Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

MARAŞ RAPORU: (KIRK YILDA KIRK BİR KERE MAŞALLAH YARATTIĞIMIZ UCUBE!)

“Tellerinden uzanıp içine tükürme hakkımın bile bulunmadığı Maraş,  cehenneme de iade edilirse cehenneme de edilmezse, umurumda bile değildir” dediğimin üzerinden tutun ki otuz yıl geçti… Bu geçen yıllar içinde de her vesile ile bu düşüncemi “Köşemden” ayazlattım…
Hatta dedim ki “elde koz olarak tutulan Maraş’ı bir gün Rum’a iade ettiğimizde utancımızdan yerin dibine de batsak dünya medyasının ne dilinden ne de lanetinden kurtulamayacağız!”
ÇÜNKÜ: İçinde elliyi aşkın devasa oteli bulunan, geleceğin göz kamaştıran turizm bölgesi olma yollarında sürekli gelişen böylesi iddialı bir kenti kırk yıl süreyle kapalı tutup kadavra haline getirmenin ne savunulacak ne de övünülecek hali olur! Ve gün gelir bir viraneliği sahiplerine teslim ederken görüntülerinin dünya medyasında kaçınılmaz olarak yer almasıyla ortaya çıkacak duruma “skandal” denir, insafsızlık, dinsizlik, imansızlık” denir…
Ne demek? Turistleriyle cıvıl cıvıl yaşayan bir turistik bölgeyi  tellerle çevirip kırk yıl süresince “siyasetin kozu” olarak elde tutmak?  Vakti zamanında  Ecevit Barış Harekâtından hemen sonra “çözüm olacak” düşüncesi ile aslında Atilla planında yer almayan Maraş’ı “siyasi koz” olarak elde tutalım demiş. Demiş ki kırk yıldır o ellerin üzerinden çekilmesi mümkün olmamış!          Sözün kısası Siyasilerin yanlışlarının faturalarını halklar öder! Nitekim gitgide “sonun başlangıcı” durumuna getirilen Maraş “güven yaratıcı önlemler” çerçevesinin içine konarak  müzakerelerin önüne çekildi! 
MARAŞ KAPSAMLI ÇÖZÜMÜN DIŞINDA KENDİ ÇÖZÜMÜNÜ ZORLUYOR: Gelin son bir aylık süre içinde Maraş’ın nasıl gündemi zorladığının bir dökümünü çıkartalım. Hem durumun vahametini anlarız hem de nasıl bir çözüm bataklığına saplandığımızın ispatını çakarız:
14 Mart 2014:  Kasulidis gündemdeki Maraş’ı şöyle tanımlıyor: “Varoşa denirken kapalı bölümünü mü yoksa tamamından mı söz edildiği açık değildir… Maraş için yapılan tek coğrafik tanım, BM’ler Genel Sekreterinin “1 Temmuz 1993 tarihli “iyi niyet misyonu ile ilgili raporunda” bulunuyor. Bu da “çitle çevrilmiş bölümdür.”  Öteki bölümlerinin üç tarafı da Türk idaresi altındadır… Referandumdan önce Maraş verilmelidir…
15 Mart 2014:  Rum medyası AB Komisyonu Başkanı Barroso’nun  AB Konseyi Başkanı ile Nisan’da görüşeceklerini haber veriyor. Alithya Gazetesi müzakerelerin, “çözümü baştan yazdığını” yani değiştirilmekte olduğunu iddia ederken, Maraş’ın “bütünlüklü çözümün parçasıdır” yerine “Müzakerelerin parçasıdır” ifadesinin konmasını ve referandumdan önce iade edilmesini önermektedir…
18 Mart 2014:  Amerika’nın Kıbrıs Büyükelçicisi Jhon Koenig “Maraş’ın iadesi ile Mağusa Limanı’nın açılması Rum Türk iş birliği için fırsattır” dedi.
23 Mart 2014: Rum dışişleri Bakanı Kasulidis BM’lerin 550 sayılı kararına göndermede bulunuyor ve Maraş tanımının 1984 tarihli bir karar olduğunu hatırlatarak Maraş’ın coğrafik açıdan ne anlama geldiğinin netleştirilmediğini söylüyor… Kasulidis GK kararına göre  “Maraş”ın her hangi bir bölümü kolonize edilemez. Hiçbir yerinde çitle çevrilmiş diye bir ifade yoktur. 1993 tarihli İyi Niyet Misyonu raporunda ‘sadece küçük bölümü çitle çevrilmiş’ diyor…
26 Mart 2014: Talat Limasol’daki konferansında Maraş açılımının çözüm sürecini sonlandırabileceğini söylüyor… 1992’de Gali Fikirler Dizisinde Maraş ve Ercan Havaalanı önerisinin olduğunu bu konuda üç yıl görüştüklerini (Denktaş’la Kleridis’in)  ancak sonuç alamadıklarını hatırlatıyor…
28 Mart 2014: Eski Rum Başsavcısı Alekos Markides Havadis Gazetesi’ne konuşuyor ve Maraş’ın açılmasının çözüm sonucuna etki etmeyeceğini iddia ediyor. Markides Maraş’a karşılık Mağusa Limanının açılmasını Anastasiadis’in teklif ettiğini ve on aydır masada olduğunu hatırlatıyor…
29 Mart 2014:  Eroğlu ile Anastasiadis Ara Bölge’de yeni BM’ler temsilcisi Buttenkeim ile görüştüler. Anastasiadis yeniden Maraş’ın iadesine karşılık Mağusa Limanını teklif etti…
2 Nisan 2014: Anastasiadis Brüksel’de Ban Ki Moon’la görüştü. Maraş’ın iadesini sağlamasını istedi…
VE MARAŞ’LA İLGİLİ SON HABER: Biliyorsunuz Amerika müzakerelerin başlamasında bu kez etkin rol oynadı. Akdeniz’deki “doğal gaz” ile “Suriye’deki savaş ve İsrail Türkiye gerginliği ABD’nin bölgede çözümsüzlük nedeniyle ayrıca baş ağrıtan Kıbrıs sorununa el atmasına neden oldu.  Ve başından beridir “güven yaratıcı önlemler” diyerek “Maraş’ın limana karşılık Rum’a iadesini savundu.”
Amerika’nın bu konudaki son girişimleri bu kez ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jennifer Psaki’nin brifinginde salındı.  Psaki’nin çözümle ilgili Brifingi dünkü gazetelerimizde yer almıştı. Psaki Basın Brifinginde “25 Mayıs 1978 tarihli dökümana atıfta bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan  Syrus Vance’nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la yaptığı görüşmede Denktaş’ın Maraş’a 30-35 bin arasında Kıbrıslı Rum’un dönebileceğini söylediğini. Ancak BM’ler gözetiminde olup olmayacağına Denktaş’ın açık yanıt vermediğini.  1979’da ise BM’ler Genel Sekreteri Kurt Waldheim ile Denktaş arasında Maraş konusunda konuşmalar olduğunu.  Waldheim’e göre Denktaş’ın öncelerdeki iyi niyetini terk ettiğini. Yeni bir Türk pozisyonu oluşturduğu için diğer konularda ilerleme sağlanmadan Maraş’la ilgili bir ön anlaşmayı ya da göçmenlerin dönüşünü kabul etmediğini” anlatıyor…
İŞTE SİZE MARAŞ! Tam bir baş belası olmuş! Üstelik artık şunu da anlıyoruz ve kendimize bir kez daha “aferin” çekiyoruz. Çünkü yıllardır söyleyip yazdığımızca diyorduk ki Maraş  “kapalı bölgeden” ibaret değildir. Rum tarafı yine kendi söylemleriyle üç tarafı Türklerle çevrilmiş olan “oteller bölgesini” ne yapsın?” Rum tarafına bile açılan kapısı yok! Tutun ki Maraş’ın dörtte üçü kırk yıldır Mağusa’nın devamı olarak iskâna açılmış. Baflıların, Leymosonlular’ın, Antalyalılar’ın, Karakeşliler’in, Adanalılar’ın Veyselliler’in, Mersinliler’in kırk yıllık vatanları olmuş!
Haydin yine göç yollarına mı! 1974’den sonra çok yanlışlar yapıldıydı ama şu Maraş’ta yapılanlar kadarı olmadıydı. Ha buraya kadar gelmişken de hemen hatırlatalım: “Evkaf malıdır da bizimdir de” iddiaları ile Maraş’ı aidiyetimize kazımak mümkün değildir! Öyle olsaydı Maraş’tan önce iskâna açtığımız Güzelyurt olurdu. Oysa biz Annan planı ile Güzelyurt’u da Maraş’ı da tavla teslim ettikti.! Şimdi mi geldi aklımıza Evkaf malı oluşu?
KISACA. Maraş belki hâlâ siyasi koz olarak kapsamlı çözümün parçasıdır ama biline ki gitgide siyasi koz olmaktan çıkmıştır!              

