadığını iddia ediyor. Durum ne olursa olsun, Başbakan Özgürgün’ün bu iddialara bir cevap vermesi gerekiyor. Özgürgün çıkıp, kendisinden böyle bir talebin olup olmadığını, kendisinin ne yanıt verdiğini açıklamalıdır…

VATANDAŞ BİLGİLENDİRİLMELİ: CTP milletvekili Soyer, Serdar Denktaş’ı, olası bir referandumu reddetmek için hazırlık yapmakla suçladı. Kıbrıs Türkleri olarak, adada kalıcı bir anlaşmanın peşinden koşmamız gerektiği konusunda hemfikiriz ama, Rumların uzlaşmaz tutumları ve her işi yokuşa sürmeleri devam ettiği müddetçe, sadece Denktaş değil, birçok vatandaşımız da olası bir referandumda, “hayır” demeyi düşünüyor.  Bunun nedeni de vatandaşın, müzakere süreci ile ilgili sadece kulaktan dolma ve Rum basınında çıkan haberlere göre değerlendirme yapıyor olması…

NİYE SES ÇIKMAZ: Güney Kıbrıs, 3 bin profesyonel asker alacağını ilan etti. Hatta yetmezse, Yunanistan’dan da alacaklarmış. Adamlar lejyoner ordu kuruyor. Bu kez tepki bizzat kendilerinden geldi. AKEL, “2016’da çözümden söz ederken, bir yandan 3 bin profesyonel asker alınacak olması, Rum tarafının müzakerelerdeki itibarını sarsacak” dedi. AKEL’in çözümcülüğü kalmadıysa da, değerlendirme doğru. Böyle bir şeyi Türk tarafı yapsa, ne kıyamet kopardı. Önce bizden, içimizden, sonra da Güney’den… Uluslararası kınama kararı bile çıkarırlardı. “Hemen şimdi çözüm” diyen sivil toplum örgütleri niye seslerini çıkartmaz acaba?

YİNE AYNI YANLIŞ: Okullara, ihityaçlı ailelere vermek yerine, bu kez de Güneşköylü bazı hayvan üreticileri, süt alımlarında yaşadıkları sıkıntıları protesto etmek için, tonlarca sütü yerlere döktüler. Bu süt üreticilerinin ne ilk ne de son eylemi olacak. Hep yazdık ve uyardık. Sınıntılarınız olabilir ama, birçok ailenin çocuğuna süt içiremediği bir dönemde, tonlarca sütü yerlere dökmek yerine, bu ailelere veya bölgenizdeki okullara dağıtsanız olmaz mı…

 

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Sami Özuslu: “Ümmetçiliği Kıbrıs’ta canlandırma misyonuyla hareket ettiklerini alenen söylüyorlar ve bu amaç için, kaynağını öğrenemediğimiz yüklü bütçelerle öğrenci yurtları ve evler açıyorlar, halka yardım paketleri veriyorlar, birçok etkinlik düzenliyorlar. Kimse de çıkıp ‘Nedir sizin yaptığınız?’ diye sormuyor, soramıyor, bütçesini, gelir kaynaklarını inceleyemiyor. Bir tür ‘dokunulmazlık’ var sanki böylesi kuruluşlara karşı… Kimlerin koruyup kolladığını tahmin etmek güç değil oysa…”.[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Talip Atalay: Din İşleri Başkanı, din görevlilerini toplamış, Ramazan’da yapılacak işleri konuşmuşlar. Görevi bu. Ama doğru yapmak kaydıyla. Oysa her işi faul. Acaba din görevlilerine “hacamat yapmayın, toplum sağlığıyla oynamayın, vergisiz kazanç sağlamayın, yasalara uyun” da demiş midir? Hiç sanmam. Çünkü olayı savunuyor. Bir de aklımda kaldığına göre, görevden alınması istenmişti. Talep şekli yanlıştı belki ama, olması gerekendi. Niye yapılmadı ki..?[/quote]