Bu hafta kur hareketleri, ABD Merkez Bankasının hafta içinde açıkladığı dolar/ faiz kararlarıyla artış gösterdi. Dolar faizinde 25 baz puan artırımı ile faizler %0.50-75 aralığına getirildi. Ayrıca 2017 öngörüleri de açıklanarak daha önce söyledikleri iki faiz artışı yerine 3 defa faiz artışı öngörüsüyle 2017 yılı sonuna doğru % 1.5 hedeflerini belirlediler. Gerekçesini de ABD ekonomi verilerinin iyi sonuçlar verdiğini, istihdam, fiyat istikrarı ve enflasyon konusunda hedeflerde olumlu sonuçlar aldıklarını, dolayısıyla daha fazla piyasaların teşviklendirilmesine gerek olmadığı cihetle, mali genişleme politikasının, yavaş yavaş sıkılaşmaya doğru değişeceğini öngördüler. ABD’de istihdamda tam istihdama doğru gidişte başarılı bir yol kat ederek işsizlik oranının % 5’in altında, %4.6’ya düşmesinin önemine vurgu yaptılar.
Yeni ABD Başkanı Trump’ın, mali ve ekonomik politikalarının projeksiyonu henüz detaylı olarak ortaya konmamışsa da, faizlerin yükseltilmesi gereğine inandığını ve mali genişleme politikasının devamına sıcak bakmadığını işaret etmiştir. Bu tabii ki doların değerinin arttırılmasına yönelik bir önlem olarak dünyada dolara karşı talebin artmasını getirecektir. Aynı şekilde gelişmekte olan ülkelere bol likidite de o oranda azalacaktır. Nitekim dünya piyasalarında bu açıklamadan sonra dolar değerinde bir hareketlenme olmuştur. Ancak piyasalar geçen yıldan beri bu gelişmeyi bekledikleri için önceki haftalarda bu gelişmeyi fiyatlamışlardı. Dolayısıyla kalkınmakta olan bir çok ülkelerde ve AB’de beklenen oranda yükseliş olmamış, biraz yukarı yönlü olarak kur hareketleri yatay seyretmiştir. Türkiye’de de piyasalarda ilk gün bir hareketlenme oldu ancak beklenen kadar olmadı, doğudaki bir çok olaylara rağmen yukarı doğru çıkışla yatay durumda seyretti.
İlk hareketlenmeden sonra Cuma günkü kurları bir önceki Cuma ile mukayese edersek yine de % 1’.4 civarında dolarda TL’ye karşı bir artış oldu.
Türkiye’de son haftalarda peş peşe gelen terör, Halep olayları ile doğudaki siyasi olayların gelişmesi Türkiye’nin de içinde olduğu bu konjonktür çerçevesinde artan harcamaları ve mültecilere karşı koruyucu insani masrafları arttırdığı gibi, bu savaş bölgelerine yönelik ve bu bölgeler kanalıyla gerçekleşen ekonomik faaliyetleri de olumsuz etkilemiş ve döviz girdilerini azaltmıştır. Bölgede, İhracat ve ithalat, hizmet sektörleriyle üretim sektörlerinin duraklamasına neden olmuş, yatırımlar açısından girişimci ve yatırımcıları da temkinli olmaya yönlendirmektedir.
Buna paralel olarak Türkiye Hükümetinin bir hafta kadar önce açıkladığı geniş kapsamlı teşvik ve destek programı, özellikle KOBİ’lere yönelik verilen ve geçen haftaki yazımda değerlendirdiğim, önemli avantajlar da bu nedenlerle ekonomide açılımı üretim ve istihdamı artırmak amacıyla karşılayıcı bir önlem olarak yapılmıştır. Ancak tabii ki bu da devlet harcamalarını arttırmaktadır.
İçe doğru dolara bağlı yabancı sermayenin yatırımlarda önemli bir ağırlığının olması yanında, dış yabancı borçlar nedeniyle dolara olan talebi arttıracak sermaye çıkışlarının olmaması her kesimin temennisidir. Bu hafta yapılan bir açıklamaya göre dış sermaye akışında içe doğru bir hızlanmanın olduğu hususu, sevindirici bir haberdir. Temennimiz bölge barışının da sağlanması ve endişelerin giderilmesidir. Ekonomik istikrar ancak siyasi istikrarla gelişebilir. Türkiye’nin bu yıl çeşitli iç ve dış olumsuz etkilere maruz kalmış olması çerçevesinde 3.çeyrekte ekonomide sarsılma yaşansa da uyguladığı ekonomi politikalarıyla daralmamaya özen göstermektedir. Doğu politikalarını çizen ve uygulamaya çalışan yabancı güçlerin hırslarının kontrol altına alınması temennimizdir. Bu konuda yapılacak Cenevre konferansının sonucu inşallah hak ve adaletin ve bölge insanlarının hayrına olur. Türkiye’nin bu konuda ateşkes ve barış yolunda yaptığı teşebbüsler, gösterdiği gayret ve insani yardımlar dünyada takdir görmüştür.
