Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kurlar, enflasyon ve faiz

Özellikle son aylarda başlayan döviz kurlarındaki ani yükselişler doğrudan hayatı etkileyen ve alım gücünü düşüren bir etken olarak en çok tartışılan konulardan birini oluşturmaktadır. Gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de yalnız piyasalar veya mali kuruluşlar tarafından değil hayatına dokunduğu için herkes tarafından yakından takip edilen konu durumundadır.

TCMB’nın yükselen kurlara karşı alınan ve alınması beklenen önlemlere geçmeden önce TL’sının değer kayıplarına bakarsak,  2016 Yılı Ocak başlangıcından 26 Ocak 2017 tarihine kadar TCMB’nın yayınladığı kurlar esas alınarak, kabaca 13 aylık dönemde, toplamda dolar karşısında TL’nin % 31 küsur, Euro karşısında ise % 29’a yakın değer kaybettiğini görüyoruz.

Bunu ikiye ayırırsak yani 2016 Ocak başı ile Aralık 2016 sonu bir yıllık değer kaybının, dolarda ortalama % 20’ye yakın, euro’da ise 15.6 olduğunu sterling’de ise, Brexit dolayısıyla dünyada geçerli paralara karşı sterling’in 2016 yılı içinde değer düşüşü dolayısıyla, küsüratta TL’ye karşı değer düşüşü olmuştu. 2016 yılı içinde Türkiye’de yaşanan çeşitli dış ve iç siyasi ve stratejik sorunların, turizm sektörünü oldukça etkileyen, diğer sektörlere de sirayet eden ve büyüme hedefini,  üretim ve ihracatı az da olsa olumsuz etkilediği, resmi kuruluşlarca açıklanan istatistiklerden,  görülmektedir.

Türkiye Hükümeti bu konulardaki tıkanıklıkları gidermek için gerek ilgili dış ülkelerle yeni anlaşmalar yaparak, içte de çeşitli yatırım ve teşvik politikalarını yürürlüğe koyarak üretim ve istihdamı arttırmaya yönelik her sektörde yatırımları hızlandırmak üzere peyderpey paket paket bir dizi önlemleri yürürlüğe koymuştur.  Geçmiş yazılarımda 2016 yılı içinde yürürlüğe konan bu mali ve ekonomik önlemleri ve yatırım ve teşvik politikaları yürürlüğe kondukça ve 2017’de yürürlüğe konacak program ve 2017 TC Bütçesi ile Türkiye’de alınması planlanan ekonomik ve mali hedefleri, öngörülen yatırımları ve teşvikleri gündeme girdikçe değerlendirmiştim. Alınan ek ekonomik ve mali önlemlerle birlikte, 2016 yılı içinde yaşanan iç ve dış siyasi ve ekonomik olumsuzluklara göre, büyüme hedeflerinde sapmaların turizm sektörü hariç yayınlanan resmi istatistiklere göre beklenenden az olduğunu söyleyebiliriz. Ve bir çok olumsuzluklara rağmen ekonominin direncinin güçlü olduğu açıktır.

Buna karşılık TL’sının değerinin ise beklenenden fazla kaybı olduğu ve risk oluşturduğu da bir gerçek. Bunda, doların 2017’de faiz artırımının devam edeceği ile ilgili FED kararının etkileri ile iç ve dış siyasi ve ekonomik etkilerin, -orta doğudaki ve Türkiye’nin de dahil olduğu terör saldırılarına karşı mücadele ve Suriye’den gelen büyük mülteci kitlesinin yarattığı ek mükellefiyetlerin hep birlikte neden olduğu ağır yüklerin ekonomik ve mali dengelere olumsuz etkisi, iç ve dış sermaye sahiplerinin beklentileri ile istikrar ve güven konusunun önemli yer tuttuğu aşikârdır. Yatırımcılar için bu faktörler çok önemli.

İlaveten,  TCMerkez Bankasının faizlerin artırılması konusunda çok tereddütlü hareket etmesinin de kur hareketlerinin devamına etken olduğu gerek bankacılık çevrelerinin ve gerekse piyasa analistlerinin çoğunun görüşüdür. Son 24 Ocak 2017 tarihli TCMB- PPK toplantısında da alınacak kararla ilgili direk politika faizinin bir miktar arttırılması temenni ve beklentileri yüksek iken, genelde faizleri etkileyen politika faizinde beklenen faiz artışı yapılmadı.  Kararların direk faiz artırımı yerine dolaylı olarak ve faizlerin çeşitlendirilerek fonlama faizlerine biraz ağırlık verilmesi  ve çok çeşitli enstrümanların kullanılmış olması, karmaşıklığa neden olduğu gerekçesiyle oldukça da tenkit görmektedir.

Nitekim Ocak 2017 ayı içinde TCMerkez Bankası faiz ve likidite ile ilgili 8 karar üretmiş olmasına rağmen kurların tırmanışı durmamıştır. Nedir bu kararlar? Bankalar arası para piyasası borç limiti oldukça indirildi. Döviz zorunlu karşılık oranları 50 baz puan indirildi ve piyasaya döviz salındı. TL’sında ise sıkılaştırma politikası uygulanarak 24 Ocak Çarşamba günü 56 milyar TL olan TCMB gecelik repo fonlama miktarı Perşembe ve Cuma düşürülerek Cuma günü 26 milyar TL’ye kadar indirildi.  Bir hafta vadeli repo ihaleleri açılmadı. TL karşılığı döviz depoları açılması kararlaştırıldı ve bu şekilde de piyasaya döviz verildi. TL’de sıkılaştırma, dövizde piyasaya sunma işlemleri yapıldı. Ancak bu tedbirlere rağmen döviz dalgalanmaları yükselişle devam etti. 24 Aralık 2017 kararının da beklentilere cevap vermemesi,  döviz kurlarının yükselmesini durduramadığı gibi bir miktar da daha arttırdı. Politika faizi % 8’de sabit tutuldu, buna karşılık faiz koridorunun üst bandı 0.75 puan arttırıldı. MB’nın gecelik faiz oranı % 8.5’dan 9.25’e yükseltildi.

