- Selim döneminde Kıbrıs’ı fethetmek isteyen Osmanlılar, adaya 1570 yılında askeri bir çıkarma yapmışlardı.
Adayı tamamen almak, 1570’te değil, bir yıl sonra 1571’de gerçekleşecekti.
Bu uzun sürenin nedeni Mağusa kale surlarının sağlam ve dıştan gelecek tehlikelere karşı dayanıklı oluşundan çok, bu kalenin yönetici ve komutanı Marcantonio Bragadino’nun dayanıklı ve kararlı tutumuydu.
Osmanlı askerlerinin çokluğu karşısında bir avuç sayılan Venedik askerlerini moral olarak ayakta tutmak onun göreviydi.
Osmanlıların Kıbrıs’ı fethedecekleri haberi üzerine, aslında Venedikliler bir takım önlemler almaya başlamışlardı.
Amaçları adadaki güçlerine yeni takviyeler göndermekti ancak bu önlemleri yerine getiremeyecek, Lefkoşa gibi Mağusa kalesi de yalnız kalacaktı.
…
Lefkoşa 1970’in Eylül ayında fethedilince, Lala Mustafa Paşa çok geçmeden, aynı ayın içerisinde Mağusa’ya yürümüştü.
Zaten Girne kalesi kendiliğinden, savaşa girmeden teslim olmuştu.
Paşanın önü açıktı.
Fakat Osmanlı askerlerini zorlu bir savaş beklemekteydi.
Bragadino yenilgiyi kabul edene kadar aylarca süren bir savaş sürecek, büyük kayıplar verilecek, zafer bir yıl sonraya sarkacaktı.
…
Osmanlı ordusu Mağusa kalesi yakınlarına çöreklenip savaşın detaylarını düşünürken, kale komutanı Venedikli Bragadino askerlerini ve Mağusa içinde yaşayan ahaliyi toplayarak onlara moral konuşması yapıyordu.
Durum gerçekten de vahimdi.
Karşıda bir pamuk tarlası gibi görünen Osmanlı askerlerinin çokluğu moral kırıcıydı, buna dayanmak olanaksızdı.
Buna rağmen Bragadino teslim olmayı değil, askerleri ile birlikte ya zafer elde etmeyi ya da ölmeyi tercih etmişti. Onun için sadece bu iki seçenek vardı.
…
Brtagadino’ya göre Lefkoşa düşmüşse, bunun nedeni oradaki yönetici ve komutanların ihmallerindendi. Venedikli komutan, anlaşılan buna yürekten inanıyordu.
Gerçekten de Lefkoşa’nın fethi sırasında savaş devam ederken kimi komutanlar ve yöneticiler ayrı görüşler ileriye sürüyorlar, yanlışlıklar yapıyorlardı.
Bu konuda Lefkoşa fethini yaşayan kimi yazarların sonradan yazdıkları, bu tartışmaların gerçekliğine işaret etmektedir.
Belli ki Bragadino askeri bilgilerine ve cesur kişiliğine güveniyor, askerlerine de moral vererek onların yılgınlığa düşmemesi için elinden geleni yapıyordu.
…
Bu haftaki yazımızda, savaştıktan ve sonradan teslim olduktan sonra Mağusa meydanında bir sütuna bağlanarak diri diri derisi yüzülen, kulakları ve burnu kesilen, ölü vücudu bir geminin direğine asılıp ibret alınsın diye kıyı kıyı dolaştırılan, cesurluğu ve gözü karalığı ile tarihe geçen bu komutanın, henüz savaş başlamadan önce askerlerine karşı yaptığı konuşmayı aktarıyoruz.
Excerpta Cypria’yı Türkçeye çeviren Prof. Dr. Ata Atun’un “Milattan Öncesinden Günümüze Kıbrıs Tarihi Üzerine Belgeler Cilt 2” adlı kitapta yer alan konuşma şöyle:
“Niçin, benim kahraman silah arkadaşlarım cesaretinize uygun bir ispatlama ve hak etmenin de üstünde, savaşmanın en yüksek şerefini kazanmak için değilse, kendinizi belli bir zorluk içine ve büyük bir tehlikeye atarak uzun süren böylesi bir yolculukla uzak bir ülkeden buraya geldiniz.
