Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Maliye ciddi iş

Seyrüsefer harçlarının akaryakıta bağlanması olayı incir ipine döndü.

Toplum konuyu tartışırken, korkarım olan devletin gelirine oluyor.

Serdar Denktaş açıkladığı günden bu yana, haftalar geçti. Bu süre içinde seyrüseferinin zamanı gelen ve yatırma niyetinde olanlar dahi, durup,  beklemeye başladılar.

Sen bugün git yatır, yarın uygulama başladığında, senin yatırdığın para havaya gitmeyecek mi? Sonuçta akaryakıt almak zorundasın. Hem de yeni fiyattan. Bundan kaçmak mümkün değil. Ödemeyi devlete yapmayacağına göre, benzincileri ilgilendiren bir durum yok. Adam fiyat neyse onu alacak. E, o zaman?

Serdar Denktaş, pratik fikirleriyle ünlüdür. Sorunlara karşı, kendince kısa yollar üretir. Ama şöyle bir geriye bakın, şu sorun da böyle halledildi diye bir olaya rastlayamazsınız. Çünkü bir yandan sistem buna müsaade etmez,  diğer yandan da cesur adımlar atma sorunumuz olduğu için, böyle fikirler hayata geçemez. Ha, bir de Serdar Denktaş’ın iktidarda kalma süresi, ortağının fikirlerini paylaşmaması durumu da vardır. Sonuçta gerçekleşmez. Aspir olayı gibi…

Ama şimdi durum farklı. Artık herkes biliyor, Güney de bu yöntemi denemiş, ama kısa sürede vazgeçmiş. Uygulamada çıkacak sorunlar önemli. Adaletsizlik de var, vergiden kaçmanın yolları da.

Benim diyeceğim bu değil. Şimdi başa dönelim. Haftalardır bu konu tartışıldığına göre, ödeme niyeti olan da ödememeye başladı mı? Başladı. Devlet garanti alacağından da oldu mu? Oldu. Demek ki bir yanlış yapıldı…

Devlet yönetimlerinde, ekonomik önlemler için geçerli bir “yasa gücünde kararname” uygulaması vardır…

Tam da bu gibi durumlar için geçerlidir. Devlet acil bir ekonomik tedbir alacaksa, mesela zam yapacaksa ve bu yasa gerektiriyorsa, piyasada spekülasyon olmasın, birileri haksız kazanç sağlamasın, fırsatçılık yapamasın diye, Bakanlar Kurulu yasa gücünde kararnameye başvurur ve uygulamayı hemen başlatır. Yasası arkadan gelir.

İşte bu akaryakıt, seyrüsefer konusunda da devlet kendi hazırlığını bir tamam yapmalı, eksisini artısını hesaplamalı, yasa gücünde kararnameyle uygulamaya koymalıydı.

Şimdi bundan sonra bu uygulamadan vazgeçseniz bile, piyasaların ve vatandaşın buna adapte olması zaman alacak…

Maliye ciddi bir iş. Başka bakanlıklara benzemiyor. Onun için biraz daha titiz olmaya, kurallara uymaya ihtiyaç var…


ÜRETME ÖZÜRLÜYÜZ…

Kıbrıs Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Işık Oray, değerli bir akademisyendir.

Kendisiyle televizyon programları yaptık, görüşlerini biliyoruz.

Hep aynı şeyi söyledi; “Bu ülkede ciddi bir balık popülasyonu var ama balık tutmayı bilmiyoruz”. Hala söylüyor da kulak asan yok.

Şaka gibi aslında…

Çok bilmişlerimiz sürekli olarak Türkiye’nin yardımlarını dillerine dolarken, “Bize balık verme, balık tutmayı öğret” derler ya, durumumuz bire bir aynı. Tek farkla, balık tutmak istediğimizi söylesek de, birisi çıkıp “şöyle tutulur” diye yol gösterdiğinde, hatta finanse ettiğinde, o zahmete girmeyiz, hazır yemeye devam ederiz. Çünkü öylesi kolaydır. Ne de olmasa üretim meşakkatli iştir.

Örneğe bakın; Ertuğrul Apakan’ın döneminde, balıkçıların kooperatifleşmesi halinde kendilerine ortak bir balıkçı teknesi alınması yönünde bir proje hazırlanmıştı. Öyle bir tekne ki, her türlü donanıma sahip, bizimkilerin ulaşamadığı balığa ulaşacak özellikte. Ama ne devlet, ne de balıkçılar bu işin üstüne gitmediler. O para da orada kaldı…

Mantık “küçük olsun, benim olsun”. Tarihi kooperatifçilik başarılarıyla dolu olan bir halk, iki kişi biraraya gelip üretim yapamaz durumda.

Zeytinin, harupun dalında kaldığı gibi, denizler balık kaynıyor, biz ithal ediyoruz.

