Yıllardır eleştirilen, güven yitiren kurumların başında siyaset gelmekte ve bu duruma da en çok siyasilerimiz tepki göstermekte…
Peki ama toplum olarak siyasilerimizi eleştirmekte ne kadar haklıyız..?
Genelde Meclis TV’yi izlerim. Dün yine, kürsüye çıkan tüm konuşmacılar toplumsal beklentileri ve sorunları dile getirmek yerine, incir çekirdeğini doldurmayan, belli gurupların sorunlarını gündeme taşıyarak, temsil ettikleri o gruplara şirin görünmeye çalıştılar. İktidarı da, muhalefeti de aynı. Birisi dün savunduklarını inkar eder pozisyonda, diğeri ise iktidarda iken yapmadıklarının hesabını sormakta…
Vatandaş olarak oylarımızla seçip, bizi temsil etmeleri için Meclis’e gönderdiğimiz vekillerden beklentilerimiz ne, onları seçerken aradığımız kriterler ne, hangi özelliklerine göre seçiyoruz..?
Seçme nedenlerimizin başında, adayın sahip olduğu özelliklerinden çok, söz konusu adayla olan kişisel ilişkilerimiz ve ondan sağlamayı umduğumuz şahsi çıkarlar öne çıkıyor ne yazı ki…
Böyle olunca da, bir gün önce seçtiğimiz vekili, bir gün sonra çok rahat eleştirebiliyoruz. Halbuki doğru olan, seçeceğimiz siyasiler için kriterlerimizi kendimiz belirlemeli ve demeliyiz ki;
-Siyasetçi; her şeyden önce adil olmalı.
-Kariyer sahibi olmalı.
-Kendisine güvenilir olunmalı.
-Asla yalan söylememeli. Her sözü, “buz üzerine değil, mermere yazılmış” gibi olmalı.
-İşinin ehli olmalı.
-Siyaseti şahsi menfaati için yapmamalı…
-Hizmet aşkıyla dopdolu, enerjik, araştırmacı, kısaca çalışkan olmalı.
-Herkesi sevgiyle kucaklamalı.
-İnsanlara tepeden bakmamalı.
-Dürüstlüğü asla elden bırakmamalı.
-Söz ve davranışlarında tutarlı olmalı.
-Fikrinde, sözünde ve yaptığı her şeyde samimi olmalı.
-Seçilene kadar bir partinin mensubu olsa da, seçildikten sonra partisi için değil, toplum için çalışabilmeli…
-Yerine getiremeyeceği hiç bir vaatte bulunmamalı… Halbuki bizim ülkemizde siyasetçi için çizilen profil (istisnalar hariç) , bu saydıklarımın tam tersini yapan olarak bilinir.
Örneğin siyasetçi kıvırmayı iyi bilecek, çok vaatlerde bulunup az iş yapacak, hatta ağzından çıkanı kulağı duymayacak…
Seçmen kişisel beklenti içinde olunca, ortaya çıkan tablo da bu ne yazık ki…
Ve politikacılarımız da unutmamalıdırlar ki, siyaset bir meslek değildir. Hatta kar amacı güden, ailesini geçindirmek için uğraş verilen bir alan hiç değildir…
YERİN KULAĞI VAR KAYNAK BULUNDU: Hükümetin, birçok sorunu “kaynak yok” gerekçesiyle ertelediğini biliyoruz. Kaynak olmadan da hiçbir şey yapılamıyor. Hükümet de düşündü taşındı ve kaynak yaratmak için çareyi, devlete ödenen harçlara zam yaparak vatandaşın cebinden almayı uygun buldu. Yani akaryakıtta, elektrikte ve tüp gazda yaptığı indirimleri fazlasıyla geri aldı. Sizin anlayacağınız kaşıkla verdiğini kepçeyle aldı…
ADAYLARDAN SES YOK:
Cumhurbaşkanı adaylarından Kudret Özersay, şu ana kadar mal varlığını açıklayan tek aday olarak duruyor. Diğer adaylardan Eroğlu, Akıncı ve Siber’den henüz bu konuda tık yok. İnsanın fazla malı, hatta parası da olabilir. Ama bu mal ve paraların kaynağı belli ise yani kazancınız “helal” ise açıklamaktan çekinmemelisiniz. Temiz ve dürüst siyaset adına bunu yapmalısınız…
AKLIN YOLU BİR
Dün Meclis’te Fazilet Özdenefe’nin, yurt dışında okuyan öğrencilere burs verilmesi konusundaki konuşmasını dinlerken, dünyanın bundan belki elli, belki yüz yıl önce uyguladığı bir yöntemin neden uygulanmadığını düşünüyordum. O sistem, kredi sistemi. Nitekim bakan Berova da cevabi konuşmasında buna değindi. Bu devletin gücü ortada, herkese karşılıksız burs verecek olanağı yok. Ama en azından, geri ödemek koşuluyla kredi verebilir.
