Köşe Yazarları

Marifet af değil, yüzsüzün yakasına yapışmaktır…






Bakanlar Kurulu’nun dün onayladığı yasa tasarıları, vergi denetimine yönelik teşvikler içeriyor. Vergi ve harçlarını düzenli ödeyenlere  sembolik bir indirim var. Baktığımda, bu önlemlerin, dün de yazdığım gibi uzun vadede devletin gelirlerini arttırma amaçlı olduğunu gördüm. Yani hiç biri şu anki dertlere deva değil… Zaten Maliye Bakanı da, bunların aylar evvel hazırlandığını belirtiyor. Yani döviz krizinden önce.
Tasarıların arasında, faiz ve cezaların silinmesi var. Daha önce de benzer uygulama kaçak işçi çalıştıranlar için, ya da vergiler için yapılmıştı. Acaba geri dönüşü ne oldu? Zira bu durumda yaratılan büyük bir adaletsizlik var, onu da göz önünde bulundurmak şart. Devlete olan yükümlülüğünü bir tamam yerine getiren, enayi yerine konmuş oluyor. Ciddi bir güven kaybı… Haydi diyelim ki devlet “Hiç yoktan iyidir, ne gelirse kardır” diyor. Dediğim gibi, acaba atılan taş, ürkütülen kurbağaya değiyor mu..?
Şimdi tasarı diyor ki, “Ekonomik şartlardan dolayı ödemesini geciktiren, cezaya giren veya aracı kayıttan düşen vatandaşlara rahatlama getirmek için ceza silmek”… Mesela ben, yılda ortalama 2 bin beş yüz lira seyrüsefer harcı ödeyen biriyim. Bu rakam 3 yıldır aşağı yukarı aynı. Ben onu devlete yatırmak yerine bankaya yatırsaydım, cezası da silineceğine göre, zararlı mı çıkardım, karlı mı?  Kuralları gevşetme gibi bir alışkanlıkla, vatandaşın yasalara uymasını nasıl beklersiniz…
Bence bunlar kozmetik uygulamalar. Kurallara uymayı sağlamak, vergi ödeme bilinci yaratmak devletin elde edeceği gelirden çok daha önemli. Bu gibi esnemelerle aksine adaletsizliğe prim verilerek, “ödememe” alışkanlığı cesaretlendirilmekte. Bence esas marifet, ödemeyen yüzsüzün yakasına yapışmaktır… 
Dün Maliye Bakanı Zeren Mungan Meclis’te, yaptıkları çalışmaların vatandaşın geçim sorunlarına çare olmadığı yönünde  eleştirilere muhatap oldu. Bunun üzerine söz aldığında, döviz ve faiz artışıyla bağlantılı olarak daha başka düzenlemeler hazırladıklarını, önümüzdeki haftaya Meclis’e getirmeyi umduklarını söyledi. Umarız onlar da önceki gün açıkladıkları gibi afaki kararlar değil, somut, netice alıcı kararlar olur da vatandaşı biraz olsun rahatlatır…

                                                 *****



Önemli olan fiyat değil, güven
Sanayi Odası yine bir araştırma yaptırmış ve Kuzey’in Güney’den daha ucuz olduğunu ortaya çıkartmış…
Geçen dönem yani 2010-2012 Ekonomik İşbirliği Protokolu çerçevesinde yaptırılan  “KKTC ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Arasındaki Ticaret Kaymasının Analizi” çalışması, bu nedenleri şöyle ortaya çıkartmıştı; “Çok amaçlı Alışveriş Merkezlerinin Varlığı; Güney’in Genel Olarak Daha Ucuz Olması; Ürün Çeşitliliği; Hizmet Sektörünün Daha Gelişmiş Olması; Satın Alınan Ürünlerin Daha Kaliteli Olması; Mal ve Hizmetlere Duyulan Güven…”.
Aslında bu ta başından beri böyleydi. Analizin içinde “ucuzluk” maddesinin bulunması şaşırtıcı. Kıbrıslı Türkleri Güney çarşısına yönlendiren etken hiç bir zaman fiyat olmadı ki? Çok nadir ürünlerde bir ucuzluk olsa da, genelde Kuzey her zaman daha ucuzdu. Hele Euro’nun geldiği bu durumdan sonra, ucuzluktan söz etmek imkansız. Esas nedense, cazibeydi. 
Bence üzerinde durulması gereken unsur fiyat değil, yukarıdaki analizde de vurgulanan “Mal ve hizmetlere duyulan güven” konusudur…
Ortalık cennet hurmasıyla çalkalandı durdu. Geçen yıl da çilekten, patatese, hatta portakala ve üzüme birçok üründe zehir kalıntısı hepimizi tedirgin etmişti. Önceki gün içtiğimiz sütte aflatoksin bulunduğu haberi de hepsine kapak oldu sanırım. Bu zehir, adam aldığı yemin küflenmesini umursamadığı için oluşuyor. Bilmiyorum tüm sütler denetleniyor mu, yoksa tesadüfen mi bulundu.  Yüksek ısıda bile kaybolmadığına göre, bence hepimiz çok aflatoksinli süt içtik…
Şimdi Güney’de AB kurallarının sıkı sıkıya uygulanmakta olduğunu bilerek, fiyatına dahi bakmadan oraya yönlenmez misiniz?  Dediğim gibi bu son olaylardan sonra, ucuzluk falan vız gelecek, özellikle de çocuğu olan, sütü Güney’den almayı tercih edecek, bu kadar basit.
Üretim bir bütündür. Ekonomi de piyasa da bir bütündür. Fiyat bunun sadece bir unsuru. Artık KKTC piyasası da, üreticisi de bunun farkına varmak zorunda…