  ********** 

  KISACA TAKILDIĞIMIZ: (HEP AYNI FİLMİ SEYREDİYORUZ)
Kimseleri küçümsemem, önce kendime sorarım: “Sen kimsin ki?” Cevabımı da kendim veririm. “Nereye kadar yürüyüp nerede duracağımı bilenim! Yani haddimi bilirim, bilmediğim konularda ahkâm kesmem! Bu nedenle politika yaptım ama “politikacılığın” kıyısına bile yanaşmadım! Çünkü haddimin, çapımın, boyumun posumun idrakindeyim…
ŞİMDİ SORAYIM: Bu memlekette kaç milletvekili “mesela” diyeceğim “zihin praktisini” yaparak soyunmuştur politikaya? 
Ki 1974’lerden önce diyorduk ki “milletvekilliği fantastik gösteri haline getirildi.” Tutun ki yıllarca Ankara Başbakanları, Başbakanlar Bakanları ile milletvekillerini, Bakanlar seçmenleri, seçmenler Bakanları, Başbakanlar Parti meclislerini “idare” ettiler! Daha doğrusu “idarei maslahatçılıkla” kendilerine vazife uydurdular…
Birbirlerine domino taşları gibi yapışık siyasi iradeyi oluşturan bu silsilenin unsurları  arasından tek taş çekip alındı mıydı “sistem” olduğu gibi çöküveriyordu ama! 
Nedeni şuydu: Ankara himmette bulunduğunun farkındaydı, günü geldiğinde Başbakana “ne kadar maaş alıyorsun” diyerek sorar, sonra da kahkahasını patlatabilirdi!
Başbakan bilirdi ki asıl Başbakan Ankara’dadır… Önce onu idare etmek gerekirdi…  Zaten öyle de yapardı!
“Bakanlar” Başbakanı bilirlerdi… Bilirlerdi ki “biat ettikleri” sürece Bakandırlar… Canları sıkıldığında zaten bırakıp giderler, başka parti kurarlar,  “Başkan” olurlardı!
Milletvekilleri de amipler gibi bölün bölün bölünerek “Başbakan olmaya” namzet kim varsa onun etrafında kümelenirlerdi… Falan filan…
Şimdilerde de ayni film oynamaya devam ediyor. Seyri bedavadır!