Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

Kuzey Kıbrıs’ın Beton Çıkmazı: Rant Ekonomisi, Mülkiyet Paradoksu ve Çözüme Engel Siyaset

Mahmut Kanber

Kuzey Kıbrıs ekonomisinin önemli bir itici gücü haline gelen inşaat sektörü, ne yazık ki sağlıklı bir kalkınma modelinden ziyade, spekülatif kazanç ve kontrolsüz faaliyetlere dayalı bir rant ekonomisine evrilmiştir.

Siyaset bilimci Mahmut Kamber’in de belirttiği gibi, bu dönüşüm, belirli çıkar gruplarının etkisiyle alınan plansız kentleşme kararları, yetersiz denetim mekanizmaları ve hukuki boşlukların kasıtlı ya da kasıtsız olarak göz ardı edilmesi gibi yanlış politikaların doğrudan bir sonucudur. Bu politikalar, sadece doğal çevrenin tahribatına yol açmakla kalmamış, aynı zamanda ekonomik kaynakların verimsiz kullanımına ve toplum içinde eşitsizliklerin artmasına zemin hazırlamıştır.

Bu ekonomik model, Kıbrıs’ın kuzeyinde uzun yıllardır bir tür toplumsal mühendisliğin aracı haline gelmiştir. Mülkiyetin el değiştirmesi ve yoğun yapılaşma, adanın demografik yapısını, sosyal ilişkilerini ve kültürel dokusunu derinden etkilemiştir. 50 yılı aşkın süredir devam eden bu süreç, statükoyu koruma ve mevcut siyasi yapıyı güçlendirme amacı taşıyan politik tercihlerin ekonomik alandaki tezahürüdür.

Mülkiyet Hakkı: Çözümün Kilidi, Politikaların Engeli

Kıbrıs sorununun nihai çözümünde merkezi bir yer tutan evrensel mülkiyet hakkı, Kuzey Kıbrıs’taki mevcut yapılaşma ve mülkiyetin el değiştirmesi süreçleri nedeniyle uygulanabilirliğini yitirmek üzeredir. Üzerine yeni yapılar inşa edilen eski mülkler, hak sahiplerinin beklentileri ile mevcut kullanıcıların ve yatırımcıların durumu arasında karmaşık bir düğüm oluşturmaktadır. Bu durum, Kuzey ve Güney arasında derinleşen sorunlar olgusunun içerisinde en etkili yeri almaktadır.

Siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında, mülkiyet hakkının çözüm sürecinde “pozitif bir araç” olarak değerlendirilmesi, basit bir iade veya tazminat modelinin ötesine geçmeyi gerektirmektedir. Ancak, Kıbrıslı Rumların bu sorunu çözüm ve barışın önünde bir engel olarak kullanma fırsatını kaçırmaması da mevcut durumun siyasi dinamiklerini daha da karmaşıklaştırmaktadır. Bu, yanlış politikaların ürettiği bir sorun yumağının, karşı taraf için de bir argüman ve pazarlık gücü haline geldiği anlamına gelmektedir.

Statükocu Politikalar ve Kıbrıslı Türklerin Tükenen Vakti

Ne yazık ki, barışı ve çözümü öteleyen Kıbrıslı Türk siyasi liderliği, toplumdan ve ülkede yaşananlardan uzak, statükocu bir politikayı dayatarak sorunlar yumağı üzerinden çözüm bulma hesabını sürdürmektedir. Bu anlayış, mülkiyet sorununu çözümsüz bırakarak, beton ekonomisi üzerinden elde edilen rantın devamlılığını sağlamaktadır. Ancak, Kıbrıslı Türklerin bu tür bir siyasi oyalamaya artık vakti yoktur. Toplum, belirsizliğin ve yanlış politikaların getirdiği ekonomik ve sosyal yükün altında ezilmektedir. Geleceğe dair umutların tükenmesi, yanlış siyasi tercihlerin ağır sonuçlarından biridir.

