Ankara’da yaşayan bir Kıbrıslı olarak uzun zamandır yazmayı düşünüp sonrasında vazgeçtiğim bir konuyu köşeme taşımak istedim; KKTC’nin Ankara Büyükelçilik binası ve eksiklerimiz.
Hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’ta hepimiz 20 Temmuz’da açıklanan müjdeyle büyük bir şaşkınlık yaşadık. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan KKTC’ye yeni bir Cumhurbaşkanlığı binası (O’nun deyimiyle külliye) ve yeni bir Meclis binası yapılacağını müjdeliyordu(!) Bu müjde Türkiye’de ve KKTC’de gündeme bomba gibi düştü; konu hakkında çok konuşuldu, yazıldı, çizildi. Birçok duyarlı Kıbrıslıyı rahatsız eden nokta ise mevcut Cumhurbaşkanlığı binasının “İngilizlerden kalma gecekondu” olarak nitelendirilmesi oldu. Aşağılama mı, acıma mı yoksa eleştiri mi bilinmez ama bir önceki Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın ODTÜ mezunu bir mimar ve geçmişte Ağa Han (Aga Khan) ödülü almış bir kişi olarak, bu “Gecekondu” dan asla rahatsız olmadığını da biliyoruz. Gerçek sorunun binada mı yoksa kullanıcılarda mı olduğu sorusu aklımıza takılmış durumdadır.
Gelelim esas konumuza, tanınma mücadelesi devam eden KKTC’mizin tek büyükelçilik binası Türkiye’de başkent Ankara’da bulunmaktadır. İstanbul, İzmir, Mersin, Gaziantep, Antalya ve Trabzon’da ise başkonsolosluklar bulunuyor. Ankara’ya ilk geldiğim yıllarda, nezih bir semt olan Çankaya, Rabat Sokak’taki KKTC Büyükelçilik binasına gitmek ayrı bir keyif ve zevkti benim için. Ya da önceleri öyle sanıyordum; en azından bir memleket havası, buruk bir özlemin geçici ilacı gibiydi. Sonraları bu ziyaretler mecburi bir eziyete dönüştü.
Dünyada elçilik binaları hem devletler için diplomatik boyutta, hem de vatandaşları için çok anlamlı bir öneme sahiptir. Mensubu olduğunuz ülkeye gitmeden pek çok hizmeti elçilik vasıtasıyla alabilirsiniz. Hindistan’daki Belçika Elçiliği, Umman’daki Almanya Elçilik binası, Avusturya’daki Fransa Elçilik binası, Brezilya’daki İtalya Elçiliği, İsviçre’nin Kenya’daki Elçilik binası, Endonezya’da bulunan Avusturya Elçilik binası gibi örnekler dünyada mimarisiyle göz kamaştıran yapıtlar arasındadır. Tabii ki bizim çıtamız o kadar yüksek değil ayrıca elçilik binalarında tasarımın önüne geçen ayrıntı güvenliktir. Bu yüzden Ankara’daki KKTC Büyükelçiliği için sıradan bir apartmanın kullanılıyor olmasını tartışmak yersiz olur. Belli ki geçmişten günümüze şartlar ve koşullar o binayla yetinmemizi gerektirmiş. Eyvallah diyoruz ancak ülke geçmişiyle özdeşlemiş yaşlı ama mağrur tarihi Cumhurbaşkanlığı binamıza “İngilizlerden kalma gecekondu” ifadesi kullanılıyorsa Ankara’daki KKTC’nin tek Büyükelçilik binasını da rahatça konuşabiliriz.
