Bir günde 3 ölüm… Bu nüfusa göre korkunç bir rakam.
Hastane doldu taştı, oteller öyle. Vakalar düşmüyor, günlük 30 bandında devam ediyor.
Hepsi istatistik gibi geliyor bakınca. Ama ya çekilen acılar?
Bugün kapanmanın 16. günü. Ne sağlık kaldı ne de adına ekonomi denilebilecek bir şey.
Anladık, önce bulaşı azaltalım dedik, kapandık. Binlerce insanı felakete sürükleme pahasına…
Ne oldu bu 2 haftada bana söyler misiniz?
Başarının doruklarında gezip, bir de vakit bulup hamaset yapan sözde yönetenler ne yaptı bu 2 haftada?
Oysa bu 15 gün, gecelerini gündüzlerine katarak, en az sağlıkçılar kadar çaba göstererek ülkeyi kurtarmak için çalıştıklarını görmek isterdi insanlar…
Sağlık sistemine bir şey mi kattılar?
Aşıya ulaşacak bir formül üzerinde mi çalıştılar? ‘Para toplayalım aşı alalım’ diyenlere verilen tek yanıt, ‘devlet eliyle alınmayanı getirmeyiz’ oldu. E, Türkiye’yi araya koyup “biz getirelim” dediniz mi?
Ya da en azından denetim mi arttı? O da yok.
Kapattıkları piyasa için bir şeyler yaptılar mı? Kapalı olan sektörleri koruyacak bir önlem?
Bir nakit destek vaadi, ama sadece vaadi, kendisi yok! Bir de işletme kredilerinde faiz desteği o kadar. Elektrik, su, KDV şu bu? Artık sosyal medyada insanlar “açız” diye bağırmaya başladılar.
Bulunan çare, evlere nohut, bulgur, yağ desteği…
Mart 2020’de ilk kapanmada açıklanan çek ötelemeleri, kredi ötelemeleri, İhtiyat Sandığı, Sosyal Sigorta yatırımlarının ötelenmesi hiçbiri akıllarına bile gelmedi.
Hepsinin suçlusu, corona değil sadece, Ersin Tatar ve Ersan Saner hükümetleridir…
Geçmişinde 900 milyon liralık vergi alacağını önemsiz gibi gösteren Ersin Tatar, 2019’dan kalan vergi borçlarına dokunmadı bile. Üstelik daha kapanma yokken. Ha belki de yine af çıkartmayı düşünecekler. Mümkündür. Öyle ya devletin büyük sermayeden alacaklarını bağışlamak adetleridir.
Hiç acımayın, ben acımıyorum, hepimizi yokluğa mahkum eden bunlardır, tanıyın bunları.
Kapalı işyerlerinin çalışanları hala devletten bir şeyler bekliyor.
Oysa kamu maliyesi sıfırı tüketti. Buldukları çare, 500 milyon daha borçlanma…
Daha 2020 bütçe rakamları bile şeffaf değil. Ne girdi ne çıktı kimse bilmiyor. Fuat Oktay’ın “gönderdik” dediği paraların dökümü yok. Neye göre borçlanılacak belli değil.
Şeffaflık, hesap verebilirlik, ruhuna fatiha….
Ne yaptıklarını kendileri bile bilmezler ki, hesap versinler.
Varsa yoksa iki devletlilik, hiç de aciliyeti olmayan projeler, Selimiye Camiine 5 milyonluk yatırım…
Bizler bu halde, ne yapacağımızı şaşırmış durumdayken, Başbakan başka bir dünyada yaşadığını bize her gün hatırlatıyor. “İyi ki biz görevdeyiz. Biz hükümeti kurmak için elimizi taşın altına koymasaydık KKTC hükümetsiz durumdaydı. Bu kadar açık söylüyorum kim payını alırsa alsın”. Kasası tamtakır, insanları sefil, hastanesi ağzına kadar dolu ülkenin Başbakanı kafa da tutuyor. Sanki ülkeyi hükümetsiz bırakan kendi partisinin başkanı değilmiş gibi. Sanki bu kriz anında teknokrat bir hükümeti reddeden kendi değilmiş gibi.
Bence derdini Ticaret Odası’na anlatsın; hani vatandaşı kaale almaz ya, onun için söylüyorum.
Çünkü Ticaret Odası noktayı koydu; “Topyekun iflas”…
Biz böyle sessiz sedasız oturduğumuz sürece, bekleyin, daha başımıza neler gelecek…
YERİN KULAĞI VAR
KARA PAZAR:
Dünyayı saran corona belası ile tanışalı yaklaşık bir yıl oldu. Bu bir yılda bizler de çok kötü günler geçirdik. Özellikle Tatar ve Saner hükümetlerinin yanlış ve eksik kararları toplumun tümünü olumsuz yönde etkiledi. Düne kadar salgından ölenlerin sayısı 17 iken dün yaşanan 3 ölümle birlikte sayı 20’ye çıktı. Üzülerek görüyoruz ki ne hükümet ne de vatandaşlar hala daha tehlikeyi tam anlamış değil. Hükümet yanlış ve eksik kararlarıyla, vatandaşlar ise alınan tedbirlere uymayarak adeta ölüme davetiye çıkarıyor. Bu hastalığın şakası olmadığını anlamak için bir günde 3 ölüm de yetmedi mi?
