(İlker Başbuğ’un Kıbrıs kitabı)
Çünkü “ulusal davamız” dediğimiz siyasi sorunun yeri bizim için her zaman “özel” olmuştur. Dolayısıyle iddialarımızın haklılığını gözleriz ki yazdıklarımız “ispat’ı vücut bulsun.
Ne var ki aramızda “korkusuz, kuşkusuz, pervasız, telaşsız insanlar ve örgütler de vardır! Onlar için “birleşik Kıbrıs” temelinde gözettikleri çözüm “iki halkın Kıbrıslılık bilincinde ve bir federasyon çatısı altında devlet kurmalarıdır. Hatta “zamanı geldi geçti bile” demektedirler! Mesela:
Başta BM’ler temsilcisi Eide öyle söylüyor!
Müzakerecimiz Sn. Akıncı da zaman zaman bu mealde açıklamalar yapıyor.
Sol Siyasi partilerimiz de öyle söylüyor.
Bazı STÖ’leri de…
FAKAT: Biz öyle söylemiyoruz! Ya ne diyoruz? Federasyon olsun ama “iki bölgeli, iki toplumlu, iki kurucu devletli, siyasi eşitliğe sahip ve Türkiye’nin garantörlüğünün asla lağvedilmeyeceği bir çözüm diyoruz.
Oysa ne diyor Anastasiadis? Kesinlikle AB müktesebatı uygulanacaktır! Kesinlikle “Kuzey’e dönüş gerçekleşecek, Kuzey’deki TC kökenlilerin büyük bölümü gerdi dönecektir! Federasyon kesinlikle Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde oluşacaktır. Garantörlük kesinlikle kalkacaktır!..
İLKER BAŞBUĞ’UN KIBRIS’I: (“UNUTULAN ADA KIBRIS”) Geçtiğimiz gün Hürriyet gazetesinde Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “Unutulan Ada Kıbrıs” adlı kitabının yayınlanması nedeniyle kendisi ile yapılan bir röportaj yer aldı. İşte yukarıdaki görüşlerimi Başbuğ’un bu yeni kitabın nedeniyle tekrarladım. Çünkü düşüncelerimdeki “kuşku ve korkularıma” İlker Başbuğ gibi Türkiye çapında bir insanın görüşlerinde de elledim. Çünkü yıllardır Kıbrıs konusunda Türkiye’den “tık” sesi bile işitilmezken Başbuğ’un bu kitabı adeta “uyanın” feryadı gibi işitildi. Bu nedenle bir iki cümlesini sizinle de paylaşıyorum:
Röportajı yapan gazeteci soruyor: “Bunca karmaşanın ortasında neden Kıbrıs kitabı yazdınız? Başbuğ’un cevabı özetle şu: “Bu konu Kıbrıslı Türkler için ne kadar önemliyse Türkiye’nin geleceği açısından da o kadar önemli. Tarih ilerisini göremeyenler için acımasızdır. Biz Kıbrıs’ı unuttuk. Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik sahalar belki ileride bize çok şey kaybettirecek. Dış politikada yanlışların sonuçları karşınıza hemen çıkmayabilir. Ama gün gelir eyvah biz ne yaptık dersiniz!.” Türkiye AB üyesi olmazsa adada iki topluluklu durumu eritirsiniz. Karşı tarafın hedefi çok açık: Enosisi AB müktesebatı çerçevesinde gerçekleştirmek. TC yurttaşlarını geri döndürmek.. Delegasyonları koymazsanız Türk tarafı azınlık statüsüne doğru gider. Rumlar garanti anlaşmasının kalkmasını istiyor… Kalkarsa 1963 olaylarını yeniden yaşarız.”
İşte Türkiye’den işittiğim bu sestir ki bir kez daha siyasi sorunla ilgili görüşlerimi “haklıyım” yahut “haklıyız” inancıya pekiştirdim.
ÇOK BİR ŞEY İSTEMİYORUZ. (YENİ HÜKÜMET İSTİKRARI SAĞLASIN YETER.)