Uluslararası Örnekler ve Kıbrıs’ın Özgün Mekanizması:

Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu

Kuzey Kıbrıs’taki mülkiyet sorununa benzer durumlar, dünya genelinde çatışma sonrası bölgelerde sıkça görülmüştür. Bu örnekler, yanlış politikaların uzun vadeli sonuçlarını ve bu sonuçlarla başa çıkmak için geliştirilen çözüm mekanizmalarını anlamamız yardımcı olacaktır.

  • Bosna-Hersek: Savaş sonrası mülkiyetin iadesi ve tazmini süreçleri, karmaşık hukuki ve idari düzenlemeler gerektirmiştir. Hükümet ve uluslararası kuruluşlar, mülkiyet sahiplerine mülklerini geri alma hakkı tanırken, geri alınamayan durumlarda tazmin mekanizmaları işletmiştir.
  • Kosova: Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu (UNMIK) bünyesinde kurulan Konut ve Mülkiyet İddiaları Komisyonu (HPCC), mülkiyet iddialarını tarafsız bir şekilde değerlendirmiş ve karara bağlamıştır. Bu bağımsız komisyon, çözüm sürecinde önemli bir rol oynamıştır.
  • Lübnan: İç savaş sonrası Beyrut’ta yaşanan yoğun yapılaşma ve mülkiyetin çok sayıda kişiye devredilmiş olması, çözümü zorlaştıran bir miras bırakmıştır. Hükümetin attığı adımlar olsa da, yanlış imar politikalarının yarattığı karmaşa hala devam etmektedir.

Kuzey Kıbrıs’ın bu konudaki özgün mekanizması ise Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu (TMK)’dur. 2005 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Demopoulos kararı sonrası kurulan TMK, AİHM tarafından Rum mülk sahiplerinin Kuzey Kıbrıs’taki mülkiyet hakları ihlallerine ilişkin başvurularını doğrudan incelemek yerine, bir iç hukuk yolu olarak kabul edilmiştir. Bu karar, TMK’yı Kıbrıs sorununun mülkiyet boyutunda resmi ve uluslararası alanda tanınmış bir çözüm aracı haline getirmiştir. TMK, Rum mülk sahiplerine, 1974 öncesi dönemde Kuzey Kıbrıs’ta kalan taşınmazları için iade, takas veya tazminat seçeneklerini sunmaktadır. Komisyon, başvuruları bağımsız bir şekilde değerlendirmekte ve kararlarını uluslararası hukuk standartlarına uygun olarak vermeyi hedeflemektedir.

TMK’nın uluslararası tanınırlığı ve sunduğu çeşitli çözüm seçenekleri avantaj olarak görülse de, çözüm hızının yavaşlığı, siyasi kısıtlamalar ve devam eden “beton ekonomisi” ile ilişkisi nedeniyle eleştirilere maruz kalmaktadır. Komisyonun varlığına rağmen, plansız yapılaşma ve rant odaklı beton ekonomisinin devam etmesi, mülkiyet sorununu daha da karmaşıklaştırmakta, inşa edilen yapılar iade süreçlerini zorlaştırmakta ve tazminat miktarlarını yükseltmektedir.

Beton Ekonomisinin Sürdürülemezliği ve KOBİ’ler Üzerindeki Etkisi

Kuzey Kıbrıs’taki beton ekonomisi, yaratılan hacme rağmen sürdürülebilir bir model olmadığı ortadadır. Bu durum, yanlış ekonomi politikalarının bir göstergesidir. Aşırı bağımlılık, sektörel dalgalanmaların tüm ekonomiyi etkilemesi riskini taşır. Beton ekonomisi, yan sektörlerde (malzeme tedariki, mobilya, beyaz eşya vb.) bir hareketlilik yaratabilse de, bu sektörün spekülatif yapısı, KOBİ’lerin (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler) sağlıklı ve istikrarlı, sürdürülebilir bir rekabet ortamında büyümesini engeller. Bu durum, yerel üretimin ve farklı sektörlerdeki istihdamın gelişimini kısıtlayarak, ekonominin çeşitlenmesini engellemektedir. Uzun vadede, bu tür bir ekonominin getirdiği sosyal ve çevresel maliyetler, kısa vadeli kazançları aşmaktadır.