Bu durumda gerek Ocak ayı içindeki bu kararlara gerekse geçen gün faiz kararlarına rağmen dolarda 26 günde %10’a yakın , Euro’da % 11.3 ve sterling’de ise %12 gibi çok kısa sürede çok yüksek derecede TL’sında değer kaybı oldu.

Diğer taraftan 2016’da gerçekleşen Aralık’tan Aralık’a enflasyon oranının % 8.53 olarak gerçekleşmesi ve 2017 enflasyon hedef ve benzer tahminleri karşısında, uygulanan faiz oranlarının, kurları durdurmaya yetmediği anlaşılmaktadır.

Ayrıca Merkez Bankası kararını açıklarken, enflasyonun kur’lar nedeniyle ‘belirgin yükselişi’nin devam edeceği de vurgulanmaktadır. Bu durumda TL değerini koruyacak ve enflasyonu körüklemeyecek bir faizin gözetilmesi gerekiyor.

Tasarruf sahipleri her halükarda bir reel getiri beklemektedir. Getiri negatif olursa başka yatırımlara yönlenmektedir. Konut ve araba satışlarının son yıllarda giderek artmasının bir nedeni de kanaatimce TL getirisinin kârlı görülmemesinin bir nedeni olabilir. Gayrı menkul bu çerçevede genelde daha kazandırıcı olur, hele bir de halkta geleneksel bir yatırım aracı olarak görülmesi  halinde..

Cuma gün ve akşamı Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları S&P ile Moody’s ve Fitch Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Yatırım yapılabilir seviyenin altına indirdi.

Türkiye’de son döviz kurlarının artışı karşısında, Hükümet tarafından bir çok konularda istihdam ve yatırımı teşvikleri arttırıcı önlemlerini  yürürlüğe koymaya devam etmektedir. Bu önlemlerle birlikte memur ve işçi maaş ve ücretlerine de artış öngörüldü, devlet alacaklarında ise 2 Ocak 2017 tarihli MB kuru esas alınarak) kur sabitlemesi yapıldı. Kredi muslukları da düşük faizle genişletilmektedir.

2- KKTC’de de;

Kur hareketlerinin getirdiği direk pahalılık yaşamı güçleştirmektedir. Hükümetin düşen alım gücünü yerine koyacak önlemleri alması şarttır. Halbuki tam tersi dövizi gerekçe göstererek her ailenin daimi giderleri olan elektrikte, gazda ve akaryakıtta Hükümet onayıyla yapılmakta olan aşırı zamlar ve 28 Tüzükte değişiklik yapılarak 350 çeşit kaleme getirilen aşırı yüksek artışlar, düşen alım gücünü Hükümet kendi eliyle daha da düşürmüştür.  Bunların acilen tekrar gözden geçirilerek iptal edilmesi gerekir. En son Bakanlık onayı ile GSM hizmet ücretlerine getirilen fahiş artışlar ve ilaçlara gelen aşırı yüksek artışlar da insafsızlıktır. Zaten GSM hizmet ücretleri çok yüksekti, ilgili bakanlık hangi gerekçe ile bu zamları onaylamıştır açıklaması gerekir. Hükümetin kâr marjlarını yükseltmek yerine bu dönemde azaltmak tedbirlerini alacağı yerde hep halkın cebine yönelmesi ve iyileştirici hiçbir önlem almaması gariptir.

Ayrıca, içte kira gibi okul harçları gibi yine ailelerin çoğunun daimi giderlerini arttırıcı içte dövize bağlı işlemlere geçici bir önlem olarak tespit edilecek bir dönem için devletin dövize bağlı tahsilat ve alacaklarına, kur sabitlemesi yapılması lüzumludur.

Tam da döviz kurlarının arttığı bir sırada Hükümetin hafifletme önlemleri alması ve satın alma gücünün yerine konması önlemleri yerine, bir de Hükümet eliyle veya onayıyla halkın kaldıramayacağı oranda çok  yüksek oranlı ek yükler ve pahalılık şiringa edilmesi, halkın durumunu anlamamakta ısrar etmek ve halkın sorunlarına ek sorun eklemek demektir. Yapılan zamlar ne enflasyona göre ne de makul ölçülerdir, gelişigüzel keyfi tespitler olmuştur.  Hükümetler halka sorun yaratmak için değil sorun çözmek için vardır.

Diğer taraftan Türkiye ile Protokolleri imzalayıp gerek yapısal sorunların çözülmesinde,  gerekse yatırımlara yönelik öngörülenleri yerine getirmeyerek  bir çok hizmet ve projelerden ve Türkiye’den sağlanacak ödeneklerden halkın mahrum edilmesi ve hizmette bir çok sorunu çözecek finansman sorununun halledilememesi KKTC ekonomisinin hareket gücünü ve hareket kabiliyetini gittikçe daraltmaktadır.