Mahkemelik hükümet

30 Eylül 2016 Cuma | 11:42
Köş, Moreket

Girne Emirnamesi için Mahkeme’nin verdiği iki ara emrinden sonra, dün de hükümetin iki ayrı icraatı için  ara emri alındı…

Biri muhaceret affı, diğeri seyrüsefer affı…

Geçtiğimiz haftalarda “Demokrasi değil bunun adı DAYATMA!” başlıklı yazımızda, “Tıkır tıkır işleyen demokrasilerde yasama ve yürütmenin attığı adımlar çok fazla yargıya düşmez…. Yürütme, dayatmalarla, yan çizmelerle, yasalardaki açıkları yakalamakla meşgulse, diğerlerinin yapacağı, ya örgütlenerek, eylemler yaparak baskı oluşturarak icraatı durdurmak ya da yargıya gitmektir…” demiştik…

Kısaca, hükümet yasaların etrafından dolanıyor, niyeti çok da açık olmayan bazı icraatlar yapıyor, ama vatandaşlar tepkili olsalar da, caydırıcı bir karşı duruş sergileyemiyorlar.

Muhalefet partilerinin çıkışları, sağır kulaklardan geri dönüyor.

Halkın tepkisini örgütleyecek olan sendikalar ve sivil toplum örgütleriyse, olura olmaza eylem yaptıkları için, kimse peşlerine takılmıyor.

Bu durumda hükümet rahat… Sadece kendilerini eleştiren basına yönelik bir iki laf edip, benzer kararları ardı ardına almaktan çekinmiyorlar…

Yüksek Mahkeme Başkanı yargı kararlarının uygulanmadığını yüzlerine karşı, açık açık söylüyor da, ona bile tınmıyorlar…

Öyle olunca da, demokrasinin diğer unsurlarının yine de son çaresi yargıya gitmek oluyor…

Aklımızda kaldığı kadarını sayalım;

-Girne Emirnamesi,

-Muhaceret affı,

-Seyrüsefer affı,

-İthal ürünlere yüzde 3 fon kararı,

-Çatalköy Belediyesi Halk Plajı davası,

-Milyonluk ihalesiz makam aracı alımı….

Bunların hepsi bir bir dava edilmiş durumda.

İlk üçü için ara emirleri alındı, yürütme durduruldu…

Şimdi davaları bekleniyor…

Diğerlerinin de ara emri için gün bekleniyor…

Bu arada öğretmen nakillerinin de yargıya gideceği açıklandı dün…

Manzara bu…

Attığı her adımda gürültü kopan, halkın reddettiğini bildiği halde üstüne giden, çoğu popülist, belli kesimlerin çıkarına olan, kamu yararı gözetmeyen, “zorunluluk” şartını sonuna kadar zorlayan kararlarla bir hükümet ne kadar yürüyebilir?

Hadi normal seçim tarihine kadar yürüdü diyelim. O güne kadar bu kırıp döktükleri karşılarına çıkarılmayacak mı..?

Kısa günün karı denerek hükümet edilebilir mi..?

Sandık en son aşama…

Ama ondan önce yargı var…

Yürütmenin yargıyla karşı karşıya gelmesi hoş değil tabii de, buna neden olan da dayatmalardan vazgeçmeyen hükümet…

Dava edilen her bir icraat için yazılacak, söylenecek çok şey var.

Ama artık susalım, devam eden davalara müdahale etmiş olmayalım ve yargının kararını bekleyelim.

Umutla…


YERİN KULAĞI VAR

KHK’LAR BİR BİR GERİ DÖNÜYOR:  

Mahkeme seyrüsefer affına “aciliyeti olmadığı”, muhaceret affına da, “dava görüşülünceye kadar”  gerekçesiyle dur dedi. Yüksek İdare Mahkemesi ayrıca, 2 milyon TL’ye ve ihalesiz olarak alınan 18 makam aracı için Toparlanıyoruz Hareketinin açtığı ara emri davasını Pazartesi görüşecek. Hükümetin Kanun Hükmünde Kararnamelerle uygulamaya koyduğu tüm kararlar bir bir mahkemeden geri dönüyor. Yani hükümetin, “ben yaparım olur” mantığı bir bir duvara tosluyor…

DUYMAK BİLE İSTEMEZLER:

Girne İnsiyatifi, Emirname değişikliği, kaçak kat çıkan otel inşaatı konusunda başarılı bir şekilde örgütlenen, kamuoyunu aydınlatarak, işi yargıya kadar götüren bir faal örgüt. Geçtiğimiz günlerde dertlerini anlatmak için siyasi partilere ziyaret başlattılar. Her ne halse, UBP ve DP’den randevu taleplerine yanıt alamadılar. Şimdi ben bu yapılanlar “dayatmadır” dediğimde haksız mıyım? Halkın tepkisine kulak vermeden yapılan icraatlara başka ne denir..?