Ve ne acıdır ki, her yeni hükümet programında, bir öncekinden kopyalanak “balıkçılık geliştirilecektir” diye yazmayı pek güzel beceriyoruz…

YERİN KULAĞI VAR

CTP’DE ERHÜRMAN DÖNEMİ: CTP’de aylardır Kasım ayında yapılacak kurultay için hazırlıklar ve aday belirleme çalışmaları sürüyor. Kamuoyunda en az 3-4 adayın ismi Genel Başkanlık için konuşuluyordu. Ancak partideki eğilim kurultaya tek adayla gitmekti. Bildiğimiz kadarıyla, adaylar kendi aralarında görüşmeler gerçekleştirmiş ve bir isim üzerinde mutabakata yolu aramışlardı. Dün, CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman adaylığını resmen açıkladığına göre, CTP’nin yeni Genel Başkanı da, aylar öncesinden belli olmuş oldu. Son dakika bir sürpriz olur mu derseniz, bence olmaz…  

EMEKLİLİK KEYFİ 7 YIL, DİRENEN VAR MI?: Türkiye ile KKTC arasında imzalanacak olan yeni Mali Protokolde emeklilik yaşı 65 oluyor. Poli dergisinin araştırmasına göre, KKTC’de ortalama ölüm yaşı 72 olarak tesbit edildi. Bu durumda bundan böyle 65 yaşında emekli olan birisi emeklilik keyfini ancak 7 yıl sürdürebilecek. Avrupa’da ise bu oran, 15 yıl olarak belirlenmiştir… Böyle bir karara direnen olacak mı? Sanmam, bu zilleti yiyecek olan örgütsüz özel sektör çalışanı. Kimse de bana sol satanlık yapmasın.

BAHTSIZ BİR AÇIKLAMA: Las Vegaslıların şehirlerinin “kumarhane cenneti” olarak anılmasından rahatsız olduklarını hiç duymadık. Aksine tüm eyalet, o gelirden payını alıyor. Çünkü adam gibi sistemleri var. Keşke üniversitelerimiz de casinolar kadar kurumsal olabilseler. Sayın Berova, eğer bunu başarırsanız, “Ya üniversite adası, ya casino adası” diye gereksiz bir ikileme de girmezsiniz…

TARİH BİLİNCİ: Güney’de, EOKA’ya gemisiyle silah taşıyan Yunanlı kaptanın büstünü dikmişler. Masada çözüm, barış lafları havada uçarken, tarihlerini de yaşatmayı biliyorlar. Bizde yapın bakalım, mesela Erenköy’e silah taşıyan ve efsane olan bereketçilerden Dillirgalı Vehbi’nin ya da Mahmutoğlu kardeşlerin büstünü dikmeye kalkın, kıyamet kopar, ne faşistliğiniz kalır, ne çözüm karşıtlığınız. Tarihinizi yok saydığınız için de bir yere varamazsınız. Oysa tam tersine “benim de bu topraklarda hakkım var” diyorsanız, yapacaksınız. Pazarlığın bir gereği de bu…

AKINCI’NIN 1 YILI: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı biraz gecikmeli de olsa cumhurbaşkanlığındaki bir yılını değerlendirdi. Görüşme masasındaki duruşu için olumsuz birşey söyleyemeyiz belki ama, iç konularda keşke biraz daha atak davranabilseydi. YÖDAK ve “örtülü ödenek” konusunda seçimlerden önce verdiği sözler konusunda keşke adımlar atabilseydi…

DİN İŞLERİNİN İŞİ NE: Herkes kafasına göre takılıyor, nasıl olmasa arayan yok, hesap soran yok. Çeşitli bahanelerle geceler düzenleniyor, Cübbeli Ahamet Hoca camilerimizi kullanarak kendi tarikatına adam topluyor ama bizim Din İşleri Başkanlığı resmen uyuyor veya bilerek ses çıkarmıyor. Son olarak da Alayköy camiinde para karşılığı “hacamat” yapılıyor. Geldiğimiz noktaya bakar mısınız… O zaman berberler diş çeksin, bir de kadı atayalım, olsun bitsin.

 

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Eşref Çetinel: “Ne diyordu Namık Kemal, ‘Vatan mahzun ben mahzun!’… Biliyorsunuz 1873’de Mağusa’ya sürgüne gönderildiydi. Tutun ki 2 buçuk asır geçti aradan. Hâlâ vatan mahzun millet mahzun oyalanıp gidiyoruz. Bir gün devlet ağlıyor ‘battık’ diye bir gün halk! Herkes mahzun!”.[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Laf var, Peynir Yok: Her gelen Turizm Bakanı müjdeler verir, “otellerde yerli ürün kullanımı artacak”… Ama artmaz… Beş yıldızlılarda bile yerli, taze sıkılmış portakal suyu bulamazsınız. Hellim, göstermelik ya vardır, ya yoktur. Oysa gidin Güney’e, ya da Yunanistan’a. Bildiğiniz beyaz peynir, onların deyimiyle “feta”, tüm salataların üstünde arzı endam eder. Neden? Çünkü yasayla zorunludur da ondan. “Greek salad” derler ve üstüne yerli üretim feta koymaları mecburidir. Bizde niyet var, denetim yok, zorlama yok…[/quote]