Zaman zaman Rum tarafından akıllı uslu sesler işittik mi “demek hâlâ sağduyulu politikacıları da varmış” diyebiliyoruz.
Ne var ki başta Yunanistan başbakanı olmak üzere öylesi sağduyulu insanlar o kadar az ki!
Bunlardan biri de eski Rum müzakerecilerinden Andreas Mavroyanis.. Geçtğimiz günlerde Rum basınından aktarıldığınca şöyle demiş:
“Kıbrıs siyasi sorunun çözüm olasılığı son dönemindedir…”
Ve eklemiş: “Eğer bu son dönemde çözümü sağlayamazsak bundan sonra kendimizi ellerimiz kollarımız bağlı şekilde bulacağız!”
(Mavroyannis’in bu lafına hem bravo çektim hem de gülerken şu “ellerimiz kollarımız bağlı kalacak” lafına takılım: “İyi ya dedim kendime! İşte o zaman ne katliam yapabileceksiniz ne masum insanların kanına canına girebileceksiniz ne de Türk ahaliyi göç yollarına sürebileceksiniz!)
Ne var ki Mavroyanis’in sağduyusu saplantılı Rum mentalisine hâlâ gslebe çalamamış Nitekim Annan planına “hayır” dediklerini de es geçerek Grans Montana’daki başarısızlığa değinirken şunları söylüyor:
“Montana’da başarısızlığın nedeni Türk tarafının, Türkiye’nin garantisinin devamını istemesi ve askerlerini adadan çekmeme konusundaki ısrarıydı!” Yine eski müzakereciye göre, “oysa altı konuda anlaşmaya varılmıştı. Fakat Türkiye’nin garantisi ve adadaki askerleri konusunda uzlaşıya varılamadığından diğer dört madde de kadük duruma gelmişti” diyor!
Neydi o maddeler? İşte bazıları: “Birleşik Kıbrıs oluşumu.. Adada insan haklarının iade edilmesi.. Adanın garanti ve işgal askerlerinden temizlenmesi.. Demokratik ve işlevsel bir devlet oluşumu…”
Zaten diyor Mavroyannis devletin tek amacı da bunlar değil midir?”
…Ben Crans Montana’da yaratılmaya çalışılan ve adeta “şak şaklar lâklaklarla oldu da bitti maşallaha” getirilmek istenen çözümü ve dayatılan modelini doğrusu ya çok da değerlendirme fırsatı bulamadım. Zaten müzakerelerin başarıya ulaşılacağına da inanmıyordum..
Bugün de yeri geldiği için vurgulayayım. Artık bu adada sadece Türkiye ile Yunanistan değil, Güney’in sayesinde yedi düvelin askeri de vardır, aramızda cirit atan ülkelerin üsleri de! Çok kısaca Güney oluğunca bir garnizon oldu!
Her ne kadar Mavroyanis’in aklı Crans Montana’da kalmış da olsa artık Cenevre’nin bu turistik beldesi, Guterresli o müzakere dönemlerindeki safhalarıyla uzaklardaki bir hatıra olarak kaldı.. Tıpkı Kıbrıs Cumhuriyeti ve Annan planı gibi!
Asıl gerçek artık Kıbrıs adası ve Doğu Akdeniz’de cereyan eden olaylarla ülkeler arası değişen konumlar ve enerji sorunundan kaynaklı yeni kriz olasılıklarıdır ki buna şimdilerde Yunanistan’nın İyon denizindeki adalarının kara sularını 12 mile çıkarması da eklendi! .. Öte yandan adadaki asıl gerçek artık Güney ve Kuzey Rum Türk devletlerinin varlığıdır. Bu siyasi statü Değişemeyecek kadar da “kemikleşip kökleşmiştir.. Adada ve bölgede bundan sonra asıl tartışılacak olan Türkiye ve Yunanistan çıkarları üzerinde gelişip şekillenen emvakili siyasetler ve “hak” gasplarıdır.
