Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Latinlerden artakalanlar

Rastgele okumuş olanlar biliyordur. Geçen hafta Latinlerden bizlere kalan kültürel miras üzerinde bazı görüşler dile getirmiştik. Bu yazıda aynı konuyu sürdürüp Kıbrıs Türkçesi’nde kullandığımız bazı kelimeler üzerinde duralım.

Herhalde en yaygın kullandığımız iki kelime zivana veya zivaniya ile kumandariya veya gumandarga içkilerinin adlarıdır. Birçoğumuz onları içmeyi de severiz. Yazda dondurucudan çıkmış zivaniya, kışın soğuk günlerinde de kumandarga. Zivaniya kelimesi Latince’den, kumandariya ise Fransızca’dan mirastır.

Rumların “flauna”, bizlerin pilavuna dediğimiz peynirli, kuru üzümlü yiyecek de Fransızca’dan aldığımız bir kelimedir.

Bu yazı vesilesiyle bir şeyi keşfettim. Türkçe’de meğer “sende” kelimesi yokmuş. Elimin altında kaç tane Türkçe sözlük varsa teker teker hepsine baktım; böyle bir kelime yoktur. Merhum Şiar Yalçın’ın vasiyetini de yerine getirdim ama nafile. Rahmetli “Asılacaksan İngiliz ipi ile asıl. Türkçe sözlüklerde aradığını bulamıyorsan Redhouse sözlüğüne bak” diyordu. Baktım. Orda da yok. Gerek Rumların gerekse Türklerin “sende” olarak telaffuz ettikleri kelime, Fransızca “sente” kelimesinden mirastır.

Eskilerde sıkça duyduğumuz bir bileşik fiil vardı: Balaris etmek ki gücünü artırmak demekti. Arabalar ve traktörler balaris edilirdi. Bazan bir işe yaramazdı. Sadece sesi yükselirdi. Bazan da yıldırım gibi hızlanırdı. Bize, herhalde, Rumca “palaro” fiilinden geçmiştir. Onlara da İtalyanca’dan.

Çiftçi ve hayvancılarımızın sıkça kullandıkları kelimelerden biri bala’dır. Kocaman kuru ot demeti demektir. İtalyanca “palla” kelimesinden mirastır.

Hala kullanılıyor mu bilmiyorum ama bizler karyola veya gargola üzerinde yatarak/uyuyarak büyüdük. İlhan Ayverdi’nin Büyük Sözlüğü’ne göre, “karyola”, İtalyanca “Cariola” kelimesinden alınmıştır. Yangullis’e göre, İtalyanca “carri(u)ola”dan, Papangelu’ya göre, Rumca kargola kelimesinin aslı, Türkçe “karyola” kelimesi imiş. En dğrusu galiba Nişanyan’ın Sözlerin Soyağacı’nda belirttiği gibidir: Venedikçe carióla veya İtalyanca carriolo kelimesinden alınmış ve “el arabası” veya “portatif yatak” anlamında kullanılan bir kelimedir.

Kozalak anlamında kullandığımız mappuro (kozalak), lazmari (biberiye, rosemary), babira (ördek),  gibi kelimeler de İtalyanca kaynaklı.

Maççez, bağ köylerinde kullanılan bir kelimeydi ve ezilmiş veya kokuşmuş üzüm demekti. Ancak “maççez etmek” veya “maççez olmak”, sanırım, Kıbrıs’ın her yanında kullanılırdı ve “ezip suyunu çıkarmak” anlamına gelirdi. Bizim taraflarda en sık kullanılan şekli şöyleydi: “Alırım ayağımın altına da seni maççez ederim”.

Sırılsıklam ıslanmak anlamında “suppasucuk olmak” veya “subbasucuk olmak” diye bir deyim kullanıyoruz. Bu deyimin Rumcası “suppaluman”dır ve iki fiilden oluşturulmuştur: Suponno (Islanmak) ve Lunnome (yıkanmak). Karataş, deyimin ilk yarısının “çorba” anlamına gelen “suppa” kelimesinden alındığını not etmiştir, Etimolojik Sözlüğü’nde. Suponno (ıslanmak) Yangullis’e göre, İtalyanca “inzupoure”, Papangelu’ya göre İtalyanca “inzuppare” kelimesinden kaynaklanmıştır. Rumca’da ıslanıp yıkanmanın bir anlamı var ama Türkçe’de işin içine sucuk niye karıştırıldı ben çözemedim. Bilen varsa bana da haber versin.

Tappo veya tabbo kelimesini “şişe mantarı, tıpa” anlamında kullanıyorduk. Rumcası “tappos” olan kelime, İtalyanca “tappo” kelimesinden ödünç alınmıştır. Ancak ikinci bir anlamı da “kısa” imiş. Bizim köyde lâkabı “Tabbo” olan bir adam vardı. Bir insan ile şişe mantarı arasında bir ilişki kuramazdım. Şimdi anlamış oldum. Adam gerçekten kısa boyluydu.

“Tabbos etmek” deyimi, sonuna kadar gazlamak, son sürat gitmek anlamındadır. Biri için “tabbos oldu” dendiğini duyarsanız, kör kütük sarhoş olduğunu anlamalısınız. Bunların şişe mantarı ile ne ilgisi olduğunu lütfen bana sormayın.

Senenin ilk yağmurları yağmaya başlayınca sepetleri koltuğumuza takar ovaya çıkardık, karavoli/karavolli veya garaoli (salyangoz) toplamaya. Birkaç gün kepek yedirir sonra da onları aç bırakırdık, içlerinin temizlenmesi için. Sonra da karavollili pilav yapılırdı. Bu karavolli, Venedikçe “caragollo” kelimesinin Rumcalaşmış şeklidir.

Venedikçe’den günümüze ulaşan iki kelime de viraj veya dönemeç anlamında kullandığımız kurva veya gurva ile lamincana veya damacana kelimeleridir. Aslı “curva” olan kelimenin bir anlamı da fahişedir. Damacananın Venedikçesi damegiana, İtalyancası da damigianadır.

Geçenlerde BBC’den haberleri dinliyordum. Cadılar bayramı (halloween) dolayısıyla Büyük Britanya’da bilmem ne kadar kabak oyulmuş. Rahatlıkla yenebilecek kabakların iç kısmı her yıl atılıyormuş. Bu sene bilmem kaç ton kabak, çöplüğü boylamış.

Spikerin yanında içi oyulmuş yuvarlak bir kabak duruyordu. Aralıklardan dışarıya mum ışığı sızıyordu. Spiker uzanıp kabağın içinde bulunduğu tabaktan bir kabak çekirdeği alıp izleyicilere gösterdi ve şöyle dedi: “Bir arkadaşımın söylediğine göre bu kabak çekirdeği kavrulduğu zaman yenebiliyormuş. Üstelik içi magnezyum doluymuş”. Bizim yüzyıllar önce Latinlerden öğrendiğimiz pasatempodan veya basadembodan adamın haberi yok. İtalyanca Passatempo vakit geçirmek/öldürmek, oyalanmak demektir.

Eminim, benim aklıma gelmeyen başka kelimeler de vardır.