 

YERİN KULAĞI VAR

NORMALLEŞME: Sebep ne olursa olsun, KKTC-TC hükümetler arası ilişkilerdeki bir kopukluk, ciddi bir sorundur ve olmaması gerekendir. Hükümetin göreve gelmesinin üstünden 4 ay geçtikten sonra da olsa, dün çekilen Erdoğan-Yorgancıoğlu fotoğrafı, normalleşmenin işaretiydi bana göre. Yani olması gereken.
ATAMALARA TEPKİ:                                                                                                                                                  

   Bir grup Güzelyurtlu CTP’li, Sosyal Hizmetler Dairesi Müdürlüğü’ne son yapılan atamaya  sert tepki gösterdi. Parti görüşü olmadan tamamen Yorgancıoğlu’nun tercihi olduğunu iddia eden partililer, “bölgede sevilen ve bu konuda uzman bir aday varken parti görüşüne saygı göstermeyen Özkan Bey, önümüzde yerel seçimlerde kendi oy kullansın. Bunun hesabını yerel seçimlerde keseceğiz” diyorlar…  
BU DAHA BAŞLANGIÇ:                                                                                                                                            

       Sütte rastlanan kanser kalıntısı ile aynı güne denk geldi, süte yapılan zam haberi. Cebimizden bir miktar daha uçtu gitti. Yarın öbür gün ekmeğe zam haberini duyacağız. Ama iş bununla kalsa bir şey değil. İddia o ki, elektriğe yapılan okkalı zam kafi gelmemiş, hükümet önümüzdeki günlerde elektrik fiyatlarına yapılacak yeni zammı açıklamaya hazırlanıyormuş…
DANANIN KUYRUĞU KOPACAK:                                                                                                                              Pazar günü 4 aday, DPUG Genel Başkanı olabilmek için yarışacaklar. Yarışın Denktaş ve Şonya arasında geçmesi beklense de, özellikle UG kanadının da tam desteği ile Serdar Denktaş’ın, kurultayı rahat bir şekilde kazanacağı tahmin ediliyor. Özellikle Serdar beyin 366 geçiciyle ilgili el altından yaydığı ve koalisyonu da zora sokacak mesajlar, kazanmasında önemli rol oynayacak…
TALAT’IN SÖZLERİ İLGİNÇ:                                                                                                                                  

     İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat diyor ki; “Eroğlu Kıbrıs sorununda çözümü sağlarsa, zaten aday olmayacağım ve onu destekleyeceğim”… Cumhurbaşkanı’nın tek görevi Kıbrıs konusu mu..? Bu bakış açısıyla Sayın Talat, Eroğlu’nun diğer icraatlarını da onaylamış olmuyor mu sizce..?

AH SAYIN SANER AH: Ersan Saner dün Meclis kürsüsünde, Rumların Avrupa Parlamentosu seçimlerine Kıbrıslı Türklerin de oy kullanması oyunundan söz ediyordu. Saner, lobicilik yapmak gerektiğini vurguluyordu. Ben de içimden dedim ki, Ah Sayın Saner ah, sizin Dışişleri Bakanınız dönemi yani o dört sene, Dışişlerine en az 20 sene kaybettirdi. Siz nereden bahsediyorsunuz. 

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Harmancı: “Dövizin yükselme trendinde olduğu uyarısını Aralık ayının ilk çeyreğinde yapmıştık. Nihayetinde ancak 29 Ocak’ta Bakanlar Kurulu bu gündemle toplandı. Vatandaşın beklentileri tamamen es geçilerek sermayenin beklentilerinin ön planda tutulduğu bir takım önlemeler görüşüldü. Bu denklemde vatandaş nerede. Bizler mucize beklemiyoruz beklentimiz vatandaşın döviz kaynaklı sıkıntılarına yönelik hükümetin hangi tedbirlerle vatandaşı özne haline getirdiğini görmekti…”.

DİPTEKİLER
KS 450: Beyefendi, dün 15.00 sıralarında Güzelyurt bölgesinde, aracınızı sürerken, bir yandan da gazete okurken çekilmiş bir kaç poz fotoğraflarınız ulaştı elimize. Yüzünüz de görünüyordu, onun için fotoğrafı yayınlamayalım dedik. Ama bu yaptığınız, potansiyel bir trafik cinayeti. Bir ihbar daha gelirse, fotoğrafı da yayınlayacağız.







Başa dön tuşu