Tüm sorunları çözecek ve barışı sağlayacak olay ise (altını çizerek yazıyorum) “öncelikle adada oluşacak iki devlet olduğu gerçeğinin kabulü olacaktır. Barış ve çözüm tanınmış bu iki devlet tarafından kurulacak (federasyonla) evet sağlanabilir…
***
KISACA TAKILDIĞIM: (KKTC’DE BELEDİYELER OLDUĞUNU HATIRLIYOR MUYUZ?)
Eğer artık yolların ortalarına kadar taşındıkları için, arabamla ve tabi arabalarınızla çarpmamak için akrobatik sürüşler yapmak zorunda kaldığımız ve tabi kaldığınız o kocaman kocaman çöp konteynerleri dedikleri alametler de olmasaydı; bu memlekette “belediyelerin” varlığından bile haberimiz olmayacaktı!
Eğer bu ülkede aydınlatılmamış zift gibi karanlık yollarda araba kullanmak zorunda kalmasak.. Kaldırımsızlıklar nedeniyle daracık yol kenarlarından gide gele keçi yolları dediğimiz “monabadiler” oluşturmamış olmasaydık.. Eğer patlak çatlak, çukur yollarda çile çekmeseydik..
Yazları sivrisineklerle, kışları yağmurlar nedeniyle derelerle göllere dönüşen kentlerde oflar puflar çekmeseydik..
Artık çok katlı binalar nedeniyle güneş ışığını bile göremeyecek mekânlrın esirleri haline gelmeseydik!
Çocuklarımızın hava alıp oynayacakları parklarının bile olmadığı imar iskân ortamlarında çarpık yapılaşmaların zararlarıyla sarmalanmış olmasaydık… Falan..
Bu ülkede belediyelerin de olduğunu çoktan unutmuş olacaktık! Neyse ki şu yukarıda bir kısmını yazdığım olaylar nedeniyle “Belediyelerimizin” de olduğunu hatırlıyoruz!
Ki çok değil. Daha iki üç yıl öncesine kadar “yok belediyeleri birleştirecektik.. Yok yeniden reorganize edecektik.. Yok neden bu kadar borç batağına düştüklerinin hesabını kitabını soracaktık… Diyerek ahkâm kesiyorduk!
Şimdi var mı “belediyelerden” söz eden? Sanırsınız ne böyle bir kurumumuz vardı ne kıyasıya seçimleri olurdu?
Oysa devletin bir alt kümesidir belediyeler. Olmazsa olmazın ötesinde hatta devletin önünde hissedersiniz belediyeleri. Çünkü onlar her gün kapınızın eşiğinden başlayan günlük yaşamınızın “iyi veya kötü, güzel veya çirkin, sağlıklı veya hastalıklı olmasından sorumlu yetkili kurumlardır.. Soluduğunuz havadan bile sorumlu olacak kadar..
Yazık ki borcu olmayan, “battık” demeyen çalışanlarının mali ve sosyal haklarını bile yerine getiremeyen belediyeler külliyelerinde sadece zarıncamaktayız!
…Nihayet bir çaresiz teslimiyette şöyle mi diyelim: Devletine bak belediyelerini gör! Anasıyla danası!
Ne var ki hepsi de “seçilmiş!” Ki bu ülkenin asıl sorunudur “seçilmişler!”
Tabi unutmadan yazalım: Bizde belediyeler işte o seçilmişler ve daha çok seçilecekler için “iş bulma dairelerinin” bile hakkını yiyen “istihdam çiftlikleridir!” Ayrıca “belediyeler” iktidara gelen “partilerinin partilileri” için ne kadar çok istihdam olanağı yaratırsa o kadar seçim kazanma şansını artırdığı bir sihirli kutudur!
Yani belediyelerle ilgili aklınıza gelen tüm benzetmeleri yapabilirsiniz.. Bir tek “belediyelerimize belediye benzetmesi yapamazsınız!”
