BURS KRİTERLERİ DE ADALETSİZ:
Bir başka aciliyeti olan konu da, burs kriterleri. Devlet memurunun maaşı belli. Ama ya diğerleri? Geçmişte de listeler açıklandığında görür, isyan ederdik. Sayın Özdenefe, bu durumun halen devam ettiğini söyledi. Kendi hesabına çalışanların beyanları her zaman doğru olmayabiliyor. Vergi sistemimiz de Allah’a emanet olunca, burslar, zengin çocuklarına kıyak haline geliyor. Bu kriterlerin de ivedilikle günün koşullarına uyarlanması şart. Bu da devletimizin bir başka adaletsizliği.
DEVLET SÜT SATMASIN ARTIK:
“SÜTEK’i kapatın, devletin süt satın almasının sakatlığı ortada” demiştik, işte ispatı. Devletten süt alan üretici, parasını ödemiyor. Miktar az buz değil, 7 milyon lira. Devletin malı deniz ya… Halbuki devlet aradan çekilse, sistem serbest piyasa koşullarında dengelense, bunu yapamazlar. Herkes parası kadar alır, parası kadar üretir, “Nasıl olsa muhatabım devlettir” diye de umursamazlık edemez.
DEĞER MİYDİ: Doğal gaz arama çalışması yapan Total şirketi, kayda değer bir kaynağa rastlanmadığı gerekçesiyle sondaj yapmaktan vazgeçmiş. Dün sevgili Hüseyin Ekmekçi’nin konuyla ilgili yazısında dediği gibi, demek ki bizler aylardır, “olmayan gazın bitmeyen kavgasını” yapmışız. Neredeyse savaşacak duruma geldiğimiz olmayan gaz için, değer miydi onca yaşananlar, gerginlikler…
ZİRVEDEKİLER Vatandaş: “Pul Yasası, Pul Vergisi” falan filan. Çaktırmadan tüm harçlara zam yapıldı. İşte bunun için güvenmez halk siyasilere. Bunun için hep altında bir şey arar. Bunun için kendi gölgesinden bile korkar… Gün gelecek güvensizlik ve paranoyadan bitecek bu millet… Biraz da sesini çıkarmayı öğrenebilse…
DİPTEKİLER
Hellim Üreticisinin İki Yüzü: Türkiye'deki bazı şirketlerin hellim üretimi yapıp, hem Türkiye piyasasında, hem de dış pazarlarda sattığı yeni bir şey değil… Zaman zaman Kıbrıslı Türk üreticilerin bu durumdan şikayet ettikleri biliniyor; özellikle Rumlarla hellimin coğrafi tescili konusunda kavga etmekten vakit bulduklarında… Fakat, Kıbrıslı Türk üreticilerin sessiz sedasız Türkiye şirketleri için hellim üretip, o markaların altında satılmasına göz yumduklarını daha önce hiç duymamıştım. İşte kanıtı: “Produced in Lefkosha, N. Cyprus for Pınar”…
