Jeopolitik konumu itibariyle Türkiye’nin içinde bulunduğu türlü siyasi olumsuzluklar içinde de olsa bu yıl TÜİK tarafından yayınlanan göstergelere göre 2016, 3.cü çeyreği hariç, ekonomik veriler olumlu bir seyir içinde olmuştur.
Gerçi TÜİK ‘ten yapılan açıklamaya göre milli gelir hesaplarının yeni bir revizyona tabi tutulduğu, uluslararası standartlara göre ölçümlerin yapılarak daha önceki hesaplardaki girdi ve çıktıların yer değiştirdiği, (örneğin, AR-GE ve ‘Silah Sistemleri’ harcamaları gibi var olan verilerin) yeni hesaplama tekniği ile tüketim harcamalarından yatırım harcamalarına aktarıldığı ve bunun gibi bazı girdi çıktıların yer değiştirmesinden dolayı GSYIH’da, eski hesaplamaya göre, bu hafta açıklanan GSYIH miktarı ve büyüme oranları yükselerek % 19 gibi bir artış yarattı. Ancak eski hesaplamaya göre de esasen 2015 yılında büyüme % 4’dü, şimdi yeni hesaplamaya göre ise % 6.1 büyüme olduğu açıklandı. Bu şekilde 2015 GSYIH miktarı da 757 milyar$’dan, 858 milyar $’a revize edildi.
Yeni hesaplama yönteminde tüketim harcamaları azaltıldı, yatırım harcamaları yükseltildi. Bu fark tabii ki yeni bir zenginlik getirmedi, mevcut verilerin girdi ve çıktılarınin dünya standartlarına uyumu için hesaplama tekniğinin değiştirilmesi, gerekçeleriyle açıklandı. 2016 yılında ise ilk iki çeyrekte, eski hesaplama yöntemine göre bile sırayla %4.8 ve % 3.1’lik bir büyüme , yeni hesaplama yöntemine göre ise her iki çeyrekte de % 4.5 büyüme olduğu gösterilmektedir. 3.çeyrekte ise Temmuz’dan sonraki olayların etkisiyle bir daralma olmuş, eski hesaplamaya göre % – 4 , yeniye göre % – 1.8 daralma olmuştur.
Gerek eski gerek yeni hesaplamalara göre, 2015’de bir yılda ve 2016 yıllarında her türlü zorluklara rağmen Türkiye ekonomisinde ilk iki çeyrekte iyi bir büyüme, ve 3.cü daralma olmasına rağmen tahminlere göre 4.çeyrekte bir toparlanma beklenmektedir. Ancak 2016 yıllık bazda büyüme hedeflerinin altında olacağı ve %2-3 arasında büyüme tahminleri öngörülmektedir.
En son birkaç hafta önce Hükümetçe getirilen teşviklerle ekonomide bir canlanma beklenmektedir. Geçen ay Vergi ve sigorta primleri yapılandırılmasından sonra Bütçede Kasım 2016 ayında 11.3 milyar TL ek bir gelir sağlanarak 10 milyar TL fazla vermiş, 11 aylık uygulama sonuçlarına göre de toplamda şimdiye kadar yapılan 421 milyarTL’lik bütçe harcamalarında, 2.1 milyar TL gibi cüzi bir açık vermiştir.
KKTC’de durum,
Kurların KKTC’yi özellikle bu yıl etkilediği ve fiyatları arttırdığı malûmdur. Gerek gıda fiyatlarında gerekse akaryakıt fiyatlarındaki artış hane halkının en çok tükettiği kalemler olarak satın alma gücünü o derecede düşürmüştür. Umarız TL’sının yabancı paralara karşı değeri yatay seviyede seyretmeye devam eder, ve ekonomide daha fazla tıkanıklık yaratmaz.
