“Kalbinin sesini dinleseydin nerde olmak isterdin” sorusuna “ayaklarımın altında uçuşan kuşlar, yüzüme çarpan yağmur bulutları, sisler içinde uzanan gizemli Akdeniz’i gördüğümüz o yerde” diye yanıtladım.
Peşi sıra dizeler sıralandı:
Engin kızıllığın ufkunda
Tüm yaşamları tükettik.
Geride kalanları
Ya da gelecek olanları da…
Zamanı tükettik Akdeniz’de.
Ve
Sonsuz bir ışığı giydirdik tenine
Tüm boyutlarda rehberimiz olsun diye…
***
Kendi kendime kızdım.
Niye negatif anlamlar yükledim bu harikulade dizelere diye.
Ama şarkının son dizeleri kafamda tekrar edip duruyor.
Keşke bir yalan olsaydım…Keşke bir yalan olsaydım…
Yusuf Hayaloğlu “bu dünyada ilim yokmuş, keşke bir yalan olsaydım…” diyor.
Elimin altında telefon.
Her daim soru sormanın ve yanıt almanın bahtiyarlığı.
“Bir bilene” soruyorum, Ahmet Kaya’nın davudi sesiyle tekrarlayıp durduğu kafama takılan şarkı sözlerini.
“İlmin olmadığı yerde yalan var ve her şey yalandır…” diyor.
Başa dönüyorum ve haksızlık ettiğim dizelerden özür diliyorum.
Bir başka boyuta geçme isteği depreşiyor içimde.
Sonsuz bir ışık, tüm boyutlarda rehberin olsun ışığın kızı” diye mırıldanıyorum.
***
Sitem dolu cümleler gönderiyorum “kıtadaki” arkadaşlara.
“Akdeniz’in doğusunda küçücük bir adada unuttunuz beni” diye.
Espri ve neşeyle yanıt verirler her defasında;
“Haydi gel Karanfil sokakta seni bekliyoruz” diye.
İçimde kaçıp gitme isteği her depreştiğinde tarifsiz mutluluklar yaşıyorum.
Ama o kadar.
Mutluluğumla baş başa kalıyorum.
***
Ben kozmosun sonsuzluğuna inananlardanım.
Bizim dünyamıza benzeyen milyarlarca yıldızın en az birinde yaşam olduğuna da.
Nazım ustanın; “Kozmosta bizden başka düşünen var mı? Var. Bize benzer mi? Bilmiyorum…” dizelerine takılırım her zaman.
Düşüncenin kozmos kadar sonsuz olduğu nasıl anlatılabilir ki başka türlü.


































