Öyle berbat bir yıl nasıl değerlendirilebilir ki?
Başta pandemi.
Kötü yönetilen bir pandemi.
Ne sağlık kaldı ne ekonomi. Onca uyarıya kulak tıkayıp, yanlış kararlarla halkın hem sağlığına hem işine aşına zarar verdi…
Bela tüm dünyanın başındaydı. Ama Kıbrıs’ın kuzeyinde bizler en geri kalmış ülkelerle aynı sınıftaydık, sonunda sıfırı tükettik.
Pandeminin etkilerinin üstüne Türk insanı Türk Lirası’nın erimesiyle yüzde 40 fakirleşti. Bunu, piyasasında TL’den çok sterlinin geçtiği, Türkiye’den ithalatını bile dolar üzerinden yapan KKTC çok daha fazla hissetti. Borçlar arttı, gelirler düştü, piyasa pahalılandı.
Bir büyük felaket de demokrasiye ve halk iradesine yönelik müdahalelerdi…
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle başladı. 9 ayın içinde önce Özgürgün’ün yarıştan çekilmesiyle UBP başkanlığını kucağında bulan Ersin Tatar, bin bir türlü manevrayla 4’lü hükümet bozdurularak Başbakan oldu, sonra da “her yol mübah” denilerek Cumhurbaşkanı seçildi. Rüyasında görse inanmazdı…
Ama bu arada, halk birbirine düşman edildi, demokrasi yara aldı, paralar, çıkarlar döndü bir kez daha. Vatandaş, siyasetten bir o kadar daha soğudu.
Bitti mi? Bitmedi. Yine demokratik bir kurum olan parti içi seçimlere müdahale karıştı. Adaylar geri çektirildiler. Bu sefer bir başkası hem başkanlığı hem başbakanlığı kucağında buldu. Partisinde seçilmemiş biri ülkeye başbakan olarak atandı!
Halkın Partisi, uluslararası bir mesele olan Maraş’ın sayfiye yeri haline getirilmesi kendilerine sorulmadığı için hükümetten istifa edince, bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de ülke aylarca hükümetsiz kaldı.
Cinayet, trafik kazaları, iş kazalarında geçmiş yıllara göre bir düşüş yaşandı. Bunda pandemi dolayısıyla yaşanan kapanmanın etkisi olduğu sanılıyor.
Ama diğer yandan, uyuşturucu, hırsızlık, gasp gibi olaylar olağanüstü arttı. Kapanan iş yerleri, işsiz kalan binlerce insan, buna karşılık sosyal olmayan bir devlet yönetimi…
Grevler, eylemler hiç bitmedi. İnsanlar demokrasiyi koruma adına bile yürüyüş yapmak zorunda kaldılar. Doğu bölgesine dinamit gibi atılan bir imar meselesi yılan hikâyesine döndürüldü, sonunda rafa kaldırıldı.
Ama teşvikler, destekler, muafiyetler aynen devam etti. Devlet alacağına şahin olamadı bu yıl da. Kamunun zararına, birileri zenginliğine zenginlik kattı, bir de “ödemiyorum” diye devlete kafa tuttular… Devlet kasası boşaldı, kuruşa muhtaç hale geldi.
Yine bu yıl da imzalanan protokoller işlemedi. Gerekleri yapılmadı, yasalar çıkarılmadı, sonuçta altına imza atılan kaynak da gelmedi. Son birkaç yıl fazla veren Maliye, büyük bir açıkla seneyi kapattı.
Bütün bunlara şöyle bir bakınca, yeni yıldan ne bekleyebilirsiniz ki?
Bir tek olsa olsa aşı umudu olabilir. Pandemiyi ortadan kaldırdığımızda, belki tüm kötü yönetim alışkanlıkları, haksızlıklar, adaletsizlikler devam ederken, vatandaş işinin başına döner, bu kötü ortamda ne kadar yapabilirse, o kadar idare eder.
Ha bir de 2021 için kalan ikinci umut, seçimler olabilir. Belki halk demokrasisine, iradesine bu defa sahip çıkar, bencilce değil, toplumca iyiliğimiz için doğru seçimler yapar. Başka bir umut yok.