2015 ve 2016 yılları ekonomik verilerimizle ilgili çoğu göstergenin kesin sonuç rakamları henüz Hükümetimizce açıklanmadığı cihetle ekonominin tüm fotoğrafını gösteren tablonun hangi düzeyde olduğunu değerlendirmek en başta Hükümetlerce -ki kendileri için elzemdir-, ve ne de kamuoyu tarafından mümkün olamıyor. Örneğin GSYIH’nın sektörler itibariyle gelişmeleri, büyüme hızları, sektörel paylar, kaynaklar –harcamalar , toplam tüketim vb bir çok sonuçlar halâ 2015 yılının tahminidir. 2016 ise öngörüdür. Halâ bu gün kesin rakamlar 2014 itibariyledir. Dolayısıyla 2015 ve 2016’ya dayalı ekonomik verilerin bir çoğu tahmin olduğu cihetle son iki yılın uygulamalarını değerlendirmek ve ileriki yılların projeksiyonunu hazırlamak ve hatta mukayese etmek mümkün olmaz. Hükümet bu gün ekonomide içinde bulunduğu yerin nereye geldiğini bilmiyorsa ileriki önlemlere nasıl geçecektir?
Geçenlerde TC Büyükelçiliğinin çıkardığı Ekonomik Durum Raporu 2015 sonu itibariyle, KKTC ekonomisi hakkında her yıl olduğu gibi güzel bir değerlendirme raporu olarak, önemli bir boşluğu doldurmuştur. Hükümetlerin son yıllarda bir bütünlük içinde ortaya koyamadığı ekonomik, sosyal ve mali uygulama raporları dolayısıyla çıkan boşluğu, önemli bir boşluğu doldurmuştur.
Raporda öngörülen özellikle kesin hesaplara dayalı bankacılık sektörünün durumu, yine kesin hesaplara dayalı bütçe ve yatırımların uygulama sonuçları ile TC Yardımlarının kullanım süre ve miktarları ve projeler itibariyle dökümler hem halkı aydınlatıcı hem de KKTC’nin 2015 sonu itibariyle genel durumunu yansıtan önemli bir doküman olarak her kesimin ve ilgililerin yararlanabileceği eldeki verilere dayanarak büyük emeklerle hazırlanan aydınlatıcı bir rapordur. Rapor’un bazı kısımlarında 2015 ile ilgili kesin olmayan ve tahmin durumunda olan tabloların üst kısmına T harfi konarak belirlenmiştir. esasen.
2016 yılı geçmektedir bu yıl uygulamaları ve sektörel sonuçları hakkında da bir tablo çizilmedi. KKTC’de Hükümetlerinin-halledemediği eksiklikler dolayısıyla-, sektörel gelişmelerin iki yıl geriden görülmesi ve kamuoyuna da yansımaması bu sektörlerdeki ileriyi tayin ve zamanında önlem alma açısından nasıl bir yol gösterici olacaktır?
Tabii ki bu sorunlar ilgili Kurum ve kuruluşlara yüklenmekle olmaz. Kanaatimce de çalışanlardan kaynaklanan bir sorun değildir. Ortamı ve şartları ve olanakları hazırlayacak olan siyasi kadrodur, Hükümetlerdir. Gerek bu ilgili kurumlarda gerekse kamu yönetiminde çok ehliyetli bir çok elemanlarımız ve bürokratlarımız vardır imkânları ölçüsünde her türlü boşluklara rağmen azami gayret göstermekte olanlar da çoktur. Ancak partizanlıklar, ehil elemanların yerli yerine ve ilgili kurumlara takviye edilmesine imkân vermemektedir. Çare Kamu reformudur. Ve yeterli kadro takviyesi ve teçhizat takviyesi ile siyasi kadronun da veri toplamada ve organizasyonda ilgili ve etkili olması söz konusudur. Bu tüm kurumlarımız için geçerlidir. İşte en son 3 canımızın kaybı ile ihmal edilen yollar ve ihmal edilen icraatlar ve yerine getirilmeyen yasal mükellefiyetler. Sonucu, ortaya çıkan acı tablolar.
Bir çok Sonuçlar Hükümet icraatlarıyla ilgili olduğu cihetle ağırlıklı olarak Özetle bu sorunları Hükümetlerin çözmesi gerekir. Hele de bu son 10-15 yılda teknolojik gelişmeler baş döndürücü şekilde gelişirken, ve her gün dünyada gerek veriler gerekse hizmetler güncel yapılırken.
Yıllardır zamanında Hükümetlerin ortaya koyamadığı veya 2-3 yıl gecikmeli çıkan ekonomik raporların yarattığı bu boşluğun, TC Büyükelçiliği tarafından kısıtlı personel sayısı ile, doldurularak yapılması, KKTC Yönetimlerince önemli bir görev eksikliği uyarısı olarak algılanmaz mı?
KKTC Ekonomik Durum Raporu ile ortaya konan gerek bazı olumlu gelişmeler gerekse bir çok acı gerçekleri yansıtan genel ekonomik Tablo ile ile ilgili değerlendirmeyi sayfam yeterli olamayacağı cihetle, başka bir haftaya bırakıyorum.
