 

KÜLLİYEN YALAN:

CTP  PM 8 kişi ile toplandı diye yazmış ve eleştirmiştik dünkü sayfamızda. Haber üzerine Sayın Talat aradı. İddianın tamamen asılsız ve maksatlı olduğunu belirterek, bir İlçe Başkanımız katılmadı toplantıya, Kıbrıs konusuyla ilgili verimli bir toplantı gerçekleştirdiklerini söyledi. Talat, bu tür haberleri yayanların CTP’yi karıştırmak istediğini ve bu tür haberlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemeyi de ihmal etmedi…

OLSAK DA OLUR, OLMASAK DA:

Kusura bakmayın ama, kimsenin bizi adam yerine koyduğu yok. Baksanıza olası bir ortaklıkta devleti bizimle paylaşacak olan Anastasiadis bile, bizi değil Türkiye’yi muhatap alıyor.  Anastasiadis, Kıbrıs sorununda çözümün sağlanması için, Türkiye’nin tutumunun rol oynayacağını, çünkü Türkiye’nin mutlak tutumuna bağlı başlıca konular bulunduğunu savundu. Dedim ya, bizi muhatap alan yok. Olsak da olur, olmasak da…

EİDE’NİN SUÇU BÜYÜK:

Rumlar Kıbrıs konusunda kendi tezleri yerine tarafsız davranan tüm diplomatları “istenmeyen kişi” olarak ilan ediyorlar. Onlara göre, taraf olunmalı ve bu taraf da kendi tarafları olmalı. Bunun son örneği, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide oldu. Suçu ise büyük. Türk tarafının taleplerini dinlemek…

SUSKUNLUĞUNU BOZDU:

Uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu da sonunda sessizliğini bozarak Akıncı’yı eleştirdi. Beşli toplantı yapılmadan garantilerin konuşulmasının hata olduğunu savunan Eroğlu, Akıncı’nın son açıklamalarıyla ilgili olarak, “Akıncı da Eroğlu gibi konuşmaya başladı. Ama ben bunları söylerken ‘ Eroğlu çözüm istemez diye’ çözümcü geçinenler bana saldırıyorlardı” değerlendirmesinde de bulundu… İlginç olansa, en büyük destekçileri tarafından eleştirilmek oldu…


ZİRVEDEKİLER

“Hüseyin Ekmekçi: Ülkemizde, pervasızca tüketiyoruz her şeyi… Kentlere saygımız yok… Çevreye saygımız yok. Etrafımızdaki insana saygımız yok. Çalıştığımız iş yerine, kamu kurumuna saygımız yok… Engelliyi önemsemeyiz… Kadın haklarına inanmayız… Hayvanları telef ederiz. Doğayı katlederiz… Dünyayı önemsemeyiz… “Ben ölünce ne isterse olsun” deye deye… Yarattığımız ülke ortada…”.


DİPTEKİLER

Kendimizden Öylesine Geçmişiz Ki: Kim ne derse desin, bu toplumun tarihi lideriydi Rauf Denktaş. Ölümünün üzerinden 4,5 yıl geçti. Hala bir anıt mezar faaliyetidir gidiyor,  ortada bir şey yok. Ya “devlet mezarlığı” diye büyük büyük adlar koyup da, kimsesizler mezarlığına çevirdiklerimiz…. Yahu biz bu muyuz? Bizim kültürümüzde en geç bir yıl içinde mezar yapılır, öyle bırakılmaz. Ben o ailelerin yerinde olsam, başlarım sizin mezarlığınıza deyip, kendi istediğim gibi yaptırırdım. Bu nasıl bir vefasızlık, nasıl bir kendinden geçmişliktir? Yapamayacaksan, şov da yapma. Bırak aileler kendi meşreplerine göre yapsınlar. Dıştan bakan biri, Kıbrıs’ın Kuzey’inde yaşayanlardan hiç bir halt olmaz derse, yalan mı söylemiş olur..?