KUZEYİ ELBETTE “KÜLLİYE” İLE DEĞİŞTİRİP GELİŞTİRECEK DEĞİLİZ.. FAKAT… - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Aralık 3, 2022
Köşe Yazarları

KUZEYİ ELBETTE “KÜLLİYE” İLE DEĞİŞTİRİP GELİŞTİRECEK DEĞİLİZ.. FAKAT…

Eşref Çetinel

Yarattığımız dünyamızın içine kıvrık yaşamlarımızla hâlâ “neyiz niceyiz” sorularına cevap veremiyorken, aradan kaç yıl geçtiğini de unuttuk!

Kuzey’in bir ucundan ötesine bir iki saatte gidebilme rahatlığımızın ulaşım yününden bu adada talihimiz mi yoksa kadersizliğimiz mi olduğunu da bilmiyoruz.


Bildiğimiz bu küçük coğrafyayı yeni doğmuş bebekler gibi cicim bicim giydirip kuşatıp, allayıp pullayıp, sevimli bir belde yapmak fırsatını kullanamadığımızdır!

Kİ BU KONUDA tek miyarımız vardır Güney! Kendimizi şu bu dünya ülkesiyle kıyaslamanın mümkünü yoktur ama Rum tarafına şöyle bir göz atmak nerede ve nice olduğumuzun fikrini de verir zikrini de!

Kİ NOTUMUZ on üzerinden beş bile değildir! Çünkü: Biz Kuzey’e büyük yatırımların damgasını vuramadık! Ne yollarımız parklarımızla ne de imar iskânımızla. Aksine sonradan görme cahil mirasyediler gibi güzelim sahillerimizi mesire yerlerimizi çirkin ve heyula gibi apartmanlar yığınıyla doldururken, Aralarına bir iki ağaç ekecek, insanların az biraz soluklanması için bir park oluşturacak, aklı ve zevki bile kullanmadık! Kİ hâlâ Kuzey topraklarını büyük bir hoyratlıkla inşa ettiğimiz çok katlı binalar ve plansız programsız iskân mekânlarıyla dolduruyoruz ki tümünün inşaatlarından gözettiğimiz tek beklenti “sayelerinde kazanılacak büyük paralar” olmakta!

BU NEDENLE OLMALI Ülke ayni zamanda bu paralı insanların egemenliğine girmiştir ki “imar iskân ve plan programlarının oluşturulması da yine bu insanlara ait olmaktadır!” Şöyle ki bu yollarda sahilleri de harcıyorlar, kırsalı da! Kentleri de kasabaları da! Ve tabi ki “güzeli güzellikleri” de! ***

ASLINDA ne yazmam gerektiğini tasarlarken Türkiye-Yunanistan dalaşmasının zaten başladığını, Ege’de yada bir başka bölgede şimdiden sonucunu bilemeyeceğimiz fakat ucunun olanca zararları ile bize de dokunacağı Türkiye Yunanistan çatışmasından söz edecektim.. Ve KIBRIS’a nasıl yansıyacağını, bizi nasıl ve kadar olumsuz etkileyeceğini soracaktım.. Sonunda da “Allah göstermesin” diyecektim! Çünkü olası bir savaş sonrasında, bu adada zaten olmayan fakat yine de bir sessizliğin sürdüğü gerçeklerde hem o sükûnet yitip gidecek hem de yerine yeniden “hınçlı ve düşmanca bir Kuzey-Güney, Türk Rum düşmanlığı kaim olacak” diyecektim… Ki durumlar gerçekten ciddi! ŞÖYLE Kİ olası bir Türkiye Yunanistan çatışması olursa her halde adada şimdilerdeki gibi bir Kuzey-Güney, Türk-Rum ticari ilişki ve gidiş gelişlerden söz etmek mümkün olmayacak! Ki daha ötesi olasılıkları düşünmek bile istemiyorum! ***

PEKİ bu ihtimaliyetlere karşın neden yazımın rotasını “imar iskân, alt yapı, temizlik tertip gibi sorunlarımıza çevirdim?”

ŞU “KÜLLİYE MESELESİNDEN DOLAYI: (İlgili yorumumu Cumhurbaşkanlığı binasının da inşa edileceği söylendiği için yapıyorum) Ama önce şunu yazayım: (Keşke bu projenin adına “Külliye” denmeseydi! Eminim halkın bir yarısının aklına “cami, mescit, sarıklı imamlar, kuran kursları” falan gelmiştir! Oysa yine çok iyi bildiğimizce mevcut Cumhurbaşkanlığı binası öteden beridir hem gerçekten artık ihtiyaca vermemesi hem de İngiliz’den kalma çok eski bir yapı olması nedeniyle “Cumhurbaşkanlığı makamına” yakışmayan; asıl sorunu ise “bina olarak yetersizliği nedeniyle bir yenisinin inşa edilmesini zorladığıdır.

Ha olmuşken yanı başına camisi de yapılır suları akan çeşmeleri de milli parkı da…

HAYIR dediler! “Bizim derdimiz külliye değildir. Okuldur, hastahanedir, halkın yararlanacağı parklar yollar mesire yerleridir…” Falan..

