İnsanlık ölmüş, arkasından ağlayan yok!
Oldum olası sevmem bu savaşları…
Savaşların kazananı olmaz, hep kaybettirir.
Belki bazen mecburiyettir savaş ama barış varken niye? Diyor insan
En çok sivil halk zarar görür! Ölüm ya da kaçış!
Bir de gencecik şehitler vardır. Oysa kim bilir, ne hayalleri vardır? Ama asla gerçekleşmeyecek!
Bir annenin çığlığı kulaklarımdan gitmiyor! “Oğlummmmmm!”
Hepimiz biliyoruz ama seyretmek dışında hiçbir şey yapamıyoruz ya da yapmıyoruz!
Ne korkunç zamanlardan geçiyoruz.
Buz gibi sular içerisinde küçücük bir bot ve içinde hayata tutunmaya çalışan göçmenler!
Kan, gözyaşı ve hüzün…
Bitmiyor bir türlü, bitmiyor bu savaşlar!
Kan durmuyor, acı dinmiyor!
Hayat ne kadar acımasızsın, umut diye minicik bir botta verilen yaşam savaşı…
Ayla Bebekle öğrendim mülteciler için kaçışın karanlık yüzünü…
Göçmenlerin yaşadıkları dram yüzümüze tokat gibi çarpmıştı.
Oysa henüz 3 yaşındaydı Ayla Bebek bir elinde bebeği, bir elinde şekeri ile mutlu mutlu gülümsemeliydi her şeye inat ama olmadı. Hayata tutunamadı Ayla Bebek ve onun gibi birçok insan.
Üzerinden 5 yıl geçti ama ne kan durdu ne de savaş…
Yine göçmenler yine botlar ve yine yollar.
Ölümün soğuk nefesi eşliğinde adı “umut” yolculuğu.
Batan botlar, korku dolu gözlerle direnmeye çalışan küçük bedenler…
Bunun adı insanlık mı?
Elbet bir gün tüm dünyayı sağduyu kaplayacak!
Elbet bir gün tüm dünyaya da bizim ülkemize de barış gelecek!
Yüzler gülecek, kan duracak, ağlayan çocukların yerine gülen çocuklar yönetecek dünyayı…
O gün gelene dek bu utançla yaşayacağız.
