Şimdi, gerçekten sabırsızlıkla beklediğiniz bu olanak önünüze geldi. Sizin dayanıklılığınız, sizin çalışkanlığınız, kısaca tüm cengaver meziyetleriniz burada en geniş ve en asil ortama sahip oldu. Bu şehir, şöhreti büyük bir düşman tarafından saldırıya uğramış ve bu kuşatmanın sonucu, bütün dünya tarafından büyük bir merakla beklenmektedir. Benim size, vatandaşlara ve birliklerimiz arasına katılmış olanlara olan inancım yüceden az değildir.
Siz sadece sadakatlerinizi ve fedakarlığınızı değil, bütün askeri görevlerini azimle ve hünerle yapmaya çalışan askerler olarak gerçek cesaretinizi açıkça ispatladınız, sizin olanı, eşlerinizin olanı, çocuklarınızın olanı ve eşyalarınızı savunmayı başkalarının yönetmesine asil kalpleriniz hiçbir zaman müsaade etmeyecektir.
Asil bir rekabete, her er kişi gösterilen çabada büyük pay sahibi olabilmek ve kendisini en önde ölüm tehlikelerine atmak için gayret gösterecektir. Bir an için olsun sakın sizi düşmanın sayısı korkutmasın. Kesinlikle, raporlardan duyduklarımızdan veya sır sıra kurulmuş boş tantanalı çadırların bizde uyandırdığı izlenimlerden daha azdırlar. Birçoğu veya en azından en cesurları yorgunluktan tükenmiştir veya Lefkoşa’nın fethinden elde ettikleri ganimetin tadını çıkarmak için evlerine dönmüşlerdir.
O şehirde ne olduğu sizi paniğe kaptıracağına, sizi tetikte olmaya teşvik etmelidir. Kesin olarak bilmekteyiz ki, düşmanı zafere ulaştıran onların yürekliliği veya cesareti değildi. Fakat kuşatma altında olanların ihmalleriydi. Öyle düşündükleri görülmektedir ki, şehirlerin koruyucularının insanların yiğit yüreklerinin değil, yalnız başlarına sadece surların koruyucu olduklarını zannetmişlerdir.
Beklediğimiz yardım gelme ümidi korkaklara bile cesaret verebilir ama buna rağmen aklını buna takmış bir taneniz bile olmayacaktır. Olmaya ki bu sizin yiğitliğinizden bir miktar övünmeyi alıp götürür, bu sizin kendi üstünüzedir ki, herkes kendi sağ elinde kaderini taşıdığına inanarak beklentilerini bulur. Bu gerçek, kuvvetli ve cesur bir adamın parçasıdır.
Cesaretin ve sebatın, başa çıkılamaz gözüken zorlukların üstesinden nasıl geldiğini bize gösteren sayısız örnekler bulunmaktadır.
Fakat sadece insanın niyetinde bulunabilen kendine güvenin yanında, bizim daha görkemli, daha canlı olan kurtuluş ve zafer ümidimiz vardır. Bu nedenle biz asil ve kutsal bir amacı, dinsiz ve tehlikeli bir düşmana karşı savunmaktayız. Onlara, Tanrı’nın basireti şimdiye kadar bir ölçüde başarılı olmalarına izin verdi ama savaşın kaderindeki bir değişiklik ile düşüşleri daha büyük olabilir. Bizim bu durumda kalplerimizden korkuyu atmamız için bizi ikna edecek ve çabalarımıza iyi ve başarılı bir sonuç umut ettirecek insani ve ilahi her türlü nedenimiz olacaktır.”
