Yine de enseyi karartmayalım, karamsarlık yok. Başımıza gelenlerden ders alırsak, gelecek için umutlanmaya hakkımız olur…
YERİN KULAĞI VAR
EVET HALK BİLEŞMELİ AMA BU YÖNETİME KARŞI:
Maliye Bakanı, “Kıbrıs Türk halkı olarak bu sıkıntılı süreci de birlik, beraberlik ve kardeşlik bağımızla çok daha güçlenerek atlatacağız” diyor. Göstere göstere yapılan adaletsizliklerle mi? Adam kayırmacılıkla mı? Demokrasiye vurulan darbelerle mi? Aslına bakarsanız, ben de öyle düşünüyorum. Bütün bu kötü örnekler halkı “doğru yönetim istenci” konusunda birleştirmelidir, yeter ki karar versinler…
EMANETİ GERİ İSTİYOR:
HP Milletvekili Kudret Özersay, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olduğu için Yenal Senin’e bıraktığı koltuğu geri istiyor. Seçimde aldığı yüzde 5’lik oy oranı sonrası siyaseti bırakma sinyalleri veren, her iki hükümet ortaklığı döneminde yaptığı yanlışlarla partinin oylarını eriten Özersay’ın, bu tecrübeleriyle yeni dönemde nasıl bir siyaset izleyeceği merak konusu…
CESARET İSTER:
UBP Mağusa Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, UBP Genel Sekreterliği’ne aday olduğunu ve bunun için bir ön çalışma başlattığını söyledi. Parti içine yapılan o kadar müdahaleden sonra çıkıp da adayım demek yürek ister. Partinin Genel Başkanı’nın kim olacağına, Meclis Başkanlığına kimin getirileceğine karar veren güçler, Genel Sekreter’in kim olacağına da karar verir mi acaba?
ADAM GİBİ DENETLEYİN:
Toplum yine kapanmak isteyenler ve istemeyenler diye ikiye bölündü. Aslında ille de kapanmak gerekmez. Önemli olan virüsle ilgili kararları üretenlerin, kendi aldıkları bu kararların uygulanmasını denetlemeleri. Çıkın sokağa ve bakın, marketlerde hala maskesiz gezenler, hiçbir önlemin alınmadığı toplu buluşmalar, bunları denetleyen kim peki? Adam gibi denetleme yapılsa, ceza kesilse bu kadar laçkalık da bulaş da olmazdı. Henüz geç değil, sadece kendi ürettiğiniz kararları adam gibi denetleyin yeter…
YÜZDE 3’LER FİF’E GİTMİŞ:
Nazım Çavuşoğlu, 2016’den beri TÜK’ü kurtarma adına ithalata getirilen yüzde 3 vergiyle ilgili eleştirilerimize yanıt verdi. Meğer o paralar Fiyat İstikrar Fonu’na gitmiş, oradan da TÜK’e hiç gelmemiş. Ne diyeceğimi bilemedim. Meğer Maliye’nin açıklarını kapatmak için yıllarca ek vergi ödemişiz. Yazık…
GAZETELER FAZLAYMIŞ:
UBP’de artık normal kabul edilen tartışmalı bir durumla bu kez Meclis Başkan adayı belirlendi. İşin o yönü UBP’lileri ilgilendirmeli. Ancak Pazartesi günü seçilmesi neredeyse garanti olan Resmiye Canaltay fena halde özgürlükçü(!!!) fikirlerle geliyor. Kendisi hakkında yazılıp çizilenlerden hareketle söylediği şu; “Bilişim suçları konusunda yasa tam olarak işlemiyor… Duyum üzerine iftira atılabiliyor. Gazete sayısının fazlalığı sorgulanmalı”. İşte bu olmadı. Hakaretlerin önlenmesi tamam da, bunun yolu gazete kapatmak mıdır? Endişe verici…
ÜST KURUL DENETİME GÜVENMİYOR: Sıla Usar restoranların kısmi kapatılmasına bence doğru bir yorum getirmiş; Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu’nun, devlet denetim yapamadığı için restoranları kapatma kararı aldığını söylüyor. Hekimler denetim yapılmadığını biliyorlar, onun için kapatma kararı almışlar. “Denetim yapılacağına dair güvence verin” diyorlar. Peki insanları bir gecede işsiz, parasız bırakmanın sorumlusu kim olmuş oluyor bu durumda?

