Daha önce de yazdım: “Yeni bir Hükümet kurma olayı kendi bünyemizi, çapımızı, coğrafyamızı, nüfusumuzu dikkate almadan bir yerlerden esinlenerek bünyemize yapıştırıldı ki 50 kişilik Meclis’te on kişilik hükümetin programını onaylamak için aradan günlerin boşu boşuna geçmesi gerekir! Nitekim dün Hükümet Programı Meclis’te okundu ama ancak Çarşamba gün oylanacak. İnsanların iç içe yaşadığı böylesi küçük “ortamlarda” uzun işlem ve teferruatlarla oyalanıyoruz.
Oysa “hükümete çok ihtiyacımız vardır!” (Denecek ki “olduğunda ihtiyaçları çok mu karşıladı?) Eh, doğru da “insanlar her zaman sorunları, beklentileri, dirlik düzenleri için muhatap ararlar. O da hükümettir!
Mesela Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Nazım Çavuşoğlu’na sormak istiyoruz: “Mağusa’ya on beş gündür Güzelyurt’tan su gelmiyor. Çeşmelerden sular akmıyor? “Hiç mi vicdanlarsınız sızlamaz” falan bile dedik ama işiten bile olmadı hatta maruzat bile beyan edilmedi!
Mesela Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’na da sormak isterdik: Sona doğru gelinirken hangi yolun yolcusu olduğumuz merakından az biraz kurtulmak için bugüne kadar müzakerelerde hangi konuda uzlaşı sağlandığına yönelik bir açıklama yapılamaz mı?
Mesela: Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kemal Dürüst’e sormak isterdik. Ne olacak “kentlerdeki artık “felâket” kelimesi ile ifade edilen ana yolların durumu? Ne olacak canlara mallara kıyan Trafik sorunu? Vesaire..
İNSANLAR ÇARE UMARLAR: Oysa bu memleket “çaresiz dertlere düştü, ağlar haline!” Gündelik yaşam gereksinmelerini bile artık karşılayamaz oldu. Nitekim ne demek haftalarca sürecek susuzluk? Ne demek küçücük turistik bir ülkede birbirine çarpa çarpa giderken canlar alan trafik kazaları? Ne demek diz boyu pislik? Ne demek kentlerde hâlâ çözülememiş genel tuvalet sorununun devam etmesi? Hatta ekmeğin bile sorun olması!..
İSTİKRAR: Çeşmelerden akan sudur! Tuz oranı makul ekmektir! Kazasız balasız olan trafiktir! Dairelerde güler yüzle yapılan işinizdir! Kesilmeyen elektriktir! Bozuk olmayan gıdadır! Temiz çevredir! Yollarda bellerde sürüler halinde dolanmayan köpekledir.
Artık hükümetlerden “büyük icraatlar” beklemiyoruz. “Maaşlarla oynamasınlar bir, şu yukarıda “istikrar” dediğimizi sağlansınlar iki! Yeter de artar bile!”
AKAY CEMAL’E GEÇMİŞ OLSUN: (VE AH ŞU KALPLERİMİZ!)
Dün Havadis’in manşetine yapıştıydı: “Kalp Öldürüyor!” Üstelik “Farkında da değilmişiz!” Meğer her yıl 300-350 kalp krizi oluyormuş. 1000’den fazla anjiyo yapılıyormuş! 100-150 civarında açık kalp ameliyatı yapılıyormuş. 300-350 civarında ilaçlı stend takılıyormuş. Ve bu bilgileri veren Gülgün Vaiz “Kalp Hastalıkları konusunda bir devlet politikamız yok” diyor! İşte sağlıkta bir büyük sorun daha!
AKAY CEMAL: Yılların gerçek gazetecilerinden Akay Cemal refikime de stend taktılar! Geçmiş olsun. Kendisine en halisane duygularımla sağlık afiyetler dilerim.
