KKTC Ankara Büyükelçiliği küçük, sade ve gösterişsiz, aslında elçilik binası olarak da düzenlenmesinde belli sıkıntılar yaşandığı hissedilen bir binadır. Girişi sağa sola bakınarak ve güvenliğin de yönlendirmesiyle buluyorsunuz. Binanın ön zemin kısmı vatandaşlar için ayrılmış. İdari kısmı farklı bir girişten yukarı katta toplanmış. Biz vatandaşlar bekleme salonuna giriş yapıyoruz. Salon deyince insanın zihninde geniş ferah ve bekleme koltuklarının olduğu bir alan canlanıyor ancak maalesef bizim binada durum biraz farklı. Zemin katta ahşap üzeri cam bölmeyle ayrılan personel ofisi ile vatandaşın bulunduğu salon çok dengesiz ayarlanmış. Yıllardır bu personel ofisi yenilenmemiş ve planda iyileştirme yapılmamış. Hatta eski ahşap mobilyaların karmaşası bile hiç değişmemiş. Bütçemiz sınırlıdır, öncelik durumu vs. gibi sebeplerle bu ayrıntıları da atlayalım. Son ziyaretimizde gözümüze batan, “Bu da nedir?” diye sorgulatan bir yenilik yapılmış. Zaten çok dar olan bekleme salonu içinde, alçıpan yarım duvarlarla bir bölme oluşturulmuş. Salonun büyük bir kısmını işgal eden bu bölme mekânı daraltmış ve boğmuş. “Bu nedir?” Sorumuza aldığımız yanıt da hayli komik; şoförler için oturma alanı oluşturulmuş!
İşlemimiz devam ederken oturacak yer bakıyoruz ancak aramıyoruz çünkü bu küçücük salona ne kadar atıl durumda olan ofis sandalyesi varsa konulmuş; en az 10 tane var. Belli ki idari bölümde yenilenen eski ofis sandalyeleri bu salona tıkıştırılmış, vatandaş otursun diye! Birer tekerlekli eski model koltuğa işimiz biter bitmez fırlayıp gidecek şekilde ucundan oturuyoruz.
Malum vatandaş kendisine ayrılan bu dar salonda beklerken duvarlara bakıyor. Salonun en geniş duvarında bayrak temalı büyük bir yağlı boya resim var, muhtemelen onu da koyacak yer bulamayarak salonun tek resim asmaya müsait duvarına asmışlar. Camlarda bir iki yerde merhum Denktaş’ın çerçevesiz posteri düzensizce sabitlenmiş. Personel çalışma alanında, içinde özensiz ve dağınık duran kitapların olduğu eski ahşap dolabın yanında, Sayın Cumhurbaşkanı Tatar’ın çerçeveli resmi tek başına asılmış, zaten yanında başka bir resim için yeterli alan da yok. Nerede resim asma protokolü veya yönetmeliği? Atatürk’ün resmi, Dr. Fazıl Küçük’ün, yanında Rauf Denktaş’ın ve en sonda ise Sayın Tatar’ın belli ölçü ve formatta çerçevelenmiş resimleri o salonda neden yok? Birçok ayrıntıyı hoş görebiliriz ama böylesi bir hata şaşkınlık vericidir. Ayaklı bir panoda sergilenen kâğıttan KKTC bayrağı olmasa, nerede olduğunuzu bile unutabilirsiniz.
Yeni Meclis ve daha gösterişli bir Cumhurbaşkanlığı binası ihtiyacının tartışıldığı bu günlerde, Ankara’daki tek elçilik binamızın hali de budur maalesef. Çok yüksek bütçe gerektirmeyen ama bir mimar yönlendirmesiyle birkaç dokunuş gerekmektedir. Bekleme salonu için pahalı olmasına gerek olmayan ve mekânla uyumlu bir kaç mobilya almak zor değil; dört adet fotoğrafı protokol kurallarına uygun asmak da zor değil. Uzun lafın kısası pahalı marka bir elbise giymemize gerek yok, temiz olsun, yırtığı söküğü olmasın yeter bize. Bir de giydiğimiz ceketin düğmelerini doğru iliklememiz şart; ayıplanırsak bu yüzden ayıplanalım, fakir olduğumuz için değil.
“Millete efendilik yoktur; hizmet etme vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur.” Mustafa Kemal Atatürk
