Kıbrıs Sorunu ve Toplumlar Arası Siyasetin Gölgesi

Kuzey Kıbrıs’taki beton ekonomisi ve rantın yarattığı sorunlar, Güney Kıbrıs liderliğinin ortaya koyduğu argümanlara zemin hazırlamaktadır. Ancak, Kıbrıs Türk toplumunun, bu argümanlar üzerinden siyaset geliştirilmesini ve çözümü destekleyici bir eylemsellik olarak görmediğini belirtmek gerekir. Özellikle Kıbrıs Türk tarafı liderliğinin son 4.5 yılda ortaya koyduğu, uluslararası hukukun oluşturduğu kararların dışında hareket etme eğilimi, sürecin mevcut şeklini almasındaki etkilerini göz ardı edilmemelidir. Bu durum, Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs’ta barış ve çözüm anlayışını ve bu güne kadar göstermiş olduğu pozitif performansı gölgede bırakmamalıdır. Her iki toplumun liderliklerinin, bu durumu bir fırsatçılık olarak görmesi, adada kalıcı barışa hizmet etme ruhuna zarar vermektedir. Kıbrıs Türkleri, barışın ve çözümün getireceği faydalara, adadaki Güney komşularından da çok daha güçlü bir şekilde inanmakta ve bunun gerçekleşmesi için somut beklentiler taşımaktadır. Bu derin beklenti, ortak bir gelecek inşa etme kararlılığının en net göstergesidir.

Kuzey’de uluslararası hukuka uymayan şekilde mülkiyet üzerinden betonlaşma yaşanırken, Güney Kıbrıs’ta da Türk malları, hukuka uygun bir görüntü sergilese dahi, fiilen talan edilmektedir. Bu durum, uluslararası kurumların dikkatini çekecek, güçlü lobicilik ve hukuk üzerinden kararlı bir mücadeleyi gerektirmektedir. Mülkiyetin her iki tarafta da adil ve uluslararası standartlara uygun bir şekilde ele alınması, kalıcı barışın temel taşlarından biridir.

 

Çözüm Yolları: Doğru Politikalarla Geleceğe Yönelmek

Kuzey Kıbrıs’taki mülkiyet sorununun ve beton ekonomisinin yarattığı çıkmazın aşılması, geçmişteki yanlış politikalardan ders çıkarılarak, yeni ve doğru politikalara yönelmekle mümkündür. Uluslararası deneyimlerden ve TMK’nın deneyimlerinden yola çıkarak aşağıdaki mekanizmalar değerlendirilebilir:

  • Bağımsız Mülkiyet Komisyonunun Güçlendirilmesi: TMK gibi mevcut mekanizmaların yetki ve kapasitesinin artırılması, uluslararası standartlara uygun, daha hızlı ve etkin çözümler üretebilmesi için gerekli kaynakların sağlanması ve çözümün en güçlü araçlarından biri olarak görülmesi önemlidir.
  • Adil Tazmin ve Takas Mekanizmaları: Mülkiyetin fiziksel olarak iadesinin mümkün olmadığı durumlarda, adil tazmin veya alternatif mülklerle takas seçenekleri, uluslararası hukuka uygun şekilde ve şeffaf bir biçimde tasarlanmalı ve uygulanmalıdır.
  • Sürdürülebilir İmar Planlaması ve Yapı Güvenliği: Gelecek imar planlaması, yalnızca mevcut mülkiyet sorunlarını çözmekle kalmamalı, aynı zamanda depreme dayanıklı, çevreye duyarlı ve estetik standartlara uygun yapılaşmayı esas almalıdır. Bu, “yangından mal kaçırır gibi” değil, adanın geleceğini ve halkının güvenliğini merkeze alan, uluslararası hukuka uygun ve kapsamlı bir yaklaşımı gerektirmektedir. Yapı güvenliği standartları kesinlikle yükseltilmeli, denetimler sıkılaştırılmalı ve geçmişteki plansız yapılaşmanın doğurduğu riskler giderilmelidir. Bu sayede, adanın gelecekteki kalkınması, Kıbrıs sorununun çözümüne de katkıda bulunacak şekilde sağlam temeller üzerine inşa edilebilir.
  • Ekonomik Şeffaflık ve Adil Rekabet: İnşaat sektörü başta olmak üzere ekonominin tüm alanlarında şeffaflığın artırılması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve vergi düzenlemelerinin adil bir şekilde uygulanması, sağlıklı bir ekonomik ortamın oluşmasına katkı sağlayacaktır. Bu, KOBİ’lerin daha adil bir rekabet ortamında gelişmesine olanak tanıyacak ve ekonomik kaynakların verimli kullanımını teşvik edecektir.İki toplumu bir arada barış içerisinde yaşatacak mücadeleyi ortaya koyacak siyasi liderliklerin, toplum lideri olarak seçilmeleri sürece pozitif etki edecektir. Liderlerin vizyonu, sadece kısa vadeli siyasi kazançları değil, adanın geleceğini şekillendiren kalıcı barışı ve refahı hedefleyecekdir.