AMENNA! Ayni görüşteyim. Onlar da yapılsın inşa edilsin.. Fakat eğer bu adada olası bir çözümde bile “Devlet” olarak anılacaksak, her şeye karşın Kuzey’de varlığımızı sürdüreceksek, adına “külliye” de desek yeni bir Cumhurbaşkanlığı binasına da ihtiyacımız vardır en az Güney kadar bayındır ve alt yapısı Güney kadar mükemmel bir başkente de! ***

DOLAYISIYLE “okul eksikliği varken vay sen neden Cumhurbaşkanlığı Sarayı yaparsın Külliye oluşturursun” diyerek çoktan tarihin tozlu sayfalarında kalmış ve artık antikalaşmış “sosyalizmden” kalma olumsuz tepkilerde kazan kaldırmanın hiç gereği yoktur!

BU ülke yol da ister köprü de.. Bağlar bahçeler de limanlar da..

FAKAT bu ülke ayni zamanda bizi “tanımaya anlamaya” çalışan ülkelerin siyasi misyon sahibi diplomatlarını, önemli önemsiz mevki sahibi yada politikacılarını ağırlar ve resmi görüşmelerde bulunurken her halde kendilerine “derbederliğimizle viraneliklerimizi” teşhir etmeyeceğimiz mamur ve bayındır mekânlarımızı da görmek isterler!

Eski İngiliz kalıntısı yapılarda izaz ikramda bulunmayacak, sohbet etmeyecek mekânlar! Kaldı ki:

***

BIRAKIN KÜLLİYEYİ. Kaç kez yazdık. Şu Devlet dairelerinin hallerine bakın! Özellikle Mağusa’da! Kamu görevlisi memurlar Hâlâ İngiliz sömürge döneminden kalma binalarda çalışıyorlar! Yürekler acısı bir eskilikle derbederlik bir yana, o dökülen Devlet daireleri ayıbın da ayıbıdır!

TABİ yenilenmeliler, uygun yerlere aktarılırlar bir yandan da memleketin iskân olayına uygun mahallerde yer alırlar.. Fakat görüyorum ki bu sorunları “sorundan sayıp” gündeme getiren ne bir toplum kuruluşu vardır ne de bir sendika Birlik!

“KISACA sanki bir kadermiş” gibi yarım asırdır kaplumbağanın sırtında taşıdığı kabuğu gibi taşıyoruz bu eskimişliklerle derbederliklerimizi!

…KKTC’yi öncelikle imar etmemiz gerekirken yıllar yılıdır Rumdan kalan avanta arsalar tarlalar sahiller üzerinde apartmanlar villalar oteller turistik tesisler oluşturuyoruz ama söz konusu Cumhurbaşkanlığı (binası) oldu mu hemen aklımıza okullar, toplu konutlar, hastahaneler gibilerinden kamuya hizmet verecek “kurumlar, kamu binaları” gelmektedir!… ***

TABİ EKLEMEKTE YARAR GÖRÜYORUM: Ne “imar iskâna yönelik Emirnamelere” karşıyım ne de karşı olmamız gerektiğine inanırım..

Kİ bu ülkede 1974’den beridir sürüp geliveren ganimet ekonomisinin ranta dönüşmüşlüğü de en büyük yanlışlarımızdan biri oldu! Adeta cinayet!

FAKAT tekrar edeyim.. KKTC’nin tanınması yollarında görevli bir Cumhurbaşkanlığı makam binasının yeniden inşa edilmesine “asla olamaz” diyemem! Fakat şunu kabul ederim: (İşte aşağıda anlattığımı.)

***

KISACA TAKILDIĞIM: “EMİRNAMELERLE OYNAMAK EVET KKTC’YE İHANETTİR!

“Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi Emirnamelerinin” ne kadar doğru hazırlandıklarını bilemem. Fakat bugüne kadar ilgili uzman kişilerden “yanlış ve çarpıktır” şeklinde bir şikâyet bir eleştirici yada ayakları yere basan bir itiraz işitmedim!

BUNA karşılık aradan onca yıl geçtikten sonra ve her halde durup dururken değil ama nedenini açıklamadıkları bir kararla “hükümeti alimiz” İskele, Mağusa, Yeniboğaziçi Emirnamesi ile oynamaya kalktı, bazı hükümlerini kaldırdı talana çarpıklığa ranta yeni bir kapı açtı. Ki bunun meali “bırakın yapsınlar, bırakın geçsinlerdir!”

Peki neden? Ne gelir aklınıza? Palanların programların bile rant ekonomisi karşısında işe yaramadığından başka!

Ama bu kez devletin “Emirnamelere müdahalesi” söz konusu oluyor ki şöyle düşünmek zorunda kalıyoruz: ARTIK bu ülkeyi “mütegallibeler” değil.. Fırsatçılar, rantçılar da değil! “Bizzat Devletin Hükümeti iğfal etmektedir! Kendi yaptığı yasaları çiğneyerek ranta bizzat kendisi çanak tutmaktadır!.

Yazıktır ama! Üstelik günahtır da! Çünkü KKTC’den öte ne gidecek bir başka toprağımız vardır ne de denizlerden öte bir yurdumuz… Tek karışının bile üzerine titrememiz gerekir…

 

 

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar