Geçen gün gazeteci Hande Fırat’ın, Hürriyet gazetesinde Sn. Cumhurbaşkanı Tatar ile yaptığı bir röportajı yayınlandıydı.
Röportajı ilginç kılan ise yapıldığı mekândı. Ki konusu da o mekân veya mahalle ile ilgiliydi: “Maraş!”
Sn. Cumhurbaşkanı Tatar bizzat kendileri Hande Fırat’a refakat ederek, Maraş’ın halkın ziyaretine açılan mahallesi ile plajlarını gezdirerek açıklamalarda bulunduydu.. BU konuda Hande Fırat yazısının takdiminde şunları söylüyordu, aktarıyorum:
“KKTC Cumhurbaşkanı Tatar ile röportaj yaparken birlikte Maraş’ı da gezdik. Maraş’ta bir sonraki aşama bazı kamu binalarının hizmete açılması olabilir. 8 Ekim 2022 de açılışının 2. yılında saat tam 12 de ilk gelene hediyemiz olacak, açılışı konserle kutlayacağız” dedi. Tatar ABD’ye de “adayı silahlandırma mantığı savunmanın ötesine geçmektir, kuşatmadır” diyerek de tepki gösterdi…”BU ARADA: Sn. Tatar söz konusu röportajda Hande Fırat’a son zamanlarda ABD’nin Rum tarafında askeri üs kurmasına ve son günlerde bizi de meşgul eden Rusya havayollarının KKTC’ye seferler düzenleyebileceğine yönelik haberlerini de değerlendirdi” diyordu Hande Fırat röportajında.

NE KADAR DOĞRUYDU? Maraş’ın açılması tabi! Başından beri bu konuda yazarken “keşke ulusal heyecanlarla değil, akılcı siyasetleri öne çıkararak ve öncelikle “Maraş bizimdir” demeden, “tüm Kıbrıs Rum ve Türk halklarınındır” diyebilseydik…
Kİ ŞİMDİLERDE bu “halklar” hem Doğu Akdeniz kaynar, Ege savaşın eşiğine gelirken bile… Her gün Kuzey’den Güney’e, Güney’den Kuzeye karşılıklı olarak birbirlerinin sınır kapılarından geçerek ve birbirlerinin çarşılarından alış veriş yaparak, birbirlerine ticari ve ekonomik yönden katkılarda bulunmaktadırlar..”
Kİ olağanüstü süreçler yaşamamış olsaydık, siyasi yönden bu karşılıklı geçişlere “uluslararası ticaret de diyecektik, barışçı ilişkiler” de!..
Söz konusu röportaja dönüyorum: ***“MÜZE MARAŞ!” Sn. Tatar imar iskân için değil… Siyasi koz olarak kullanmak için de değil!.. Sadece “ben açtım ve oldu” dedirtmek için açtığı Maraş’a şimdi yeni bir ad daha taktı: “Müze Maraş!”
BUGÜNE kadar “eski eserlerin.. Sanata dair eşyaların.. Belirli fakat eski araç gereç gibi kendine ve teknolojiye ait ürünlerin hatta eski giysilerin, potinlerin falan “müzelerinin” olduğunu yada olabileceğini biliyordum ama bir kenti işgal ettikten ve 46 yıl kapalı tutup virane haline getirdikten sonra “artık müze oldu” dendiğini ilk defa işittim!”
AKLIMA da hemen “turşular, konserveler” geldi! Güzelim sebze meyveleri alırlar, sirkeler tuzlarla kutulara kavanozlara koyarlar, süresi ile kıvamı tam oldu mu da açıp yerler!
TUTUN ki artık Maraş da “ham” yapılacak kıvama geldi nitekim diyor ki Sn. Tatar “kamu binalarını iskâna açabiliriz!”
(DOĞRUSU çok iyi olur çünkü söz konusu Mağusa olduğu için yazıyorum, ta İngiliz sömürge döneminden kalma antika bile olamayacak kadar virane binalar kamu görevlilerinin mesailerine tahsis edilirlerken; her halde Maraş’takiler bunların yanında saray gibi kalır, araya sıkıştırayım dedim!) Ve ekleyim: ***
VAR MI BİR MARAŞ POLİTİKASI? Bir zamanlar nihai çözüm safhasında “koz” olarak kullanılacak deniyordu.
Bir mahallesi açıldı tutun ki bu “açma olayının siyasi literatürde okunuşu; “Rum tarafını çözüm masasına oturtmaya zorlamak” olsundu!
Eee! Var mı öyle bir haber? Yok!
TUTUN ki Maraş’taki Evkaf mallarını yeniden Evkafa devretmek için açıldı. Hiç işittiniz mi? Lafı geçti mi? Yok!
VEYA söz konusu mahallenin evlerinin dükkânlarının kiraya verilerek hem iskân hem de kira gelirleri yönünden KKTC hazinesine fayda sağlayacağı umuluyordu! Var mı öyle bir umut? Yok!.. Uzar gider!
Eee neden açtınız kardeşim Maraş’ı? Şimdi öğreniyoruz ki meğer “müze” yapmışız hatta Sn. Tatar adını da koydu: Müze Maraş!”
Hey yarabbi sen aklıma mukayyet ol!***
VE KISACA TAKILDIĞIM: “Büyüdükçe” fukaralaşıyoruz! Aslında “büyüme” kelimesi de izaha muhtaçtır ama hadi şöyle diyelim: Kıbrıs Türk halkı 1974’lerdeki konumunu çoktan aştı zaten ispatı kendinden menkuldür yani “Devlet oldu!”
TABİ Kİ SİYASi yönden tanınmamak “Devlet olmanın” önünde bir engel değildir. Eğer “Devlet” gibi davranılırsa ama..
YANİ Anayasal müeyyideler silsilesinde oluşturulan, kanun ve kuralları uygularken “hukukun üstünlüğünü” kabul ederek yaratılan bir düzenin ülkesi, elbette Devlettir..
İster otoriter olsun ister teokratik.. Neyse ki biz “Demokratik” olanını yeğledik de ne?
HER SABAH uyanırken “bugün Devlete nasıl kötülük yapacağız…” “NERESİNİ delecek neresini deşeceğiz!” “Hangi kurumun canına okuyacak, hangisinin ensesinden carta çekeceğiz” diye düşünürsek!
VE “Devlet Malı domuz yemeyen domuzdur” dedikleri için Rum’un mülkü üzerinde rant ekonomisine bağlı imar iskân olaylarını geliştirip “al sat, sat al” diye diye ellerden ellere, topraklar aktarıyorsak!
DENETİM mekanizmalarını çalıştırmak yerine “bırakın yapsınlar bırakın gitsinler” diyorsak!
BEŞ ON LİRALIK memur maaşı ile milyonluk lüks arabalar satın alınan ülkede “nerden buldun” diye sormak gereğini bile duymuyorsak!
VE kimseler Osmanlı degarası kadar bile vergi vermiyor dolayısıyla memleketin anası dolaylı vergilerin yarattığı pahalılıktan ağlıyorsa…
ESRAR fuhuş kumar ekonominin asli çarkları durumuna geliyorsa…
ÇEKİVERİN böyle memleketin kuyruğunu gitsin çünkü böylesi bir memlekette ne Devlet olur Yönetim…
