BİZDE 3,25; İNGİLTERE’DE 0,9:
Prof. Dr. Şanlıdağ, KKTC’de corona virüsün bulaştırıcılık oranı Ro değerinin 3.25’e yükseldiğini açıkladı. Bu dünya ortalamasına göre çok yüksek. Guardian gazetesi de aşılamanın başladığı tarihten bu yana ilk kez İngiltere’de Ro değerinin 1’in altına düştüğünü yazdı. Adamlar ne yaptıklarını biliyor. Bir yandan korunma önlemlerini artırıp, cezaları 10 yıla kadar hapis cezasına yükselten İngiltere, şimdi kurtuluş yolunda. Bir avuç ülkeyi batırdık ya, ne diyeyim…
BOŞUNA SEÇTİRMEDİLER:
İki devletli çözümün mucidi Ersin Tatar; “ilhaka gerek olmadığını, Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkiye ile bir bütün olduğunu ve Antalya ne ise KKTC’nin de o olduğunu” söylemiş. Ne söylemesini beklerdiniz, KKTC bağımsız ve egemen bir devlettir demesini mi? Orada ne varsa burada da yok mu? Tatar’ı o makama seçtirmek için uğraşanlar, şimdi meyvelerini topluyorlar…
KARARI BİZLER VERECEĞİZ:
HP Genel Başkanı Kudret Özersay, “İki toplumun ortak iradesi aynı yönde olmadıkça kimse Kıbrıs adası için istediği çözüm şeklini buraya empoze edemez” dedi. Ben bunu, “adada varılacak olası bir anlaşmanın ve nasıl bir anlaşma olacağının kararını bizim dışımızdakiler değil, Kıbrıs Türk ve Rum halkları verecek” şeklinde anladım, acaba yanlış mı anladım?
ÖVÜNECEK DİYE BATIRIR DA:
Sanki başka derdimiz yokmuş gibi, hiç çekinmeden çıkıp e-devlet falan dedi Başbakanınız. Devlete olan borçlarınızı daha kolay ödeyesiniz diye mi acaba? O büyük sermayeden alacağını görmesin, sade vatandaş dolaylı vergilerini tıkır tıkır yatırsın. Bilmediği şeyleri öyle Amerika’yı keşfeder gibi anlatmıyor mu deli ediyor insanı. E-devlet projesi İrsen Küçük döneminde başlamış. E ayıp etti, hem de kime, Eroğlu’na. E-devlet projesinin başladığı tarih, 1998’dir. Basın toplantısını canlı verdiğimizi hatırlıyorum. Saner “Ucuz politika” diyor ya, tam da budur…
O ZAMAN AKLINIZ NEREDEYDİ:
Ersin Tatar’ı seçtirmek, UBP’li bir hükümeti iktidara getirmek için seferber olan iş dünyası hanyayı konyayı erken anladı. Ticaret Odası, hükümetin bilimsellikten uzak aç-kapa mantığı ile kararlar almasını eleştirerek, özel sektörü batırmakla suçladı. Zamanında “en iyi parayı onlar alır, Tatar seçilmezse bizi Rum’a teslim edecekler” diyerek bu sitemin temsilcilerine onay verilmesi için az mı uğraştınız. Şimdi hiç kızmayın, ektiğinizi biçiyorsunuz…
OLACAK ŞEY Mİ?:
Akdeniz Karpaz Üniversitesi, öğretim üyeleri ve gelecek öğrencilerin de aşılanmasının programa alınmasını istemiş. Kendi insanını aşılayamayan bir ülkeden, dıştan geleni aşılamasını beklemek ne kadar akılcıdır? Virüsün kaynadığı ülkeye hem niye öğrenci gelsin ki?
FOTO GÜNDEM: Haydi bir hafta daha kapandık… Peki ne değişecek? Hükümetiniz bu sürede taş üstüne taş koyacak mı? Geçen iki haftada ne yaptıysa o… Seyredecek, günü geldiğinde bir kapanma daha… Ne bir yatak ilavesi, ne özel sağlık sistemlerinden bir yardım çağrısı, ne aşı çabası, ne kaynak yaratma projesi… Siz kapanın, siz aç kalın, siz korkuya boğulun, onlar rahat etsin, hepsi bu.

































