Eğitimde alt yapı dökülüyor…
Sağlıkta alt yapı dökülüyor…
Özel sektör çok ciddi sıkıntılar içerisinde ayakta durma gayretinde.
Sosyal Sigorta- İhtiyat sandığı yatırımı yapılan kişi sayısı hızla düşüyor.
Özel sektör “istihdam” özelliğini yitirmek üzere.
Onlarca yatırımcı, elinde projeler daire daire gezmekten helak oldu.
Ne kalıyor geriye…
Kamu…
Herkes iş yerini kapatıp kamuya girme derdinde.
Kamu çalışanı mutlu mu?
Bir kısmı belki.
Ama, ülkedeki daralan ekonomi, düşen alım gücü kamu çalışanı olsanız da mutlu olmanıza yetmiyor.
Kamu da yıllardır maaş artışı yapmıyor.
Hayat Pahalılığı üzerinde alım gücü hesaplaması falan var ama…
Hepimiz de biliyoruz ki, döviz üzerinden dönen bu piyasada, alım gücü hızla eriyor.
Döviz karşısında bin TL olan ödemeler son bir yılda şimdi bin 277 TL…
Her yüz TL, 27 TL ek yük aldı.
Gerisi katlanarak büyüyor.
Özel sektör önünü göremiyor.
Bunların tümü gerçek.
Bütçe duvara tosladı
Son günlerde, “Türkiye parayı kesti, zira su yönetiminin özele devredilmesini istiyor” söylentisi kulaktan kulağa yayılıyor.
Belki.
Kapalı kapılar arkasında, Türkiye Büyükelçiliği yetkilileri, bu konuda destek arıyor.
Belediyelerden gerekli destek alınmayınca, polemik de başladı .
“Kıb- Tek özelleştirilmedi diye Türkiye parayı kesti, maaşlar ödenemiyor” söylemi, “Suyun özele devrine” bıraktı yerini.
Eğer, “yatırımlara para vermiyor Türkiye” deniyorsa, doğruluk payı olabilir.
Eğer, “Belediyelere para vermeyi durdurdu Türkiye” deniyorsa, doğru olabilir.
Ama Türkiye maaşlar için gayet güzel para veriyor.
216 milyon TL
Rakam belli.
2015 bütçesi hesaplanırken, Türkiye’nin cari açığın ve elbette maaş ödemelerinden oluşan açığın kapanması için öngörülen para 216 milyon TL.
Yani, “maaşlar için”…
Bu paranın tamamı kullandırıldı.
KKTC Maliye Bakanlığı bu kalemde 30 milyon TL bıraktı.
Zaten Ekim- Kasım- Aralık ayında bu kaynağın kullanılması için bir mani yok.
Dolayısı ile, “Türkiye maaşlar için para vermiyor” ya bilgisizlikten, ya da kasıtlı bir yalandan ibaret.
***
Şu su konusu
Şu anda en çok tartışılan konulardan birisi de bu.
Su geldi, ne olacak.
Görünen o ki, Türkiye’de bir proje pişirilmiş…
KKTC’de ise ikna turları var.
Bu turlar Türkiye’ye kadar uzanıyor.
Belediyeler, sürecin ta başından itibaren bir inisiyatif üstlendi.
BESKİ…
Belediye Su Kurumu İşleri…
Projenin özeti, belediyeler devletten suyu alacak, evlere satacak.
Su kontrolü beleidyeler için hayati.
Yaşamsal…
Devlet de buna Devlet Su Kurumu İşleri ile destek verecek.
Bir tür Kamu İktisadi Teşebbüsü olacak anladığım.
Şu anda, 20’ye yakın genç Türkiye’de eğitim görüyor.
Türkiye’de “özel destekli belediye” şirketleri ile su yönetimi yapılıyor…
İstanbul’da İSKİ…
Ankara’da ASKİ…
İzmir’de İZSKİ…
Mersin’de MESKİ…
Samsun’da SASKİ…
Uzayıp gidiyor liste…
Ancak, KKTC’de geçmiş uygulamalara bakarak “Kıbrıslılar yönetemez…” algısı yayılıyor.
Bu nedenle de, Geçitköy Barajı’ndan itibaren dağıtım ve tahsilatın özelleştirilmesi gündemde.
Boruların geçtiği alanlar zaten yatırımı yapan Türkiye Devlet Su İşleri’nin kontrolüne verildi.
Ya su yönetimi
Ben, gelecek olan suyun, dağıtım ve tahsilatının özel yatırımcı tarafından yapılmasına karşı değilim.
Suyun başını devlet tutacaksa…
Fiyatın kontrolünü devlet yapacaksa…
İster belediyeler özel şirket kursun…
İster özel girişimci gereğini yapsın…
Lakin…
Kanalizasyon nasıl yönetilecek?
Özel su kuyuları kimin kontrolünde olacak?
Kuyu açma izinlerini kim, nasıl yönetecek?
Yağmur suyu drenaj hatlarıyla toplanacak su ne olacak?
***
“Ya vana kapanırsa” endişesi…
Su stratejik…
Tıpkı elektrik gibi…
Türkiye’de iktidarlar değişir, anlayışlar değişir…
Bu iki konu riske atılamayacak kadar önemlidir.
“Enerji politikamız yok, doğru yönetemiyoruz” eleştirisi başka bir şeydir…
“Kıb- Tek özelleştirilsin” başka bir şey…
Bu su için de geçerlidir.
Endişeliyim…
Toplumun ciddi faydasına olacak bir operasyon fiyaskoyla sonuçlanabilir.
Endişeliyim, kontrolün bu alanda kaybedilmesi Kıbrıslı Türkler için tehdide dönüşebilir.
Burada görev, siyasi iradededir.
İrade kullanması gerekendedir.
Meclisin, bu alanda “kontrolün devlette” olacağı…
Bakın altını çiziyorum…
“Hükümette” demiyorum…
“Devlette” olacağı, ancak işleyişin yatırıma açık ve hızlı ilerleyeceği bir yasal güvenceye ihtiyaç vardır.
Mesela İskele Belediyesi, “dağıtım ve tahsilatta” özel bir şirketle çalışmak isterse…
Yatırımı o şirkete yaptırıp, birlikte iş yapma talebi varsa bu neden olmasın?
Ancak…
Ne olacaksa, siyasi irade bir an önce inisiyatif üstlenip bunu kamuoyu ile paylaşmak zorundadır.
Bu olmadığı takdirde, Türkiye’den birileri suyla ilgili projelerini yürürlüğe koyar…
“Bittik gittik, kaybolduk” söylemleri arasında bu konu da gargaraya gelir…
Hiç, ama hiç gecikmeden, meclisin acilen bu konuda tabloyu netleştirmesi gerekir.
Bu tartışmalar, Türkiye- KKTC arasında gereksiz yeni bir gerilimi tırmandırıyor.
Yok eğer, karar verilmiş, siyasi iradenin vereceği karar Türkiye tarafından “tanınmayacaksa…”
Borular orada kalır, baraj bekler…
Biz de aynen mevcut tuzlu suyla devam ederiz.
Arada tanker çağırırız…
Ben siyasi iradenin kararlılığının derhal yasaya, ete kemiğe bürünmesi gerektiğini düşünüyorum.
Aksi dayatmadır…
