Sonuç olarak,Siyaset bilimi analizleri, uluslararası örnekler ve Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu’nun deneyimleri ışığında, Kuzey Kıbrıs’taki beton ekonomisinin yarattığı mülkiyet sorunlarının temelinde yanlış siyasi ve ekonomik politikalar yatmaktadır. Bu sorunlar karmaşık olmakla birlikte, doğru politikalarla çözülmesi imkansız değildir. Evrensel mülkiyet hakkının çözüm sürecinde pozitif bir araç olarak kullanılabilmesi için, öncelikle rant odaklı ve kontrolsüz ekonomik yapının kararlı bir siyasi irade ile dönüştürülmesi ve uluslararası hukuk normlarına uygun, adil ve sürdürülebilir çözüm mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, mevcut ekonomi ve ona bağlı siyasi yapı, mülkiyet sorununu derinleştirecek ve adanın geleceği üzerindeki belirsizliği artıracaktır.

Kıbrıs’ta 50 yılı aşkın süredir devam eden bu sorun, artık sadece bir toprak ya da mülkiyet anlaşmazlığı olmaktan çıkmış, adanın tüm sakinlerinin geleceğini derinden etkileyen bir varoluşsal meseleye dönüşmüştür. Beton ekonomisi üzerinden yürütülen toplumsal mühendisliğe daha fazla izin verilmemelidir. Kıbrıslı Türk toplumu, statükonun suni kazanımlarının değil, adil ve kalıcı bir barışın getireceği gerçek refahın peşindedir. Bu, yalnızca ekonomik bir iyileşme değil, aynı zamanda toplumlar arası güvenin yeniden inşası ve bölgesel istikrara katkı anlamına gelmektedir. Kıbrıs Türkleri, barışın ve çözümün getireceği faydalara, adadaki Güney komşularından da çok daha güçlü bir şekilde inanmakta ve bunun gerçekleşmesi için somut beklentiler taşımaktadır. Bu derin beklenti, ortak bir gelecek inşa etme kararlılığının en net göstergesidir. Çözüm, sadece haritalar ve tapular üzerinde değil, insanların zihinlerinde ve kalplerinde köklenecektir. Bu nedenle, her iki taraftaki siyasi aktörlerin, fırsatçı çıkarlar yerine, adanın ve gelecek nesillerin ortak geleceğini merkeze alan bir vizyonla hareket etmesi elzemdir. Kıbrıs, yalnızca jeopolitik bir satranç tahtası değil, farklı kültürlerin bir arada barış içinde yaşayabileceği bir model olma potansiyelini barındırmaktadır. Bu potansiyelin hayata geçirilmesi, ancak ortak akıl, samimiyet ve evrensel insani değerlere bağlılıkla mümkün olacaktır.

Yazar: Siy.Bil.Mahmut Kanber